22 Kasım Çarsamba
hava durumu

Telafer katliamı

Telafer katliamı   Telafer katliamı  Nasuhi Güngör ABD ve müttefikleri, Irak’ta tarihin en büyük işgallerinden birisini sürdürüyor. Her...
Bu Haber 21 Mart 2013 22:36 Yayınlandı

 

Telafer katliamı 
Nasuhi Güngör

ABD ve müttefikleri, Irak’ta tarihin en büyük işgallerinden birisini sürdürüyor. Her işgalde olduğu gibi kendi topraklarını, onurlarını, değerlerini savunan insanları katlediyorlar. Dün Ummu-l Kasr, Felluce, bugün Telafer. Yarın Allah korusun kimbilir yüreğimizin hangi parçası.
Sadece dünyanın değil, bir zamanlar bu coğrafyada çaresizlerin hamisi olan bizlerin gözleri önünde bu büyük facia devam ediyor. Sizlere bu yazı dizisinde, sınır diye kabul ettiğimiz çizgilerin hemen ötesinde gerçekleşen bir büyük katliamı ve bir insanlık dramını aktarmaya gayret edeceğiz. Çünkü Amerikan güçlerinin ve işbirlikçilerin burada gerçekleştirdiği operasyon, ne yazık ki Türkiye kamuoyunda yeterince duyulmadı. Satır arasında birkaç haberin dışında ele alınmadı. Koca devletin gönderdiği Kızılay yardım konvoyları bile Telafer’den çıkarıldı. Aynı devletin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, katliamlar devam ederken “Irak’ta PKK’ya karşı da operasyon yapılması gerektiğini” söyleyerek eşi görülmemiş bir pazarlık anlayışına imza attı.

Burada size ABD’nin tam bir yıl boyunca Telafer’de yaptığı katliamın sadece bazı satırbaşlarını aktaracağız. Ama asıl dikkatlerinizi çekmek istediğimiz, Türkiye’nin ve hükümetin bu konudaki ürkütücü sessizliği. Ve yıllardır dillere dolanan “Türkmen Kartı”nın masada nasıl harcandığı.

Türkiye açısından stratejik öneme sahip ve hepsi bir yana Türkiye’nin canından bir parça olan Telafer konusunda inanılmaz gelişmeler oldu. Bunlardan en tuhaf olanı, Türkiye’nin tavrındaki değişiklikti. Çünkü iddialara göre, Türkiye’nin önüne konan bir pazarlık unsuru, Telafer’e sessiz kalmalarını sağlamıştı…

Telafer, kurban mı edildi?

Türkiye’nin “Türkmen kartı”, Irak’ta hem kendisini, hem de Türkmenleri yalnızlığa mahkum etmiş; sonuçta Telafer’deki aylar süren kuşatmaya ve katliama sessiz kalınmasına kadar gelinmiştir.

Telafer, Türkmenlerin yerleşik olduğu diğer bölgelere oranla dana az tanınan bir bölge. Aslında Türkmenler için çok büyük öneme sahip, çünkü nüfusun neredeyse tamamı Türkmenlerden oluşuyor. 300 bin Türkmen’in yaşadığı Telafer, Musul vilayetine bağlı ve bu konumuyla dünyanın en büyük ilçelerinden birisidir. Yüzde 95’i Türk olan ve 200’den fazla köyü bulunan Telafer, Musul’dan yaklaşık 75 km uzaklıktadır. Telafer’in bir başka önemli özelliği, burada çok sayıda Türkmen aşiretinin yaşamasıdır. El-Beyat, Alabay, Seyitler, İlhanlılar, Muratlı, Şeyhler, Babalar, Çulaklar, Çelebiler, bunlar arasında başlıcalarıdır.

Elde kesin rakamlar olmamakla birlikte burada yaşayan Türkmenlerin önemli bir bölümü Şiidir. Diğerlerini ise Sünni Türkmenler oluşturmaktadır. İşte bu önemli ayrıntı, bu bölgeye yönelik ilgisizliğin başlıca kaynağını oluşturmaktadır. Bu konuya girmeden, Telafer’in tarihinden önemli bir bölüm aktaralım ve bu bölgedeki direnişin ne kadar sağlam bir geleneğe dayandığını birlikte görelim.

