20 Ağustos Pazar
hava durumu

Sarımsağın beyin tümörünü yok ettiği kanıtlandı

Sarımsağın beyin tümörünü yok ettiği kanıtlandı Sarımsağın beyin tümörünü yok ettiği kanıtlandı               Güney Karolina Tıp...
Bu Haber 21 Eylül 2015 23:09 Yayınlandı

Sarımsağın beyin tümörünü yok ettiği kanıtlandı

 

 

 

 

 

 

 

Güney Karolina Tıp Fakültesi nöroloji bölümünden doktorlar, tarihte ilk defa yaptıkları laboratuar deneylerinde sarımsağın beyin tümörünü yok ettiğini kanıtladılar.

Sarımsağın antikanser özelliği uzun zamandır bilinmekteydi ve halk arasında binlerce yılı aşkın süredir çeşitli hastalıklara karşı kullanılmaktaydı. Fakat ilk defa laboratuar ortamında yapılan bilimsel deneylerle sarımsaktan elde edilen organik ekstreler glioblastoma adı verilen beyintümörü hücrelerine uygulanarak sonuçları gözlemlendi. Nöroloji uzmanları Prof.Dr. Swapan Ray, Prof.Dr.Narenda Banik ve Dr.Arabinda Das, saygın tıp dergilerinden Amerikan Kanser Derneği dergisinde yayınladıkları çalışmada sarımsaktan elde edilen organik maddelerin insan beyin tümörü hücrelerini öldürdüğünü bildirdiler.

Bilimadamları bunun sarımsakta bulunan sülfoidlerin, bölünmek için yüksek enerjiye ihtiyaç duyan tümör hücrelerine reaktif oksijen vererek bu hücrelerin ölümüne yol açtığını söylüyorlar. Bilimadamları organosülfoidlerin tüm etkilerinin araştırılmasının en az üç beş sene sürebileceğini fakat sarımsak gibi doğal bir besinin muhtemelen herhangi bir yan etkisi olmadan kolayca uygulanabileceğini söylüyorlar.

Prof.Dr.Ray, çalışmaların tamamlanmasını beklemeden şimdiden sarımsağın beyin tümörü yok edici etkisindenfaydalanmak isteyen hastalar için şunu öneriyor:

“Taze sarımsağı kesin ve kabuklarını soyun. Sarımsakları ezin ve 15 dakika bekletin. Bu sarımsak içinde bulunan enzimleri harekete geçirip içerdiği maddeleri antitümör özelliği olan kimyasallara dönüştürecektir.”

Amerikan Kanser Enstitütüsü sarımsağın antikanser özelliğini kabul etmiş ve sitelerinde yeni geliştirilen pek çok tedavi ile birlikte, sarımsağın kanser tedavisinde kullanımı ile ilgili bilgi veriyor. Amerikan Kanser Enstitütüsü 7 yıl süren ve 3000 kişiyi kapsayan klinik deneylerin sonucunda sarımsak kullanan insanlarda mide kanserini önlemede başarılı olduğunu tespit etmişti.

Sarımsağın beyin tümörü üzerine etkisi hakkında Amerika’dan CJ isimli bir beyin tümörü hastası ise şunları söylüyor:

2005 yılında Oligodendroglioma Grade III teşhisi konuldu. Ameliyattan sonra 18 ay boyunca Temodal kullandım. Temodal kullanırken her 2 ayda bir çektirdiğim MRlarda tümörün alındığı bölgede yeni tümör oluşumu gözlendi. Sarımsağın beyin tümörüne etkisi üzerine okuduğum araştırma sonuçları beni sarımsağın işe yarayabileceği konusunda ikna etti. Hergün bir diş sarımsak almaya başladım (ince kıyıp oda sıcaklığında 15 dakika bekleterek). 2007 yılında büyüyen tümör tekrar ameliyatla küçültüldü. İkinci ameliyattan sonrada sarımsak kullanmaya devam ettim. Sarımsak kullanmaya başlayışımın üzerinden 4 sene geçti ve MRlarımda hiçbir tümör üremesi görülmüyor.Hala sarımsak kullanmaya devam ediyorum. Bunun yanısıra, yaban mersini, ıspanak, brokoli, domates, akai çileği, portakal ve havuç gibi yiyecekleri en haftada 4 kez alıyorum. Tümörün yok olması yüzde yüz sarımsaktandır demeye cüret edemem ama 4 yıldır bende herhangi bir üreme yok. Etkisinden tam emin olamasamda sarımsak doğal bir besin olduğu için kullanılmasının hiçbir mahsuru yok bu yüzden hala almaya devam ediyorum.”

KAYNAKLAR:

  • Garlic compounds generate reactive oxygen species leading to activation of stress kinases and cysteine proteases for apoptosis in human glioblastoma T98G and U87MG cells. Das A, Banik NL, Ray SK. Cancer. 2007 Sep 1;110(5):1083-95. PMID: 17647244
  • Garlic compounds induced calpain and intrinsic caspase cascade for apoptosis in human malignant neuroblastoma SH-SY5Y cells. Karmakar S, Banik NL, Patel SJ, Ray SK. Apoptosis. 2007 Apr;12(4):671-84. PMID: 17219050
  • Garlic constituent diallyl trisulfide induced apoptosis in MCF7 human breast cancer cells. Malki A, El-Saadani M, Sultan AS. Cancer Biol Ther. 2009 Nov;8(22):2175-85. Epub 2009 Nov 22. PMID: 19823037
  • Biological properties of garlic and garlic-derived organosulfur compounds. Iciek M, Kwiecień I, Włodek L. Environ Mol Mutagen. 2009 Apr;50(3):247-65. Review. PMID: 19253339
  • Garlic and Cancer Prevention: Questions and Answers http://www.cancer.gov/cancertopics/factsheet/Prevention/garlic-and-cancer-prevention

Isırgan otu ile kanseri yendi

 

 

 

 

 

 

İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Tıp Fakültesinden Prof. Metin Aydın ve arkadaşları tarafından uluslarası literatüre rapor edilen bir vakada, 65 yaşında birgırtlak kanseri hastasının ısırgan otu kullanarak iyileştiği bildirildi.

