18 Ekim Çarsamba
hava durumu

TİMÜS BEZİ

TİMÜS BEZİ   Timüs Eğitim Alanı mı, Körelmiş Organ mı ?   Timüs, iman tahtası denen göğüs kafesinin...
Bu Haber 6 Ocak 2014 22:42 Yayınlandı

 

Timüs Eğitim Alanı mı, Körelmiş Organ mı ?

Timüs, iman tahtası denen göğüs kafesinin ön orta kemiğinin (sternum) arkasında bulunan yassı ve loplu yapıda bir organdır. Embriyon döneminde, boyun kısmındaki üçüncü yutak kıvrımının alt çıkıntısından yaratılır. Yeni doğanlarda, timüs bezi vücuda nispetle büyüktür (11-12g). İki-üç yaşına kadar da büyümeye devam eder. Bebeklerin -başta çeşitli mikroplar olmak üzere- dış ortamın tesirlerine karşı vücut direnci zayıftır. Bu zafiyeti bilen Yaratıcı, bebeklerin korunma ihtiyacını timüs beziyle karşılamıştır. Buluğ çağına kadar büyüyen timüsün (36-38 grama ulaşır) rengi, kırmızımtırak gridir. Yaş ilerledikçe beyazımsı, sarımtırak-gri bir renk alır. Hücrelerin meydana getirdiği birbiriyle birleşen küçük lopçuklar, organın esas histolojik yapısını teşkil eder.Evrimcilerin “kalıntı” veya “körelmiş” organ nitelendirmesinden timüs de nasibini almış ve ileride kaybolacak işe yaramayan bir yapı olarak görülmüştür. Her şeye evrimin dar penceresinden bakan, canlılardaki mükemmellik ve sanatlı yaratılışa gözünü kapatanlar; varlıktaki hikmetleri öğrenme gibi bir anlayış içinde olsalardı, insanlık için daha faydalı olurlardı. Buna rağmen, canlılardaki her uzvun bir hikmete binaen yaratıldığını düşünenlerin gayretleriyle organ ve dokuların yaratılış gâyeleri zaman içinde açığa çıkarılmaktadır. Nitekim 1984 baskılı bir anatomi kitabındaki timüs bezine dâir “körelmiş organ” iftiralarının artık terk edilmeye başlandığını; “Timüs bezinin hormonu şimdiye kadar tespit edilememiştir. Büyümeyi hızlandırdığı, iltihaplanmaya karşı mücadele gücünü artırdığı, antitoksinlerin meydana gelmesinde rol oynadığı kabul edilmektedir.” ifadelerinden anlıyoruz.

1980’li yılların başlarında timüsün, endokrin (iç salgı bezi) bir organ olduğu düşünülüyor, salgılarının da antikor yapımında rol aldığı zannediliyordu. 2000’li yılların başlarında ise bu organın, kemik iliğinde yapılan T-lenfositleri mikroplarla savaşabilecek duruma getirmeye vesile bir eğitim organı olduğu anlaşıldı. Fonksiyonu tam anlaşılamamış bu tip organların incelenmesinde uygulanan temel bir metot; deney hayvanlarının ilgili organı çıkarılarak, meydana gelen eksikliğin tespiti esasına dayanır. Bu organın da vazifesini aydınlatabilmek için, bazı hayvanların timüsü çıkarılmış veya herhangi bir sebeple timüsünü kaybetmiş kişilerdeki neticeler müşahede edilerek bilgi sahibi olunmuştur. Timüs, memeli hayvanlarda erken yaşta çıkarılırsa, kemiklerde raşitizm hastalığındakine benzer belirtiler görülmektedir. Timüs bezi çıkarılan hastalarda, kemik kırıklarının iyileşmesi gecikmekte ve bu kişilerin vücut ağırlığı akranlarından daha düşük olmaktadır. Erişkin hayvanların timüs bezi operasyonla alındığında, vücut gelişimi ile alâkalı herhangi bir bozukluğa rastlanmamaktadır.