Kaçakaç direnişi ve Telafer

Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen kaybettiğimiz Musul’la birlikte Irak’taki Türkmenlerle de aramıza sınırlar girdi. Oysa Irak Türkmenleri, Birinci Dünya Savaşı sonundaki İngiliz işgaline karşı gösterilen direnişte büyük rol oynamıştı. İşgalden sonra Bağdat’ta, Musul’da ve Kerkük’te gösterilen direnişte her zaman onlar da vardı.

İşte o günlerde Telafer’de yaşayan Türkmenler, bölgede yaşayan Arap aşiretlerini de yanlarına alarak direnişe geçtiler. (Lütfen dikkat edelim, Arap aşiretleriyle birlikte.) İngiliz kışlasına yapılan baskınla harekete geçen Telaferliler, ardından pekçok İngiliz subay ve askerini öldürdüler. İngilizlerin büyük birliklerle şehre yaklaşması üzerine, merkezi boşaltarak dağlara çekilen direnişçiler, aylarca büyük sıkıntılar çekerek buralarda mevzilendi. Şehrin boşalmasını fırsat bilen İngilizler ise, Telafer’i yakıp yıktılar. Daha sonra çok sayıda Telafer ileri gelenini tutuklayan İngilizler, pekçoğuna büyük işkenceler yaptı ve sürgüne gönderdi.

1920 yılındaki bu büyük direniş, tarihe “Kaçakaç Yılı” olarak geçti ve yaşanan kahramanlık destanları bugünlere kadar ulaştı.

Türkiye’nin Türkmen politikası var mı?

Irak’la ilgili hemen her gelişmede Türkiye’nin burada yaşayan Türkmenlerle yakından ilgilendiği gündeme gelir. Ancak bu ilginin ne kadar sahici olduğu, bugün yaşanan sonuçlarla birlikte ciddi bir tartışma konusudur.

Irak’ta ne kadar Türkmen yaşadığı konusunda Saddam döneminde olduğu gibi ABD işgalinden sonra da üzerinde mutabakat sağlanan bir sayı bulunmamaktadır. Türkiye’nin resmi olarak öne sürdüğü 3 milyon rakamı biraz abartılı olsa da, tarafsız kaynaklar bile bu nüfusun en az 1,5-2 milyon arasında olduğunu belirtmektedir.

Nüfusun ne kadar olduğunun yanı sıra, bu nüfusun sahip olduğu özellikler üzerinde de durmak gerekiyor. Irak Türkmenlerinin yaklaşık yüzde 45-50’si, yani neredeyse yarısı Şiidir. Bu durum, ne yazık ki Türkiye’nin şu ana kadar üzerinde neredeyse hiç durmadığı, hatta gözardı ettiği bir gerçektir. Esasen Türkiye’nin kendi etrafındaki ülkelerde bulunan topluluklarla, sahip olduğu tarihi, dini, kültürel ortaklıklar üzerinden yakınlık kurmama konusundaki ısrarı, sadece Şii Türkmenlerle değil, zaman içinde Sünni Türkmenlerle olan irtibatları da zayıflatmıştır.

Daha açık bir ifadeyle, Türkiye’nin “Türkmen kartı” olarak tanımlanan stratejik avantajı, kurduğu ilişkilerin sağlam bir zemine oturmaması yüzünden, kendi aleyhine dönmüştür. Bugün başta Barzani olmak üzere Irak’ta yaşayan Kürt grupların Türkiye’den uzaklaşmasında, “Türkmen kartı” üzerindeki göstermelik hassasiyetin önemli bir payı vardır. Kısacası, yapılan yanlışlarla hem Türkmenler, hem de Kürtler kaybedilmiştir. Irak’ın en iyi eğitim almış ve en şehirli nüfusu olan Türkmenlerle ilgili Türkiye’nin politikaları, bu topluluk arasındaki bölünmeleri artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bu önemli topluluğun sadece Türkiye’nin “istihbari uzantısı” gibi algılanması, onların Irak’taki hayatını daha da zorlaştırmıştır.

Saddam döneminde Türkmenlerin siyasi merkeze katılımını artıracak ve onların gücünü artıracak yerde Türkiye, Türkmenleri sadece kağıt üzerinde ve hamaset dolu bir yaklaşımla desteklemiştir. Daha da kötüsü, Türkiye’de mevcut olan siyasi, ideolojik, istihbari ve kurumsal tüm çekişmeler Türkmenlere yansımıştır. Böylece farklı Türkmen gruplar, ülkemizdeki çekişmeleri temsil eden yapılara dönüştürülmüştür. Ankara’nın daha sonradan işin fakına varıp Türkmenleri aynı çatı altında birleştirme çabası ise sonuç vermemiştir.