Isırgan ile gırtlak kanserini yendi

65 yaşındaki hasta “disfaji” (yutkunma güçlüğü) şikayeti ile kendilerine başvurmuş. Yapılan tetkiklerde hastanın gırtlağında büyükçe bir kitleye rastlanmış. Kitleden doku örneği alınarak yapılan incelemede bunun adenocarcinoma adı verilen kanser türüne ait bir tümör olduğu görülmüş. Ancak tümörün yeri ve boyu itibari ile kitleyi ameliyat uygulanamamış. Hastaya radyoterapi ve kemoterapi uygulanması tavsiye edilmişse de hasta bu tedavileri kabul etmemiş. Hastanın midesine besleme borusu takılarak hasta taburcu edilmiş.

Yutkunma güçlüğü düzeldi

6 ay sonra hasta kliniğe tekrar döndüğünde yapılan tetkikte hastanın yutkunma yetisini tekrar kazandığı ve takılan boruya ihtiyaç duymadığı görülmüş. Hastada ki tümörü tekrar inceleyen doktorlar tümörün küçüldüğünü ve ölmeye başladığını görmüşler. Herhangi bir radyoterapi ve kemoterapi uygulanmayan hastada ki bu gelişme doktorları çok şaşırtmış. Hastaya ne yaptığını sorduklarında ise hastanın hastaneden taburcu olduğundan sonra geçen 6 ay boyuncagünde 1.5 litre kaynatılmış ısırgan otu suyu içtiğini öğrenmişler.

Isırgan kullanan GBM Hastası

Daha önceki bir başka vakada ise en şiddetli beyin tümörü türü olan GBM hastası Sergül Koç, hastalığından tamamen kurtulduğu bildirilmişti. Doktorlarında şaşırdığı bu durumu hasta kullandığı ısırgan otu tohumu, çörek otu tohumu ve karakovan balından yaptığı karışıma bağlıyor şeklinde basında haberler çıkmıştı.

Ancak daha sonradan öğrenildiğine göre hasta kemoterapi görmüş ve ısırgan otunu ise bunun yanında kan değerini yükseltmek için destek olarak kullanmış. Görünüşe bakılırsa gazeteler sansasyon yaratma uğruna bunu biraz çarpıtaraktümörü yok edenin ısırgan otu olduğu gibi bir izlenim vermişler. Burada “ısırgan otu ile” ifadesi özellikle seçilmiş ve özelliklehastanın kemoterapi kullandığından bahsedilmemiş. Böylece haber sansasyon yaratacak hale getirilmiş. Hasta tedavisi sırasında baş ağrısını önlemek için aspirin de kullanmış olabilir, “aspirinle tümörü yendi” demek tam olarak yalan olmaz çünkü hasta tedavisi sırasında aspirinde kullanmıştır ancak bu ifadenin “aspirin tümöre iyi geliyor” türü bir yanlış anlamaya yol açacağı aşikar. Gazetecilerin insanlar için hayati olan konulardaki haberlerde çok daha duyarlı olması gerekiyor.

Yapılan bazı labaratuar çalışmaları da ısırgan otundan elde edilen özütün kanserli deneklerdeki tümör kitlelerini küçülttüğünü ve deneklerin hayatlarını uzattığını gösteriyor.

KAYNAKLAR

  • M. Aydin, A.Aslaner &A.Zengin, Using Urtica Dioica In Esophageal Cancer: A Report of a Case . The Internet Journal of Surgery. 2006 Volume 7 Number 2
  • M. Abdel-Kader , A.H. Mahmoud , H.M. Motawa , H.E. Wahba and A.Y. Ebrahim, Antitumor Activity of Urtica pilulifera on Ehrlich Ascites Carcinoma in Mice, Asian Journal of Biochemistry 2007, Volume: 2, Issue: 6, Page No.: 375 – 385

Zerdeçal beyin tümörünü engelliyor

Zerdeçal, Güneydoğu Asya mutfağının önemli bir parçasıdır. Yakın zamanda yapılan bazı çalışmalar bunun kurkumin veya diferuloylmethane adı verilen ve kanser hücrelerini yokedici özelliği olan bir maddeyide barındırdığı ortaya çıktı. Buna rağmen hiçbir çalışma henüz antitümör özelliğini kanıtlayabilmiş değildi.

New York Üniversitesi (CUNY) kimya departmanından bir grup 2009  Şubat ayında bu konuya dair bir çalışma yayınladı. Ekip bu maddenin kan-beyin bariyerini geçebildiğini ve normal beyin dokusuna herhangi bir zarar vermediğini ortaya çıkardı. Dahası beyin tümörü oluşturucu bir madde verilen farelere, zerdeçaldan elde edilen kurkumin maddesi enjekte edildi. Kurkumin verilmeyen farelerde beyin tümörü oluşumu görülürken kurkumin verilenlerde görülmediği gözlendi.
Ekip bunun kurkuminin beyin tümörü gelişimini engelleyici özelliğinden olduğunu iddia ediyor ve kurkuminin tümöre karşı ilaç geliştirme için önemli bir kaynak olduğunu söylüyor.