Timüsün tam olarak çıkarıldığı durumlarda, humoral (sıvılarla ilgili) antikor sisteminde de belirli bir eksiklik görülürken, organın küçük bir parçası bırakılanlarda, lenfosit sayısı düşer ve T-lenfosit hücre yetmezliğine bağlı belirtiler görülür. Dolaşımdaki T-lenfosit hücreler doğumda ya çok azdır yahut hiç yoktur. Di-George sendromu vakalarında, anne karnındaki çocuğa timüs nakli başarı ile uygulanmakta ve nakilden sonra T-lenfosit hücre mücadele gücünde düzelme olmakta ve immünite (bağışıklık sistemi) yeniden sağlanmaktadır.

İnsanda hücrelere bağlı bağışıklık ve humoral bağışıklık (sıvılara bağlı) olmak üzere iki tip bağışıklık sistemi vardır. Hücrelere bağlı bağışıklık; sitotoksik (hücre öldürücü) ve fagositik (hücre yiyici) mekanizmalarla antijen taşıyan yabancı hücrelerin yok edilmesidir. Humoral (sıvılara bağlı) bağışıklık ise, kan plâzmasında antikor adı verilen immunoglobulinlerle yapılan, organizmayı antijenlere karşı koruma işlemidir. T-lenfositler hücrelere bağlı bağışıklıkla, B-lenfositler ise sıvılara bağlı (humoral) bağışıklıkla vazifelidirler. Doğumdan itibaren ilk iki ayda karaciğere, daha sonra kemik iliğine ürettirilen B-lenfositlerin, ürettiği antikorlar sıvı içinde bulunur ve bu yüzden humoral bağışıklıkta iş görürler. T lenfositler ise bizzat aktif savaşçı hücreler olarak vücut savunmasında vazife yaparlar.
Vücuda giren her türlü yabancı maddeyi yok etmeye çalışan aktif lenfositlerin, zararlı hücreleri yemek veya öldürmek için çeşitli eğitimlerden geçirilmesi gerekir. Kemik iliğinde üretilen genç lenfositler, mikrop öldürücü aktif T-lenfosit doğurma yahut antikor sentezleme kabiliyetine henüz sahip değildirler. Bu kabiliyetleri kazanabilmeleri için T-lenfositler timüste, B-lenfositler ise kemik iliğinde bir müddet eğitildikten sonra vücudu savunmak için lenfoid dokuya göçerler.

Harp sahasında mikroplarla savaşabilmek için timüse eğitime gelen lenfositler, burada bölünerek milyonlarca farklı antijene cevap geliştirebilecek (tanıyıp tesirsiz hâle getirebilecek) şekilde çeşitlenirler. Milyonlarca antijene karşı milyonlarca T-lenfosite, insan vücuduna girebilecek her türlü antijene (yabancı molekül) has, antikor ürettirilir. Gaybı bilmeyen ve şuurdan mahrum olan lenfositler, dışarıdaki milyonlarca antijenin varlığını ve onların her birine karşı ayrı T-lensofit üretilmesi gerektiğini nasıl bilebilir ki? Her yabancı moleküle karşı özel bir silâh üretme gibi akılları durduracak kadar kompleks bir mekanizmanın kendi kendine gelişmesi hiç mümkün müdür? Alîm-i Hakîm, kendine muhatap seçtiği insanın sıhhatini korumak için, müdafaa sisteminin askerlerine mükemmel bir eğitim ve donanım alanı olarak timüsü yaratmıştır. Acemi birliğinden usta birliğine gönderilen komando erleri gibi, timüste eğitimini tamamlayanlar da aktif T-lenfosit unvanını kazanır ve harbe katılmak üzere lenfoid dokulara (kasıktaki lenf düğümleri, koltuk altı, bademcikler, boyun vb.) dağılırlar.
Timüste eğitim alan lenfositlerin bir başka özelliği de, bulunduğu vücudun kendi antijen ve proteinlerine karşı mücadele yapmamasıdır. Bir güvenlik görevlisinin işyeri çalışanlarına zarar vermediği gibi, eğitimli T-lenfositler de vücudun kendi antijen ve proteinlerine zarar vermezler. Eğer T-lenfositler vücut hücrelerinin antijen ve proteinlerini de tanımayıp, onlara da yabancı gibi muamele etselerdi, sağlıklı bir insan birkaç gün içinde ölümle karşı karşıya kalırdı. Nitekim otoimmun hastalıkların bir kısmı, vücudun kendi askerlerinin saldırmasıyla ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumun önlenmesi adına vücutta harika bir sistem kurulmuştur: Kemik iliğinde yapılan eğitimsiz T-lenfositler, önce vücudun kendi antijenleri ile karşılaşır ve vücudun öz antijenlerine karşılık veren % 90 kadar lenfosit henüz eğitim alanında ölür. Geri kalanlar timüs bezindeki eğitimi başarmış olarak salıverilir. Lenfositler, vücudun kendi hücrelerinin antijenlerini tanıyıp onlara saldırmaz hâle gelince, dışarıdan girmiş yabancı hücrelere (bakteri, mantar, virüs) ve içeride üremiş kanserli hücrelere ait antijenlere karşı güçlü bir şekilde mücadele verebilir.