Bu konudaki boşluk ve yetersizlik, ABD’nin işgaliyle birlikte daha da belirginleşmiş, Türkmenler yeniden oluşturulan siyasi merkezin tamamen dışında bırakılmıştır. Bugünkü yapıda siyasi temsil açısından sadece Şii Türkmenler aktif durumdadır. Ancak onların da tüm irtibatları Irak’taki Şii grupların siyasete katılımı üzerinden gerçekleşmiştir. Sünni Türkmenlerin sahipsizliği gerçekten endişe verici boyutlardadır. Tıpkı Telafer katliamında olduğu gibi.

Türkiye’nin “Türkmen kartı”, Irak’ta hem kendisini, hem de Türkmenleri yalnızlığa mahkum etmiş; sonuçta Telafer’deki aylar süren kuşatmaya ve katliama sessiz kalınmasına kadar gelinmiştir.

Niçin Telafer?

Aslında işgal güçlerinin Telafer’i gündemlerine almaları çok daha önceye dayanıyor. Özellikle Felluce’de yapılan katliamın ardından “sıranın Telafer’e geldiği” haberleri yayılmaya başlamıştı. Nitekim 2004 yılının Eylül ayından itibaren işgal güçleri ve onlara destek veren Irak Ordusu (!), bu şehre yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaya başlamış ve ilk kapsamlı saldırıları gerçekleştirmişti.

Peki niçin Telafer?

İşgal güçlerine ve onların Türkiye’ye kadar uzanan işbirlikçilerine göre bu şehir, Irak’taki “terörist” saldırıların en önemli kaynaklarından birisini oluşturuyor. Aynı zamanda Telafer’in Suriye sınırına olan yakınlığı, bu ülkeden gelip Irak’ta faaliyet gösterenlere önemli kolaylıklar sağlıyor. ABD güçlerine ve onların ülkemizdeki uzantısı olan bazı uzmanlara (!) göre Telafer’de yaşayan Şii Türkmenler de, Sünni Türkmenler de “teröre destek veriyor”. Hatta iddialara göre bu bölge, Ebu Musab El Zerkavi’nin en fazla destek bulduğu alan ve Ensar-ul İslam ve Ensar El Sünne gibi örgütler de buradan besleniyor. Ayrıca Mukteda Sadr ve Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’ne bağlı çok sayıda “militan” da burada barınıyor.

İşgalcilerin bakışı böyle. Ancak Telafer’in bu kadar öne çıkmasının asıl nedenleri elbette çok farklı. Öncelikle şehrin son derece stratejik bir konumu bulunuyor. Ayrıca Suriye ve Türkiye’ye yakınlığı önemini artırıyor. Yakın bir gelecekte Suriye ve Türkiye’ye açılması muhtemel Sincar ve Ovaköy sınır kapıları, Telafer’i daha da stratejik konuma getirecektir.

Şehirdeki Şii ve Sünni nüfusun başından beri işgal güçlerine karşı açık tavır almaları, bu iki topluluk arasında ortaya çıkması muhtemel bir dayanışmanın getireceği sakıncalar, ABD’yi ürkütmüştür. Bu nedenle Telafer’de başından beri Şii ve Sünni Türkmenlerin aralarını açmak için çok ciddi bir psikolojik savaş yürütülmüştür. Nitekim operasyonların önemli ölçüde Sünnilerin bulunduğu bölgelere yoğunlaştırılırken, aynı zamanda özellikle Mukteda Sadr’a bağlı bazı Şii direnişçilerin de takip edildiği bilinmektedir. Dolayısıyla hedef, hem farklılıkları çatışmaya dönüştürmek, hem de önemli bir direniş geleneğine sahip olan şehirde, her noktada direnişi kırmaktır. Telafer’de hem Sünnileri, hem de Şiileri içine alacak bir “direniş modeli”, işgalciler için hep korkulu rüya oldu.

Ancak bu kadar stratejik öneme sahip ve hepsi bir yana Türkiye’nin canından bir parça olan Telafer konusunda inanılmaz gelişmeler oldu. Bunlardan en tuhaf olanı, Türkiye’nin tavrındaki değişiklikti. Çünkü iddialara göre, Türkiye’nin önüne konan bir pazarlık unsuru, Telafer’e sessiz kalmalarını sağlamıştı.