Zerdeçal ile yapılan diğer bazı çalışmalarda gırtlak kanserinde ve bazı tümör türlerinde iyileştirici etkileri olduğunu gösteriyor. Ancak şu an bu çalışmalar yalnızca hayvanlar üzerinde yapılıyor. Bu maddenin henüz insanlarda da aynı etkileri verip verilmeyeceği bilinmiyor. Bu ancak 3 aşamalı bir klinik deney ile belirlenebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da şu: Yukarıdaki çalışmaların hepsi Zerdeçal dan elde edilen kurkumin maddesinin saflaştırılmış hali ile yapılmış. Ve bu maddenin deri altına iğne ile enjekte edilmesi gerekiyor. Gıda yolu ile alınan Zerdeçal’ın herhangi bir etkisi görülmüyor. Çünkü etkin maddeler tümöre ulaşmadan sindirim yolu ile vucuttan atılıyor.

Bu yüzden Zerdeçal yiyelim tümöre iyi gelir demek yanlış olur. Hatta bazı kişilerin “pahalı kemoterapileri bırakın Zerdeçal alın iyileşin” sözlerine biraz sağduyu ile yaklaşmak lazım. Hali hazırda Zerdeçal gibi ve etkinliği ondan çok daha fazla olduğu ispatlanan pek çok madde labaratuarlarda incelemede. Şayet Zerdeçal bir umut olacaksa milyonlarca dolarlık ilaç sektörü ve bu konuda çalışan yüzbinlerce bilimadamı bunu bize en güvenli şekilde sağlayacaklardır.

Herhangi bir ilaç geliştirilirken insanlar üzerinde yapılacak klinik deneylerde öncelikle bu madde vücuda herhangi bir zarar veriyormu o araştırılır. Bu maddenin güvenli dozu nedir bu belirlenir. Sonra bu madde herhangi bir fayda veriyor mu ona bakılır. Şayet bir fayda veriyorsa ve verdiği fayda kontrol edilebilir zararından çok ise ilaç olarak kullanıma sunulur.

Son Gelişmeler

Molecular Nutrition & Food Research dergisinin 19 Ocak 2010 tarihli yayininda Kanada Quebec Universitesi’nden M. Perry ve arkadaslarinin yaptigi calismaya yer verildi. Ekip insan beyin tumoru genleri verilmis deney farelerinde kurkumin maddesinin etkilerini arastirmis. Kurkumin verilen farelerde tumorun gelismesinin ve damarlanmanin verilmeyen farelere gore yavasladigi gorulmus. Dahasi ekip labaratuar deneylerinde kurkumin maddesinin kan-beyin bariyerini etkin bir sekilde gectigini gostermis.

KAYNAKLAR

  • Curcumin inhibits tumor growth and angiogenesis in glioblastoma xenografts.Perry MC, Demeule M, Régina A, Moumdjian R, Béliveau R.Mol Nutr Food Res. 2010 Jan 19.
  • Curcumin Blocks Brain Tumor Formation. Purkayastha S, Berliner A, Fernando SS, Ranasinghe B, Ray I, Tariq H, Banerjee P. Brain Res. 2009 Feb 10. [Epub ahead of print]PMID: 19368804
  • Curcumin inhibits glyoxalase 1: a possible link to its anti-inflammatory and anti-tumor activity. Santel T, Pflug G, Hemdan NY, Schäfer A, Hollenbach M, Buchold M, Hintersdorf A, Lindner I, Otto A, Bigl M, Oerlecke I, Hutschenreuter A, Sack U, Huse K, Groth M, Birkemeyer C, Schellenberger W, Gebhardt R, Platzer M, Weiss T, Vijayalakshmi MA, Krüger M, Birkenmeier G. PLoS One. 2008;3(10):e3508. Epub 2008 Oct 23.
  • Demethoxycurcumin induces Bcl-2 mediated G2/M arrest and apoptosis in human glioma U87 cells. Luthra PM, Kumar R, Prakash A. Biochem Biophys Res Commun. 2009 Jul 10;384(4):420-5. Epub 2009 May 5.PMID: 19422808

Gerçekten Doğanın mucizesi bu olsa gerek!!!!

Propolis 21’inci yüzyılın ilacı da denilen akıl almaz özellik ve üstünlüklere haiz bir arı ürünüdür. Propolis konulu bugüne değin her ülkede binlerce üniversite araştırması yapıldığını belirtmek ürünlerin önemini göstermeye yeterli olabilir. Bu sayfada propolisin yararları, içeriği, kullanım şekilleri ve saklama koşulları ile ürünü kullananların birinci elden TANIKLIKLARI yer almaktadır..