Böbrek, karaciğer ve kalb gibi organların naklinde en büyük problemi T-lenfositler çıkarmaktadır. Çünkü onlar dışarıdan gelen her türlü yabancı antijene saldırmak üzere yetiştirilmiş, güçlü askerlerdir. Alıcı şahsın T-lenfositleri, başka insanlardan alınan organları, yabancı antijen olarak gördükleri için, nakledilen organın dokusunu reddetmek için hemen faaliyete geçer. Timüs bezi çıkarılan bazı hayvanlara doku nakli yapıldığında ise, yabancı dokuya karşı herhangi bir reddetme durumu görülmemiştir. Fakat bu durumda, vücut her türlü mikrobun istilâsına açık hâle gelmektedir. Dolayısıyla insanlarda yapılacak böyle bir uygulama, immün sistemin aktif bağışıklığını iptal etmek demektir ki; bu, bir ülke ordusunun en önemli kuvvetlerini iptal etmek gibi bir şeydir. Sınırları korunmayan bir ülkeye her türlü zararlının sızması gibi, immün sistemi zayıflatılmış vücuda da her türlü mikrop girebilir.

Bugün tıbbın önemli meselelerinden biri de, immün sistemin hastalıklarla mücadelede en verimli nasıl kullanılacağı hususudur. Evrimcilerin “körelmiş” dedikleri timüsün ne kadar mühim vazifeleri olduğunu, ancak insana ve tabiat kitabına hikmet nazarıyla bakanlar anlayabilecektir.

TİMÜS BEZİ 

Endokrin Sistem
1-Pineal bez
2-Hipofiz bezi, Epifiz bezi,
Hipotalamus
3-Tiroid bezi, Paratiroid bezi
4-Timüs bezi
5-Böbrek üstü bez
6-Pankreas
7-Yumurtalık
8-Testis

Timüs bezi, birincil lenf organlardan biridir.

Timüs bezitiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur. Bu bez, bağ dokusundan yapılmış ince bir kapsülle çevrilmiştir. Kapsül, diğer lenfoid organlarda olduğu gibi bezin içine girerek onu bölmelere ayırır. Timüs bezinin bölmelerinde; retiküler, çeşitli hücrelerve lenfositler bulunur. Bu salgılar, lenf damarlarını, kan damarlarını vesinirleri vücudun her yerinde ince bir tabaka halinde sararak, hem korur, hem de aktivitelerini güçlendirir.

Timüs bezi, doğumdan önce ve doğumdan hemen sonra lenfositmeydana getirerek vücudu enfeksiyonlardan korur.

Timuskortex ve medulladan oluşur; burada bulunan kortikal ve medullar epitel hücreler bir epitelyal ağ oluşturur. Kortekste ayrıca nurse hücreleri ve thymositler bulunur. Medullada ise olgun T lenfositler, dentritik medullar epitelyal hücre, makrofaj ve interdigitation dentritik hücreler yer alır.

Burada ayrıca Hassal Korpüskülleri denen ve ne görev yaptığı bilinmeyen keratinize yapılar bulunur. Korteks ve medulla arasında High Endotelyal Venol (HEV) denen bir bölge vardır, lenfosit trafiğinin oluştuğu bölge.

Kortekste bulunan thymositler medullaya doğru inerken olgunlaşır.Herhangi bir antijenik determinant içermeyen lenfosit, medullaya doğru antijenik yapı içermeye başlar.(Bir yandan da makrofajlar tarafından izlenir; içerdiği antijenik yapılar vücuda karşıysa apoptozla temizlenir.) Medullaya gelen lenfosit, artık olgun bir lenfosit haline geçer.