Oysa 2004 yılı Eylül ayında Telafer’e yapılan ilk saldırıda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, hiç beklenmeyen bir tepki vermişti. Gül, Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell ile hayli uzun bir telefon görüşmesi yapmış, ardından şu açıklamada bulunmuştu: “Telafer operasyonu durmaz ise, Türkiye’nin ABD ile Irak’ta işbirliğine son verebilir.” Bu açıklama sadece ABD’yi değil, Türkiye Dışişleri’ni de karıştırmıştı. Nitekim ertesi gün yapılan açıklamalarla durum hafifletilmeye çalışılmış, deyim yerindeyse “ABD’nin öfkesi yatıştırılmıştı”

Aynı günlerde Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada da Türkmenlerle ilgili gelişmelerin kaygıyla izlendiği ifade ediliyordu. Ankara’nın tepkisi ABD’yi bir an için olsa da şaşırtmıştı. Ancak onlar bu tepkinin devamının gelmeyeceğini ve kalıcı olmadığını çok iyi biliyordu.

Bu gelişmeler üzerine dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman devreye giriyor ve operasyonun direnişçileri hedef aldığını savunuyordu. Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin ile bir araya gelen Edelman, görüşmeden sonra, Türkmen kenti Telafer’e düzenledikleri saldırılarla ilgili ‘’operasyonun kentin barışçı nüfusunu değil, direnişçileri hedef aldığını’’ değerlendirmesini yapıyordu.

Bu arada “barışçı nüfusu hedef almayan” operasyon, şehrin tepesine binlerce bomba yağdırıyor, camilere, evlere ard arda baskınlar düzenliyordu.

ABD tekrar saldırıyor

İşgal güçlerinin Telafer’le işleri bitmemişti, aksine yeni başlıyordu. Nitekim 2004 Eylül’ündeki bu harekatın ardından Amerikan güçleri şehre defalarca saldırı düzenledi. Özellikle 2005 yılının mayıs ayında çatışmaların şiddeti iyice arttı. Telafer, bir kez daha işgalcilere direniyordu.

ABD güçleri ve işbirlikçileri, kontrollü olarak şehirde hayatı zorlaştırıyordu. Bölgede o zor şartlar altında görev yapan meslektaşımız M. Alihan Hasanoğlu, 13 Mayıs 2005 tarihinde adeta hayalet şehre dönen Telafer’de halkın camiye bile gidemediğini yazıyordu.

Yardım konvoylarının girişine izin verilmediği şehirde sağlık sorunları baş gösterirken, yer yer devam eden baskınlar ve keskin nişancılar sebebiyle insanlar evden dışarı çıkamıyordu. Şehirde elektrikler kesikti. Cuma günü bile insanlar camilere alınmamıştı. Bir yandan Amerikan güçlerinin, diğer yandan onlarla birlikte şehre giren işbirlikçilerin baskıları, yiyecek ve ilaç konusunda da büyük sıkıntılar doğurmuştu.

Irak Türkmen Cephesi’nin, gelişmeler karşısında yeni Irak yönetimini göreve çağırması ise yeni anayasa tartışmaları arasında kaybolup gidiyordu. Bu kez kaç Telafer’linin öldüğü konusunda 40 ila 70 arasında rakamlar veriliyor, Türkiye olup biteni “ciddiyetle” izlemeyi sürdürüyordu.

Unutmayalım, her direniş, bir destandır. Ve her direniş, yüreklerde yeşeren yeni bir umudun habercisidir.

Direnişin adı Telafer

Şehre yönelik asıl büyük saldırı 2005 Eylül ayında başladı. Önce Telafer’de Tükmenler’in yoğun olarak alışveriş yaptığı pazar yerine bomba yüklü kamyonla saldırı düzenlendi ve ABD askerleri şehri kana buladı. CIA ajanlarının organize ettiği saldırıda, kasası bomba dolu kamyon, uzaktan kumandayla pazar yerinde patlatıldı. Çoğu kadın ve çocuk 30 Türkmen ölürken, 35 kişi de yaralandı. Eylem alanı olarak seçilen pazar yerinde tek bir Irak polisi ve ABD askerinin bulunmaması dikkatlerden kaçmıyordu. ABD askerleri ve Irak ulusal güçleri, 2 Eylül’den beri kuşatma altında tutukları Telafer’e, 10 Eylül gecesi büyük askeri bir operasyon başlattı. Telafer Amerikan uçakları tarafından havadan bombalandıktan sonra kentin içine tank ve ağır silahlarla girildi.