ÖNEMLİ                                                 
Propolisin güçlü antimikrobiyal aktivitesinden dolayı, propolis doğal antibiyotik olarak bilinir. Yapılan birçok sayıda araştırma propolisin yüksek antimikrobiyal olduğunu göstermiştir. Propolisin MRSA da dahil olmak üzere 21 tür bakteri üzerinde, 9 tür mantar üzerinde, Giardia’nın da dahil olduğu 3 protozoa türü üzerinde ve Herpes ve Influenza’nın da dahil olduğu geniş yelpazeli virüsler üzerinde inhibitör etkisi bulunmuştur.
Bunların dışında ayrıca propolisin geniş ölçüde tedavi edici özellikleri vardır. Bu özellikler arasında antikanser etkisi, antioksidan etkisi, yara kapama ve doku tamir etkileri, sindirim sistemi etkileri, deri enfeksiyonları etkisi, anti-inflamatory etki, anastezik etki, bağışıklık sistemi etkileri, kalp-damar sistemi etkileri ve diş sağlığı etkisidir.
Propolis içerisindeki flavanoid seviyesinin yüksek olmasından dolayı, bu ürün insanlarda oksijen radikallerine karşı yakalayıcı olarak görev görür. Ayrıca ilginç olarak vitamin C’nin okside olarak zarar görmesini engeller.
Klinik çalışmalar propolisn bronşit ve benzeri rahatsızlıkların, influenza ve herpes, deri mantarları, diş ve diş eti rahatsızlıklarında, ülser, yanık ve abselerde, kulak enfeksiyonlarında, giardi ve kolitde, vajinal ve servikal rahatsızlıklarda etkili olduğunu göstermiştir.
Propolis ve propolisli ürünlerin kontaminasyon ve kısa raf ömürlülüğü gibi problemleri olmamaktadır. Bu durum propolisin antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinden dolayıdır. Ayrıca ham propolis kurşun kontaminasyonu için rutin olarak test edilmelidir.

TİCARİ OLARAK KULLANIMI
Ham propolis arıcılar tarafından toplandıktan sonra, kullanılabilir ekstraktlar haline getirilir.
Propolis piyasada şu formlarda sunularak, satılmaktadır:

1. Sıvı/ekstraxt/tinktur: en yüksek tedavi edici formdur. Kansere karşı koruyucu olarak bilinir. Su içerisine birkaç damla damlatılarak kullanılabilir.
2. Tablet: Propolis tek başına ya da polen ve arı sütü karıştırılarak hazırlanan tabletler besleyici olarak kullanılabilir.
3. Sağlık, kozmetik ve besin ürünlerine ek olarak:
Şekerler-sakızlar: Propolis bu ürünlerde tadlandırıcı veya ağız enfeksiyonlarına karşı kullanılabilir.
Boğaz pastil ve damlaları: hızlı ve etkili çözüm sağlar.
Burun spreyi, burun damlası ve boğaz spreyi
Diş macunu: enfeksiyonlara, diş abselerine, çürüklere, ağız kokusuna, diş beyazlatılmasına yardımcı olur.
Cilt ve kozmetik kremleri, balzamları: cilt sağlığı ve koruması için kullanılır. Ayrıca bu ürünler kesik, abse, yara ve yanıklara uygulanır.
– Şampuan: koruma ve kepeğe karşı.
– Sabun: güçlü koruma
– Ballı karışımlar…

İnsanlar Üzerindeki Klinik Etkiler
Klinik deneylerde, propolisin tedavi edici etkisinin genellikle mikrobiyal kontaminasyonlardan kaynaklanan hastalıklarda verimli olduğu belirlenmiştir.


Solunum Enfeksiyonları
Bronşit şikayeti olan 260 çelik işçisine 24 gün boyunca, bağışıklık sisteminin lokal ve sistematik düzenlenmesi gibi çeşitli metotlar ve propolis etanol ekstraktının fizyolojik tuz çözeltisi lokal olarak uygulanmıştır. En iyi sonuçlar, propolis tabletleriyle birlikte alınan etanol ekstraktı ile elde edilmiştir.
Propolis ayrıca, faranjit, kronik bronşit, rhinopharyngolaryngitis, pharyngolaryngitis, nezle ve burun iltihabı gibi diğer otorhinolaryngologic rahatsızlıklarda da pozitif etki göstermiştir.


Viral Enfeksiyonlar
Klinik deneyler, insanlarda grip rahatsızlığına karşı koruyucu etki gösterdiğini ortaya koymuştur. Soğuk algınlığında, propolis kullanan hastalar 3 günde tamamen iyileşirken, propolis kullanmayan hastalarda bu sürenin 5 güne çıktığı görülmüştür.


Deri hastalıkları geçiren hastalardaki klinik deneylerde, propolis kreminin uçuk tip 1 ve uçuk Zona Zoster virüslerine karşı belirgin tedavi edici özellikte olduğu gözlenmiştir. Propolis kremi yara ve acının süresini azaltmış, ayrıca, yara nöbetleri arasındaki süreyi de azaltmıştır.


Deri Enfeksiyonları
Propolisin eter veya alkol ekstraktının (% 1–10) klinik uygulamalarında 10 yüzeysel mantara ve 9 derinde yetişen mantara karşı etkili sonuçlar elde edilmiştir. 160 sedef hastasına 3 ay boyunca, günde 3 kez 0,3 gr. propolis verilmiş ve üçte birinin iyileştiği ya da tamamen kaybolduğu bulunmuştur.
110 mantar hastasına % 50’lik propolis merhem olarak uygulanmış ve hastaların 97’sinde mükemmel sonuçlar ortaya çıktığı gözlenmiştir.


Diş Uygulamaları
Propolisin plak oluşumu ve dişeti iltihabı üzerindeki etkilerini incelemek üzere 60 öğrenci gruplara ayrılmıştır. Sonuçlar, propolisin oral hijyeni sağlamada yardımsı uygulama olarak faydalı olduğunu göstermiştir.