Timüs‘ün ürettiği T hücreleri, sağlık üzerindeki önemli yararları olan hücrelerden biridir. T hücreleri olarak adlandırılan lenfositler, vücuda zarar verebilecek, zararlı hücreleri yok etmektedir. Savunmada kusur varsa daima T lenfositleri sorumludur.Timüs beziT hücrelerinin vücut hücreleriyle yabancı hücreleri ayırt etme yeteneği kazandıkları yani eğitildikleri, olgunlaştıkları yerdir.

Başka bir değişle, timüs bezi, tiroit bezinin salgıladığı T hücrelerini içine alarak, fermonte ederek güçlendirir ve antikor haline getiriler ve eğitir. Bağışık sisteminin mikroplarla nasıl savaşacağı konusunda eğitim ve aktivitesinden timüs salgıları sorumludurBağışıklık sistemini çökerten hastalıkların ölümcül olması, T hücrelerinin haberleşme hattını kesmelerinden kaynaklanmaktadır.

Timüs yaşla birlikte gerileyen bir organdır. Timüs bezi (kapsülü),  çocukluk yıllarında fındık büyüklüğünde olup, ergenlik çağında ceviz büyüklüğüne(ergenlik oluşumunu hızlandırır) erişir, yaş ilerledikçe bezelyeve pirinç kadar küçülerek işlevi azalır. 20 yaşından sonra küçülmeye başlar. 60 yaşından sonra hemen hemen yok olur.

Doğum anında yaklaşık 15gr. ergenlikte ise 35 gr ağırlıktadır. Sonra ağırlığı düşer ve 20 yaşındaki bir erişkinde 25 gr. yaşlı bir insanda 6 gr. olur.

Timüs bezinin zamanla fonksiyonunu yitirmesi, bağışıklık sisteminin bozulmasına ve hastalıklara yol açmaktadır.

Araştırmalarda stresten uzak ve kaybetme korkusu olmayan bazı yaşlılarda timüs bezinin cevizbüyüklüğünde kendini muhafaza ederek işlevini sürdürdüğü görülmüştür. Ayrıca kortikosteroidhormonlarının uyarılarına açıktır. Fazla heyecan, stres gibi durumlar sık yaşanırsa timüs atrofiye uğrar ve görevini yapamaz hale gelir, immün cevap geriler. Timüs kapsülü yaşlılık döneminde küçülmesinin ana nedeni, yeterince testosteron ve ostrojen salgısının salgılanmıyor olmasıdır. Sonradan gelişen iki kapsülcüğün işlevini yitirerek küçülmesidir.

Ergenlik çağındaki kız ve erkeklerde ceviz büyüklüğüne ermesinin ana nedeni, kadınlarda ostrojen,erkeklerde testosteron salgısının artmasıdır. Çünkü ergenlik çağında testosteron ve östrojen timüs kapsülünde eğitilebilmesi için yeni iki kapsülcük oluşmaktadır. Bu da ana kapsülün hacmini ve işlevini büyütmektedir. Eğer bu kapsüller gelişemez ise, erkeklerde testosteron eğitimi tamamlanamadığı içinerkek kısır olabilir. Hatta biseksüel olabilir. Kadında ise, östrojen eğitimi tamamlanamadığı için kadın kısır olabilir. Hatta lezbiyen olabilir. İleriki yaşlarda erkekler prostat ve testis kanseri olabilir. Kadınlarda ise, meme, rahim kanseri olabilir. Çünkü eğitilmeyen testosteron ve östrojen “DİHİDRO” denilen (işlevini yitirmiş) hücreye dönüşebilmektedir. Bu bozulmuş hücreler de kanserin baş tetikçisidir.

Timüs bezi, yaşam ve yaptıklarımızdan haz alma duygularının, konuşma ve gülümsemenin ana kaynağını oluşturur. Beyni uyararak konuşmayı ve gülümsemeyi aktivite eder. İlgili sinirleri, kasları ve hücreleri harekete geçirir.

Timüs bezi aktivitesini yitirmişseaşırı asabiyetani davranış değişiklikleri, konuşmada tutuklukyapılan esprilere  duyarsızlık vealınganlık olarak belirtiler görülür.
 Timüs bezinin aktivitesini kontrol etmek için dilimizi üst damağımıza sürerek (vücudumuzda ürperti hissi oluşur) kontrol edebiliriz.