Operasyonda ağır silahlar kullanılıyordu

Operasyonun amacı, “15 Ekim’de yapılacak anayasa referandumundan önce ülke genelinde güvenliği sağlamak için Telafer’deki direnişçileri yok etmek”ti. Ancak ne kadar garip ki, birkaç direnişçi için yapılan bir operasyonda ağır silahlar kullanılıyor, şehir günlerce kuşatma altında tutuluyordu. Gözlerden kaçırılmak istenen, Telafer şehrinin büyük direnişiydi. ABD ve ortakları, karşılaştıkları müthiş direnişi kırmak için bir yandan ağır bir bombardıman yapıyor, öte yandan dünya kamuoyuna “güvenlik amaçlı operasyon yapıyoruz, siviller işin dışında” mesajları veriyordu. Hem de binlerce insanı zorla evinden çıkarıp, ardından aç-susuz sokaklara bırakırken. Saldırılar sonucunda şehri terketmek zorunda kalan Telafer halkı, çadırlarda yaşamaya mahkum edildi. Telafer’de bu gelişmeler olurken Irak Savunma Bakanı Sadun el Duleymi, Telafer operasyonunun ardından Ramadi, Samarra, Rave ve Suriye sınırındaki Kaim kentlerinde de direnişçilere karşı operasyonlar yapılacağını söyleyerek, kendi topraklarını savunan “teröristler”e karşı ne kadar kararlı olduklarını gösteriyordu.

Felluce operasyonuna benziyor

ABD askerlerinin Telafer’e yönelik saldırılarının şekli, daha önceki Felluce operasyonuyla taşıdığı benzerlik dikkat çekiciydi. Aynı kuşatma, aynı çember ve aynı katliam. Sonuçta yüzlerce insan ölürken, binlercesi evlerini kaybetti. Türkmen Milliyetçi Hareketi Dış İlişkiler Sorumlusu Turhan Ketene, halkın yüzde 80’inin kenti terk ettiğini belirtiyordu. Ketene, “Operasyon Sünnilerin ağırlıkta olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. 35’e yakın ev havadan bombalanmış. Evleri basıyorlar. Bazı mahallelerde zaman zaman küçük çaplı çatışmalar da yaşanıyor” diyordu.

Kızılay bölgeden çıkarıldı

Operasyonun başından beri Telafer’de yaşayanların tek beklentisi, Türkiye’nin yardımlarına koşacağıydı. Diplomatik olarak hiçbir etkinlik sağlanamadığı gibi, bölgeye gönderilen Türk Kızılay ekibi de bir süre sonra ABD güçleri tarafından Telafer’den çıkarıldı. Oysa Kızılay yetkililerinin buradaki karşılanmasında kelimenin tam anlamıyla duygusal anlar yaşanmıştı. Telaferliler, gelen yardım ekiplerini öylesine büyük bir coşkuyla bağırlarına bastılar ki, ekipte bulunan görevliler gözyaşlarını tutamamıştı.

Zorluklara rağmen dağıtım tamamlandı

Kızılay yetkilileri, yardımlar kent merkezine ulaştırılamayınca, bir bölümü Telafer dışında kurulan çadır kente indirildi. Ancak yardımların yağmalanması üzerine Kızılay yetkilileri ile bir araya gelen ABD´li askeri yetkililer, malzemelerin kendilerinin gösterdiği yerlerde depolanmasını ve dağıtımın Amerikan askerlerince yapılmasını önerdi. ABD´li yetkililer, bu öneriyi kabul etmeyen Kızılay ekibinin malzemeleri bırakarak birkaç saat içinde bölgeyi terk etmesi uyarısında bulundu. Ekip tüm zorluklara rağmen malzemelerini dağıtarak yurda döndü.

PKK’ya operasyon sözü!

Peki, Telafer konusunda bu kadar hassas olan Türkiye’ye ne olmuştu? Bu sessizliğin perde arkasında ne vardı?

Bir yıl önceki operasyonda “yağmasa bile gürleyen”, en azından sesini yükselten Türkiye’nin, aradan geçen bir yıl sonra Telafer’e yönelik geniş çaplı saldırıya suskun kalmasının nedeni bir süre sonra ortaya çıktı. Daha doğrusu, hükümet yetkilileri, açıklamalarıyla bu nedeni kendileri ifşa ettiler.