Klinik çalışmalar, propolis ağız yıkama çözeltisinin (1:5 su ile seyreltilmiş) diş eti kanaması ve periodontal rahatsızlıklarda önemli gelişme sağladığını göstermiştir. Hastalar, plak oluşumu ve dişeti ağrısı açısından değerlendirilmiştir.


Bir klinik çalışmada, propolis ve çinko oksitle hazırlanan dolgu, 150 hastanın diş oyuklarına indirekt olarak, 50 hastaya ise direkt olarak kaplanmıştır. Sonuçlar: propolisle hazırlanan dolgunun çinko eugenat ile aynı etkiyi gösterdiği ve kalsiyum hidroksit bazlı dolgulardan daha iyi iyileştirici etki gösterdiği ortaya konmuştur.


Propolisin, diş eti kanaması ve oral mukoza üzerindeki etkilerini incelemek üzere yapılan klinik çalışmada ise, yara izi kalması açısından daha olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Bir diğer çalışmada ise diş eti iltihaplanmasında da benzer sonuçlar elde edilmiştir. Propolisin kemik yenilenmesi ve anestezik etkilerinden dolayı kanal tedavisinde kullanılması tavsiye edilmiştir.


Yara Tedavisi ve Doku Yenilenmesi


23–98 yaş arası tipik açık yarası bulunan 64 hastaya propolis içeren merhemler uygulandı. Yaralı bölgeye hergün propolis içeren merhem uygulandı, ayrıca yara çevresine antibiyotik merhemler sürüldü. Bu uygulama 4–12 hafta sonunda sonlandırıldı. Tedavi sonucunda 19 hastada hiçbir klinik gelişme gözlenmedi, diğer hastalarda ise önemli gelişmeler gözlendi.
Propolis, yaraları enfekte olmuş hastalara uygulandığında, iyileşme sürelerinin arttığı ve aynı zamanda enfeksiyonun azaldığı gözlenmiştir. was used in a trial of hospital patients with infected wounds. Yara bölgesindeki bakterilerin yarısının 4 günde ortadan kaldırılmıştır.
Propolisin yaralar ve yanıklar üzerindeki etkileriyle ilgili çalışmalar sonucunda, kontrol denekleriyle karşılaştırıldığında, iyileşme hızının % 80 attığı gözlenmiştir.
Yanık, temiz yara ve enfekte olmuş yarası olan 229 hastaya % 2 ve % 8 propolis içeren krem uygulanmıştır. Hastaların % 18 inde yüksek konsantrasyon 9. günde etki gösterirken, düşük konsantrasyonda propolis içeren krem % 1.8 inde 16. günde etki göstermiştir. Yara ve yanıklara uygulanan düşük konsantrasyonlu krem ortalama 11 günde, iltihaplı yaralara 11 günde, enfekte olmuş yaraların % 67 sine ise ortalama 38 günde iyileştirici etki göstermiştir.


Kulak Enfeksiyonları


İç kulak iltihabı, dış kulak iltihabı ve benzer kulak rahatsızlığı olan 126 hasta üzerinde % 5- 10 propolis çözeltileri denenmiştir. Bütün rahatsızlıklar için propolisin iyileştirici etkisi olduğu belirtilmiştir (Matel ve ark. 1973). Propolis ayrıca kulaktaki akut rahatsızlıklara karşı da pzitif etki göstermiştir.


Sindirim Sistemi Rahatsızlıkları


Bağırsak paraziti şikayeti olan 138 hastaya % 10-20’lik propolis ekstraktı uygulanmıştır. Çocuklarda düşük dozun tedavi edici etkisi olduğu gözlenmiştir. Yetişkinlerde ise % 20 lik propolis ekstraktının, tinidazol ve anti protozoa ilaçlarıyla aynı dozda etki gösterdiği bulunmuştur. Propolis, Danimarka’da ülser ve Crohn hastaları üzerinde denenmiştir. Propolis ekstraktının ülser üzerinde etkili olduğu fakat Crohn hastalığına etkisi olmadığı bulunmuştur.
Bağışıklık Sistemi Bozuklukları
Bağışıklık sistemi bozukluğu olan iki hastaya propolis, esberitox N ve kalsiyum- Magnezyum kombinasyonu uygulanmış ve bağışıklık sisteminde ve klinik durumlarında olumlu gelişmeler elde edilmiştir.


İltihaplanmalar

Aseptik necrosis hastası olan 22 hastaya düzenli olarak propolis enjekte edilmiş, 32 hastaya ise aynı şartlarda normal tedavi uygulanmıştır. Propolis tedavisi uygulanan hastalarda diğerlerine göre belirgin gelişmeler gözlenmiştir. Vajina ve uterus iltihaplanması şikayeti olan 90 hastaya % 3’lük propolis etanol ekstraktı uygulanmış ve % 50’den fazlasında olumlu gelişmeler sağlanmıştır.


Hastalıklara Karşı Etkiler
Doğal penisilin olarak adlandırılan propolisin antibakteriyel, antiviral, antiseptik, antifungal antibiytik özellikleri bulunmaktadır. Bu koruyucu ve tedavi edici özellikleri tüm dünyada yapılan çalışmalarla açıklanmıştır.


Tüberküloz
Eski Sovyetler Birliği’nden V.H. Karinova ve E.l. Rodionova farklı türlerde ve aşamalardaki 135 tüberküloz hastasıyla çalışmışlardır. Hastaların yaş aralığı 6 ile 50 arasındaydı. Hastalara, alınan tepkiye göre, günde 3 kez 4 ile 10 ay arasında propolis uygulanmıştır. Çalışma sonucunda 12 hasta haricinde bütün hastaların iyileştiği gözlenmiştir. Bu 12 hastanın ise böbrek tüberkülozu olduğu tespit edilmiştir.