Bir diğer deneyde; Gülme anında boyun ile vücudun birleştiği yere, sağ elimizi koyup bastırıp beklediğimizde timüs bezindeki hararet,hareketliliği hissedebilirsiniz. Stresli ve gergin olduğunuzda da hiçbir faaliyetin olmadığını, yerini soğuk bir terin aldığını hissedersiniz. Aynaya baktığınızda o bölgenin kızardığını görebilirsiniz. 

İki parmakla timüsün üzerine gelen noktaya vurularak uyarılması ve dilin, üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi timüsün uyarılmasını sağlamaktadır. Timus, uyarıldığında salgıladığı hormonlar kişide haz ve mutluluk duygusu yaratır. Çünkü timus aktive olduğunda, bedenin kimyasının değişimine neden olur. Bu değişiklik, sinir sistemini sakinleştirir ve beyin fonksiyonlarını hızlandırır. Bu da kişide rahatlama duygusu oluşturur.
Dr. John Diamond ve ekibi dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin küresi arasında denge oluşmasını sağladığını tespit etmiş. Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

Timüs bezinin sağlıklı kalabilmesi ve görevini tam yapabilmesi için, Hipofiz bezinin yeterli Endorfin veSerotonin salgılaması gerekmektedir. Endorfin ve Serotonin salgıları Tiroit, Timüs ve Kalbe akaraksükunet, huzur ve mutluluğu tetiklerler. Endorfin ve Serotonin salgıları Timüs bezinin ve kalbin kesintisiz enerji kaynağıdır.

Dr.John DİAMOND: “Timüs bezinin yaşam kaynağı, yönlendirici ve denetleyici olduğunu belirtmiştir. Yaşam kaynağının ve enerjisinin ana merkezidir.” demiştir.

“Kanser kuramının formülünü hazırlayan” Nobel ödüllü Avusturyalı Mc.Farlane BURUNER, Timüs bezinin işlevleri artırıldığında, bedenin her türlü kanserden kurtulmak ve korunmak için büyük bir yetenek kazandığını ortaya koymuştur. En önemlisi de kanser riskini ortadan kaldırdığını iddia ve ispatlamıştır.

İçten bir gülümseme ve hoş sohbet konuşmanın, Timüs bezi ile yakın bir ilgisi bulunmaktadır. Aynı zamanda içten bir gülümseme Timüs bezini güçlendirir ve çok etkili kılar, vesvese ve stres yaşandığında dailk etkilenen organımız Timüs bezimizdir.
1993 yılında California Üniversitesinde Dr. Paul Ekman tarafından yapılan araştırmada, gülmenin timüsü vebeynin değişik haz bölgeleriyle bağlantısı olan kasları harekete geçirdiği ve insanda haz duygusuyarattığı kanıtlanmış.

Timüs kapsülünün üzerine Elmas veya Kuars türü kristaller takı olarak takılması durumunda siklon enerji girdabı oluşur. Siklon enerji bedenimize yönelik negatif enerjiyi bertaraf ederek, enerjinin geldiği yere katlanarak geri iade eder. Pozitif enerjiyi ise, kendisi neşreder. Aynı zamanda bedenimize yönelen pozitif enerjiyi katlanarak bedenimize çeker. Kısacası; pozitif enerjiyi çeker, negatif enerjiyi iade eder.


ÇİNKO-TİMUS BEZİ İLİŞKİSİ

Çinko antioksidant savunma sistemi enzimlerinden süperoksit dismutaz içinkofaktördür ve dokuları serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyanmetallotiyoneinlerin yapısında yer alır. Bu enzim radrasyon ve kimyasal oksidantlara karşı hücreyi korur.

Antijen uyarısına humoral yanıtta azalma, timuslenf bezleri ve dalak hipoplazisiçinko eksikliğinde ortaya çıkan immün sistem defektleridir. Çinko eksikliğindelenfopeni, T lenfosit ve doğal öldürücü hücre aktivitesinde, IL-2 ve TNF-alfaüretiminde ve serum timulin aktivitesinde azalma tespit edilmiştir.

Çinko, hücresel bağışıklıkta da rol almaktadır. Yetersizlik durumundatimusta bozulma, doğal öldürücü hücre aktivitesinde azalma gözlenmiş, çinko verildiğinde, T hücre göstergelerinde, timopoitinüretiminde düzelme gösterilmiştir.