Bakan Abdullah Gül, Telafer’de yüzlerce insan öldürülürken, “Sivil halka zarar verilmemesi konusundaki kaygılarını ilettiklerini” ifade ederek, ABD’nin “Biz orada sadece teröristleri öldürüyoruz” tezini açıkça kabulleniyordu. Çünkü Telafer’de sivil-asker diye bir ayrım zaten yoktu. Ancak asıl vahim olan Gül’ün tüm bunların ardından New York’ta söyledikleriydi:

“PKK ile mücadele sadece Irak’ın kendi güçlerinin değil, oradaki koalisyon kuvvetlerinin de görevidir. Bu gayet açıktır. Telafer’de silahlı direniş var diye operasyon yapılabiliyorsa, başka teröristlerin bulunduğu yerlerde de operasyonların yapılması gerekir. Bizim beklentimiz budur.”

Nitekim, Bakan Gül’ün bu sözleriyle paralel bir başka açıklama, ABD işgalinin başından beri en ateşli savunucusu olan Cengiz Çandar’dan geliyordu:

“Bu kez, Telafer operasyonu çok daha geniş çaplı ve boyutlu olmasına rağmen, Ankara’dan hiç ses çıkmamasının sebebi var.

1- Ankara, bu operasyonun -Kızılelmacıların aksine tüm iddialarına rağmen- Türkmenleri hedef aldığına ikna olmuş değil;

2- Asıl önemlisi, bu operasyonu, gederek Kuzey Irak’ta PKK’ya yönelik operasyonların izleyeceğine dair bazı duyumlar almış durumda. Nitekim, Amerikan yönetim çevrelerine yakın bir kaynak, bize, dün “Eğer, yakında bazı PKK yöneticilerinin zincirlenmiş biçimde Habur’a doğru yola çıktığını görürseniz, şaşırmayın” dedi. Irak’taki Amerikan güçlerinin bazı PKK unsurlarını tutuklama niyeti olduğunu ima ediyordu.” (Bugün Gazetesi, 15 Eylül 2005)

Devamını hepiniz biliyorsunuz. ABD yönetimi Irak’ta PKK’ya operasyon düzenlemek bir yana, kendi diplomatlarının ağzından Türkiye’nin de Kandil Dağı’na girmekte başarısız olduğunu hatırlatarak alay etmeyi tercih etti. Zincirlenmiş PKK’lılara ise henüz rastlayan olmadı. PKK, şimdi Bağdat’ta temsilcilikler açmakla meşgul.

Kimyasal silah iddiası

Telafer’deki operasyonlarla ilgili en önemli iddialardan birisi, ABD güçlerinin kimyasal silah kullanması oldu. Irak Demokrat Türkmen Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kasım Ömer, 17 Ekim 2005’te çok sayıda kuruluş temsilcisiyle birlikte yaptığı basın toplantısında bu iddiayı dile getirerek, ABD’nin Telafer’de kimyasal silah kullandığını ve 200’ün üzerinde kişinin kimyasal silah saldırılarıyla öldüğünü söylüyordu.

Kasım Ömer, 1 Eylül 2005 tarihinden beri ABD’nin seyreltilmiş uranyum, ses bombaları, misket bombaları kullandığını belirterek, insanların kimyasal silahlarla korkutulmak istendiğini ve ABD’nin nokta atışıyla bir evde bulunan bir aileyi tümüyle yok ettiğini de ifade ediyordu. 5 Eylül 2005 günü atılan kimyasal silahla 102, 14 Eylül 2005 tarihinde atılan kimyasal silahla da 53 Türkmen’in öldüğünü belirten Ömer, “Bizi yok ediyorlar, sesimizi duyun” diye feryat ediyordu.

Beklendiği gibi Amerikan tarafı, kimyasal silah iddialarını hemen yalanladı. Ancak operasyon sırasında şehrin tümüyle kuşatılması, görüntü alınmasına kesinlikle izin verilmemesi ve halkın şehir dışına çıkarılmaya zorlanması, bu konudaki kuşkuları daha da artırıyordu.

Değişen nüfus yapısı ve dengeler

Telafer’deki katliam, bir yandan işgal güçlerinin Suriye sınırına doğru artan operasyonlarının önünü açarken, diğer yandan şehrin içindeki nüfus dengesini de tıpkı Kerkük’te olduğu gibi etnik olarak değiştirmektedir. Operasyonlar sonrasında yaklaşık 50 ila 70 bin kadar Türkmen’in şehri terk ettiği tahmin edilmektedir. Ayrıca başta camiler olmak üzere şehirdeki hemen tüm yapılar ciddi düzeyde hasar gördüğü için, barınma konusunda büyük bir sorun yaşanmaktadır.