Ülser
Romanya’da Dr. A. Vasilca ve Dr. Eugenia Milcu propolisin ülser üzerindeki tedavi edici özellikleri üzerinde çalışmışlardır. 34 kronik ülser hastasına 4 hafta boyunca propolis ekstraktı verilmiştir. 28 hasta tamamen iyileşirken 6 hastada önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bazı hastalara doku biyopsisi uygulanmış ve propolisin yenileyici etkisi gözlenmiştir.


Mitoz
N. Popovic ve N. Oita adındaki Romanyalı medikal araştırmacılar, propolisin hücre bölünmesi üzerindeki etkileri ile ilgili bir bildiri yayınlamışlardır. Araştırmacılar, dokunun hiçbir zaman tamamen kanserli hale gelmediğini, her zaman sağlıklı hücrelerin bulunduğunu ve normal hücrelerin aktivitelerinin kanserli hücreler tarafından etkilendiğini belirtmişlerdir. Propolisin, kanserli hücreleri durdurarak, normal hücrelerin aktivitesini arttırdığını ve dokunun normal hale gelmesini sağladığını ortaya koymuşlardır.


Kolit
Bulgaristan’dan Dr. S. Nikolov ve arkadaşları, propolisin akut ve kronik kolit üzerindeki etkisini incelemişlerdir. Çalışmaya, yaşları 20 ile 65 arasında değişen 45 hasta katılmıştır. Hastalara günde üç defa yemeklerden önce propolis ekstraktı verilmiştir. Sonuçta toplam 43 hastada olumlu sonuç elde edilmiştir. Bunlardan 26’sında çok iyi, 12’sinde iyi kalanları ise memnuniyet verici şekilde iyileşme gözlenmiştir. Sadece iki hastada herhangi bir gelişme gözlenmemiştir. Çoğu hastada yedinci günde iyileşme başlamış ve ondokuzuncu ya da yirminci günde tamamen iyileşme görülmüştür.


Bağışıklık Sistemi
Propolisin en çok araştırılan ve yaygın olarak kabul edilen özelliği bağışıklığı arttırıcı özelliğidir. Propolis, doğal, salgı bezlerini aktive eden geniş spektrumlu antibiyotiktir. Propolis sadece enfeksiyonları engelemenin yanında, onları vücuttan temizler.
Çok sayıda deneyle ortaya konduğu gibi, propolis, bakterileri, virüsleri, mantarları ve hatta penisiline dayanıklı staphlococcus’u ortadan kaldırır.


Propolis virüslere karşı çok güçlüdür. Bu etki propoliste bulunan bioflavanoidlerin koruyucu etkisi sayesinde gerçekleşmektedir. Virüsler, proteinlerin dış kısmına yerleşirler. Eğer engellenmezse, bu tehlikeli ve enfekte edici madde taşıyıcı organizmada serbest kalır. Maalesef, böyle bir durumda, enzimler sayesinde protein dış kısmını parçalarlar ve böylece zararlı madde istem içerisine yayılır. Sistemde propolisin bulunması durumunda ise bu durum gerçekleşmez. Bioflavanoidler, proteinin dış kısmını parçalayan enzimleri inhibe eder ve viral maddeyi içeriye hapseder. Aynı flavanoidler, virüsün etrafını kaplayarak aktivitesini engellerler. Bioflavanoidlerin varlığında, taşıyıcı, virüslere karşı bağışıklık kazanmış olur.
Diğer bir yol ise propolisin fagosite aktivitesini güçlendirerek bağışıklık sistemine yardımcı olur. Fagositler, mikroorganizmaların etrafını sarar, içine alır ve sindirerek ortadan kaldırırlar. Propolis sayesinde gerçekleşen bu etki, birçok Sovyet ve Avrupalı bilim adamı tarafından gözlenmiş ve yayınlanmıştır.

Propolisin Gücü:
Propolisin gücü, aynen üreticisi bal arıları gibi çok geniş kapsamlı ve sayısızdır. Yüksek kolesterolü olan kişlerde propolisin faydaları görülmüştür. Çin’de Lian Yun Gang’ın Worker’s hastanesinde Dr. Fang Zhu, hipertansiyon, damar tıkanıklığı koroner kalp rahatsızlığı olan 45 hasta seçmiş ve bu hastalara 30 gün boyunca günde 3 defa 300 mg propolis vermiştir. Bu süre sonunda hastaların kolesterol düzeylerinde belirgin düşüşler gözlenmiştir.
Propolisin diğer bir faydası ise, enzimleri bloke eden prostaglandinleri ortadan kaldırmasıdır. Prostaglandinler tarafından ortaya çıkan ağrı ve ateş propolis tarafından ortadan kaldırılmıştır. Propolis aspirinle aynı enzimleri bloke etmektedir fakat aspirinin yan etkilerini göstermemektedir.


Propolisin enzim bloke edici ve prostaglandin inhibe edici etkisi, ağız ve boğaz için de faydalıdır. Mesela, diş eti kanaması ve doku zedelenmesi ağız sağlığı için en büyük problemlerden birisidir.

İltihaplanma ve kanama, diş yapısında zayıflamaya ve diş kaybına neden olur. Fakat propolis, bazı spesifik enzimleri bloke ederek, prostaglandin oluşumunu engeller, iltihaplanma ve diş eti kanamasını önler. Propolis aynı zamanda, diş etindeki damarların yüzeylerini güçlendirir.