Bağışıklık sistemi çerçevesinde çinkonun yaşamsal önem taşıdığı oluşumlar: lenfozitlerin gelişmesi, antikor üretimi, doğal katil-hücrelerinin ve timus bezinin etkinlikleridir. Henüz belirginleşmemiş bir çinko eksikliği sırasında polimeraz aktivitesinin kısıtlanması bağışıklık hücrelerinin etkinliğini azaltır ve interleukin üretimine doğrudan zarar verir.


Çinko eksikliği
nde:   Timüs bezi hafifler.

T-Killer hücreler ve NK-hücre aktivitesi -azalır- (Kanser)

Eklenmesi: immün sistemi uyarır.

 

Mutluluğun Merkezi;Timus Bezi

 

Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve solukborusunun önünde bulunur.Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık sistemi buradan yönetilir.Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur.Anadolu’da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepinizşahit olmuşsunuzdur.

TABII KI BIZ BUNUNLA YETINMEYIP BASKA YONTEMLER ARIYACAGIZ BU IS ICIN

Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.

Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir.Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır.Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır.Sizde parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla

timüs bezini titreştirebilirsiniz.Yada daha basit bir yolu kullanırsınız. “KAHKAHA” atabilirsiniz.

Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir.Hani yıllar geçerde aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce “hiç değişmemişsin, ne

gamsızsın…” deriz ya, işte timüs bezinin gücü.Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.

 

Mutluluk ve Timus bezi ..

“Mutluluk bir seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.”

Mutlu duyguların hissedilmesinde hormonların rolü büyük.Bedenimizde o hormonları salgılayan salgı bezlerinden minicik ama çok güçlü bir salgı bezi var: timus.

Timus uyarıldığında salgıladığı hormonlar kişide haz ve mutluluk duygusu yaratır.Çünkü timus aktive olduğunda bedenin kimyasının değişimine neden olur. Bu değişiklik sinir sistemini sakinleştirir ve

beyin fonksiyonları nı hızlandırır. Bu da kişide rahatlama duygusu yaratır.

Avustralyalı Nobel ödüllü kanser araştırmacısı Sir MacFarlane Burnet timus bezinin aktif hale getirilmesiyle insan bedeninin kendisini kanserden koruyabilme yeteneğine sahip olacağını savunuyordu.

Çocuklarda iri olan timus ergenlik döneminde bir ceviz kadar irileşiyor. Ama yas ilerledikçe bir bezelye tanesi kadar küçülüyor,yaşlılıkta ise tamamen köreliyor. Ama bazı insanlarda ileri yaslarda

bile hala ceviz büyüklüğünü koruması, bilimin henüz çözemediği alanlardan biri.

Timusun sağlığımız üzerindeki önemli yararlarından biri de T hücrelerini üretiyor olması. T hücreleri denilen lenfositler bedene zarar verebilecek zararlı hücreleri yok ederler. Bu küçük T

hücrelerine yaşamımızı borçluyuz. AIDS gibi bağışıklık sistemini çökerten hastalıkların ölümcül olması T hücrelerinin haberleşme hatlarını öncelikle kesmelerinden kaynaklanıyor.

Timus göğüs kafesinin üst kısmının tam arkasında, göğsün tam ortasında yer alıyor. Timusu uyarmanın üç basit yolu var:

 

Timusu uyarmanın birinci yolu gülmek.Yani gerçek, içten, sıcak bir gülüş, bir kahkaha. Her gülündüğünde timus bezi aktive oluyor. Her aktive olduğunda bedenimize kimyasal dalgalar göndererek kendimizi iyi

hissetmemizi sağlıyor.

1993 yılında California Üniversitesi’ nde Dr.Paul Ekman tarafından yapılan araştırmada gülmenin timusu ve beynin değişik haz bölgeleriyle bağlantısı olan kasları harekete geçirdiği ve insanda haz duygusu yarattığı kanıtlanmış.

Timusu uyarmanın ikinci yoluiki parmakla timusun üzerine gelen noktaya vurulması, yani elle uyarmak.Timusu uyarmanın üçüncü yolu ise dilin üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi. Dr. John Diamond ve ekibi dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin

küresi arasında denge oluşmasını sağladığını tespit etmiş. Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

 

Önemli olan; Hayatta  çok şeye sahip olmak değil, çok  az şeye ihtiyaç duymaktı



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.