Bu şehirde adeta kaşınan Şii-Sünni ayrışması ise, Türkmenler arasında henüz ciddi bir boyuta ulaşmasa da, işgal güçlerinin mezhep ayrılığı üzerine kurduğu bu tehlikeli oyun her geçen gün daha da gergin bir hal alıyor.

Bu arada bölgeye yönelik operasyonların, o dönemde tartışılan Irak Anayasası’nın kabul edilmesi noktasında bir gözdağı oluşturduğunu da unutmamak gerekiyor. İşgalciler, hazırlanan anayasanın kabulü yanında, Irak’taki iktidar dengelerini kendi istedikleri biçimde düzenlemek için Felluce’den Telafer’e kadar geniş bir alanda katliamlara başvurmaktan çekinmediler. Bir zamanlar camileri, sokakları dolup taşan Telafer’de derin bir sessizlik hüküm sürüyor. Oradayken tanıştığımız ve şimdi güçlükle haberleştiğimiz kardeşlerimiz bize, “Herkeste öylesine derin bir öfke birikti ki, bundan sonra ne olacağını kimse hesap edemez” diyor ve ekliyor: “Çocuklarımıza Kur’an öğretmeye devam ediyoruz, demek ki ayaktayız!”

Unutmayalım,

Her direniş, bir destandır.

Her direniş, kendisinden sonra gelecek kuşaklara bir kudret mirasıdır.

Ve her direniş, yüreklerde yeşeren yeni bir umudun habercisidir.

Ve bu kez direnişin adı Telafer’dir.

www.milligazete.com

 

telafer katliamı

      http://www.itusozluk.com/goster.php/telafer+katliam
  1. 5 bin abd askeri, 1500 peşmerge ve 1500 kişilik şii bedir tugayının 3 eylül 2005 günü telaferi kuşatarak başlattığı, daha önce de benzer şekilde telafer’de gerçekleştirilmiş olan katliamlardan birisi. ırak türkmen demokrat partisi genel başkan yardımcısı kasım ömer, telafer’deki olaylar karşısında uluslararası camiayı soykırımı durdurmak için harekete geçmeye çağırmış durumda. telafer’de 3 eylül’de başlayan katliamın soykırıma dönüştüğünü belirten ömer, “abd’nin yugoslavya ve ırak işgali sırasında kullandığı seyreltilmiş uranyum ve napalm, telafer’de kullanıldı” diyor. ırak türkmen cephesi musul sorumlusu mehmet tahir de ailelerin yüzde 95’inin telafer’i terkettiğini, 350 bin nüfuslu telafer’de sadece 5-10 bin kişinin kaldığını, onların da evlerine girmelerine izin verilmediğini ve insanların sokaklarda yaşadıklarını açıklıyor. türkmen milliyetçi hareketi dış ilişkiler büro başkanı dr. turhan ketene saldırıların tüm şiddetiyle sürdüğünü açıklıyor ve devam ediyor: “telafer’in etrafı iki şii mahallesi hariç tamamen tellerle çevrilmiş durumda ve tel örgü dışına çıkan insanları, çoluk çocuk, yaşlı, genç, kadın, erkek demeksizin kanassilahıyla vuruyorlar. abd’liler sanki insan avına çıkmış gibiler. sırp milislerden farkları yok. insanlarımız cesetlerini kendi bahçelerine gömdüğü için kesin sayıyı bilmemekle birlikte 500’ün üzerinde türkmen kardeşimizin öldüğü haberini aldık.” türkmeneli sağlık ve sosyal yardımlaşma derneği başkanı dr. aydın beyatlı “telafer’deki operasyonun amacı türkmenleri bölgeden uzaklaştırmak, kerkük’te olduğu gibi buraya da kürtleri yerleştirecekler, kürdistan’ı kurmak için kuzeyi başka etnik gruplardan arındırıyorlar. panik içindeki şii türkmenler, ırak’ın güneyine necef’e göç etmeye zorlanıyor. sünniler ise musul ve çevre yerleşim birimlerine gidiyor. abd’nin asıl maksadı telafer-türkiye sınırı yakınında henüz kuyuları açılmamış petrol rezervleri olan bir bölge olduğu için burayı da ele geçirmek.” açıklamasını yapıyor. sünni din adamı adnan duleymi ise “telafer’e ilaç ve yardım girmesine izin verilmiyor, camiler vuruluyor.” demekte… böylesine bir katliam yapılırken türkiye neden sessiz kalır anlayabilmiş değilim…

http://eksisozluk.com/telafer-katliami–1357052

tamamı türklerden oluşan irak’ın telafer şehrinde, abd’nin 2004 eylülünün ilk haftasında başlattığı vahşetin üzerinden 8 yıl geçti ama o şehirde hiç bir şey eskisi gibi olmadı. acılar, yaralar, ölümler, yıkımlar insanların yüzlerine adeta kazındı.