Propolisin faydalarından bir diğeri ise, protein metabolizmasını düzenlemesidir. Saraybosna Radyoloji Enstitüsü’nden bazı fizikçiler radyasyon alan hastalardaki bazı proteinler üzerinde çalışmışlardır. Bu hastalar, düzensiz protein metabolizması ya da X ışınları nedeniyle karaciğer rahatsızlığı bulunan hastalardır.

Bu hastalara iki ay boyunca propolis verilmiştir. Diğer grup hastalara ise placebo ilacı verilmiştir. İki ay sonunda, propolis verilen hastaların çoğunda iyileşme, dğerlerinde ise önemli gelişmeler gözlenmiştir. Placebo ilacı verilen hastalarda ise hiçbir gelişme gözlenmemiştir.

                      

KANSER TEDAVİSİNİN BAŞARISINI ARTIRIR.
KEMOTERAPİ’NİN YAN ETKİLERİNİ TOLERE EDER.

kanser metastas

Tüm kanser türlerinde, Kanser yayılımı ve tümör büyümesinin, arı ürünleri kullanımıyla, yarı yarıya oranlarda yavaşlaması, hastalığın direncinin kırılması, tedaviye önemli zaman dilimleri kazanılması ve yaşam süresinin uzamasına ilişkin araştırmaları aşağıda bulabilirsiniz.

Bağışıklık sistemini güçlendiren yönleriyle de kanser tedavisine artı destek sağlanır. Hastanın dayanma gücü, yaşam kalitesi ve genel direncinde de yükselme görülür.Bu sayılanlar hastanın, yüksek moral ve hastalıkla mücadele azmine sahip olması için güçlü bir zemin oluşturabilir. İnsanın psikolojik yönünün ağırlığı dikkate alındığında arı ürünleriyle artı olarak gelen bu katkıların da önemi tartışılmaz.

Öte yandan kemoterapi ve radyoterapinin yan etkilerine karşı iç organları koruyucu, hastanın hızlı toparlanmasını sağlayıcı etkileriyle ilgili araştırmalara da bu sayfada ulaşabilirsiniz.

Arı ürünleri içerdiği flavanoidler ile E vitaminine göre 200 kat daha fazla antioksidan değere sahiptir. Kanser risklerini azaltan bu yönüyle de dikkat çekici olup, koruyucu tıp anlamında da kullanılması sözkonusudur.

Önemli Not: Arı ürünlerden beklenen yararlar herkes için aynı şekilde ortaya çıkmayabilir. Arı ürünlerine genel allerjisi olanların ürünleri kullanmadan önce bir allerji uzmanına danışmaları önerilir. Arı ürünleri genel olarak tedaviye destek kategorisinde olup başlı başına bir tedavi olarak değerlendirilemezler.

Konuyla İlgili Yüzlerce Üniversite Araştırmalarından Bazıları:

Kanser Yayılımını (metastaz) Yarı Yarıya Yavaşlatıyor:

Oxford Üniversitesi’nin bilimsel yayınlarından biri olan Oxfordjournals’da yer verilen Japon Gifu İlaç Bilimlerinde yapılan araştırmaya göre arı sütü anti-tümör etkiler gösteriyor. Tümör büyümesini yavaşlatan ve durduran bu etkilere ek olarak arı sütünün etkin maddelerinden olan HDA-10 kanser hücrelerinin yaygınlaşmasını ve yer değiştirmesini (metastaz) de kısmen engelliyor. 

Kuyushu Universitesi’den Prof. Nakaya ve akademisyen ekibinin deneysel çalışmaları, arı sütünün anti-çevrel-estrojen aktiveleri ile göğüs kanser hücrelerinin yaygınlaşmasında etkin olan bu çevrel etkilerin önüne geçtiği doğrulanıyor. 

Propolisin etkin maddelerinden olan caffeic Acid Penetil Ester(CAPE)’in tümör ve metastaz üzerinde etkilerini araştıran Prof. Hui-Fen Liao ve Tayvan Memorial Hastanesi Onkologlarının sonuç raporunda propolis içeriğinin etkileriyle kanser hücrelerinin yayılım hızının, kanser türlerine göre yüzde 47-52 arasında oranlara kadar azaldığı belirtiliyor. 

Tümör Büyümesini baskılıyor:

Prof. M. Demestre, Alman, Amerikalı ve İtalyan üniversitelerinden bilim adamlarıyla beraber propolis ekstraktının uzun dönemli etkilerini gözlediler. Bu uzun süreli deneyin sonucunda; propolisin 100 günlük kullanım sürecinde tümör büyümesinin önemli oranda baskılandığı bu oranın kanser türlerine göre küçük sapmalar gösterdiği, ortalama değerin ise yüzde 47,5 olduğu açıklanıyor.

Brezilya’lı Prof. Michelle C.Bufalo öncülüğünde bazı bilim adamlarının katılımıyla yapılan deneylerin sonuçlarını dayanak yapan bilimsel makalede propolisin güçlü anti-tümör etkileri vurgulanıyor. Anti-iltihap, anti-mikrobiyal, anti-viral özelliklerine de dikkat çekiliyor. 

Tümör Dayanıklılığını Azaltıyor:

Molecular Nutrition and Food Research dergisinin Aralık sayısında yayınlanan araştırmada Propolisin etkin maddelerinden CAPE ve quertin’in propolis kullanımıyla ortaya çıkan çok ilginç bir etkisi ortaya çıkarılıyor. Buna göre bu etkin maddeler tümörlerin kendi kan yollarını inşa etmesini engelleyerek, tümör gelişmesinin ve dayanıklılığının önünü kesiyor. 