ama telaferli’nin bir tesellisi vardı. o da yüzlerce abd askerinin cesedinin telafer’den abd’ye geri gönderilmiş olmasıydı. o günden sonra abd, telafer’in irak’ın başka yerine benzemediğini anlamış oldu…

not: telafer katliamı sırasında abd’ye kürt peşmergesi rehberlik etti. telafer bunu da unutmadı…

 .

 .

http://www.antoloji.com/iste-amerika-nin-telafer-katliami-turkmenleri-oldurdu-baslara-yikti-dami-siiri/

.İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı

Öğren kara bir leke-sürülmüştür alnına
Sana beddua eder-hem çocuk hem de ana
Kuşatma altındaki-öldürdün Türkmenleri
Dinlemezsin dünyayı-adım atmazsın geri
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
İhbarcılar Barzani-Ortağı Talabani
İkisi de çok adi-aynı zamanda cani
Olmayan teröristi-hiç boşuna arama
Acı ıstırap verdin-sebep oldun sen gama
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Tanklar toplar tüfekler-ansızın girdi kente
Hiç ayrım gözetmedi-öldürdü bütün çete
Silah bomba sesleri-ne olup bittiğini
O halk anlayamadı-affetmeyiz biz seni
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Ortalık can pazarı-bak yıkıldı binalar
Altlarında çocuk var-ağlamakta analar
Nice beden yıkıldı-ölü sayısı fazla
Kimisi ev altında-bazısı düştü yola
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Şehir dışına kaçan-çocuklar ve anneler
Yardım gönderin diyor-gel bu sese kulak ver
Hemen gönderilse de-bilin engellenmekte
Değeri göstermeyin-bizlerden olsun öte
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Sopalı bir hain var-dinlemiyor kimseyi
Türkmenlerim ölürken-o doldurur keseyi
Şehrin yönetimini- değiştirmesi orda
Bize oynanan oyun-bırakıyorlar darda
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Türkmen olduğu için-bombalandı bütün il
Bundan sonra konuşsun-hem aklımız hem de dil
Suriye Irak’taki-Kürtlerin arasında
Delik açmak isterler-bundan karanlık oda
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Böylece Akdeniz’e-akan şu petrol hattı
Ellerine geçecek-bundan koyarlar şartı
Bilin şu ana kadar-bak bir tek teröriste
Rastlanmadı biliniz-zulüm verdiler ferde
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Amerika nerede-aradığın adamlar
Yaptınız katliamı-sizi gidi yamyamlar
Düzlük bir arazide-kuruludur-Telafer
Evet tahıl ambarı-veririm size haber
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Musul vilayetine-bağlıdır bu yerimiz
Dikkat etmek gerekli-kahramanı erimiz
Şehirde bürosu yok-ordaki insan Türkmen
Ağırlığı kırmalı-davranmalıyız erken
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Günde bir milyon dolar-Habur sınır kapısı
İki it kazanıyor-atılmalı çarpısı
Çapulcu sürüleri-onlar boş durmuyorlar
Türkmenlerin gününü-evet bırakırlar dar
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Böylece Akdeniz’e -akacak petrolleri
Onların olacaktır-gidiyorlar ileri
Bunun için oynanır-türlü türlü oyunlar
Devam edip duracak-bunun yarını da var
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
Uyanık olmak gerek-birleştirin elleri
Konuşturmak gerekir-hem bedeni dilleri
Önü alınmaz ise-kalırız sıkıntıda
Oradaki o canlar-bize yapmasın veda
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
İmdat sesini duyun-sakın ha verme geçit
Salyaları akıyor-hepsi kolluyor vakit
Söylüyor Hasan Sancak-anlamını bilerek
Siz duyun Türk Milleti-toplu çarpmalı yürek
İşte Amerika’ nın-Telafer katliamı
Türkmenleri öldürdü-başlara yıktı damı
.

Hasan Sancak



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.