Hırvatistan’da 2009 Temmuz’unda bir akademisyen grup tarafından yapılan araştırmada propolisin diğer bir ilginç etkisi daha ortaya çıkarılıyor. Propolis Ekstraktının Radyoterapi süreçlerinde sağlıklı doku ve hücreleri koruyucu etkisini ima eden bir dizi sonuç alınıyor. 

Kanserli Yaşam Süresi Belirgin Şekilde Uzuyor:

Japonya Fujisaki Enstitüsü Hayashibara Biyokimya Labaratuarları’nda tümör taşıyan fareler üzerinde 2003 eylülünde yapılan araştırmalarda arı sütü kullanımıyla farelerin yaşam sürelerinin uzadığı ve DNA hasarlarının azaldığı belirtiliyor. Yine bu araştırmaya göre, tedavi gören kanser hastalarının karşılaştığı önemli sorunlardan biri olan kemik iliği aktivasyonlarındaki gerileme sonucu kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin azalmasından arı sütüyle korunmak mümkün. 

İnternational Immunopharmacology dergisinin 2005 Nisan sayısında; 679-688 sayfaları arasında yayınlanan çalışma tümör büyümesi ve oluşumuna karşı arı sütünün etkilerini konu alıyor. ve Prof. Bincoletto ile bir akademisyen grubunun gerçekleştirdiği araştırmada oksidatif DNA bozulması uygulanan farelere 16 hafta boyunca arı sütü verildiği bunun sonucunda DNA bozulmalarının azalmasıyla yaşam sürelerinin belirgin şekilde uzadığı belirtiliyor. 

Akciğer Tümörlerinin Sayısı Propolis Kullanılanlarda Kullanılmayanlara Göre 4 Kat Daha Az…

Oyama Universitesi Farmakoloji Bölümünden 10 Japon Bilim Adamı’nın Science Direct’de yayınlanan araştırmasına göre, Akciğer Kanseri’nin ilerlemesine karşı propolis kullanımı engelleme etkisi gösteriyor.

Deneyde tütün bazlı kanserojenlere 7 hafta yoğun şekilde maruz bırakılmasıyla fare akciğerlerinde tümör oluşumları sağlanıyor. Daha sonra 16 hafta boyunca günlük 100mg/kg oranında propolis ağız yoluyla veriliyor. Sadece kanserojene maruz bırakılıp propolis verilmeyen farelerdeki tümör sayısı(ortalama 12,3), kanserojen sonrası propolis uygulanan farelerdeki tümör sayısına(ortalama 3,5) göre 4 kat civarında fazla oluyor. Sonuç bölümünde, “Bulgulara göre propolis kemoprevensif içerik olarak akciğer kanseri vakalarında insanlarda kullanılabilir” deniyor

Akciğer Kanseri’nde Uygulanan Tedavinin Tümör Büyümesi Üzerindeki Anlık Başarısı Propolis Kullanımı ile Yüzde 30 Oranında Artıyor:

Radyasyon Onkolojisi Bölümün’den Tayvan’lı 5 Bilim Adamı’nın yaptığı Journal of Radiation Research dergisinin(Japonya) 45. sayısında 253-260 sayfalarında yayınlanan araştırmaya göre, sadece tedavi ile tümör büyümesi 48 saat sonra ölçüldüğünde yüzde 46 oranında durdurulabilmesine karşın, propolis ile bu miktar aynı zaman diliminde yüzde 60’lara çıkıyor. 72 saat sonra ise bu oran yüzde 67’ye yükseliyor. Sağlıklı hücrelerde radyasyona bağlı hasar oranı ise tümör hücrelerinin aksine düşüyor.

Araştırmanın sonuç bölümünde propolis içeriklerinin antioksidan etkilerine dikkat çekilerek özetle şöyle deniyor:

“Akciğer Kanser hücreleri üzerinde öldürücü ışın etkisine benzer etki gösteriyor. Bu açıdan radyoterapiye destekleyici olarak beraber kullanılabilir. Propolis, ayrıca, hastalığın tekrar etme durumuna karşı da yardımcı olabilir.”

Kemoterapi’nin Karaciğer ve Böbreklerde Yol Açtığı Oksidatif  Baskı ve Doku Hasarı ve Hücre Ölümü Arı Sütü Kullanımı ile Belirgin Şekilde Azalıyor:

Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde Mayıs 2011 tarihinde 9 Bilim Adamı tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya Oksidatif İlaçlar ve Hücre Dayanıklılığı başlığı altında uluslararası yayınlarda yer verildi. Ali Karadeniz, Nejdet Simsek, Emre Karakus, Serap Yildırım, Adem Kara, İsmail Can, Fikrullah Kisa, Habib Emre ve Mehmet Turkeli tarafından gerçekleştirilen araştırmada kanser tedavisinde yoğun olarak kullanılan önemli kemoterapi içeriği Cisplatin’in karaciğer ve böbreklerdeki yıkımına karşı arı sütü kullanımı öneriliyor.

Sonuç kısmında şöyle deniyor:

“Sonuç olarak Cisplatin(CDDP) tedavisi karaciğer ve böbreklerde doza bağlı olarak değişik seviyelerde ortaya çıkarırken, deneklerde arı sütü kullanımı bu zararı azaltmıştır. Bu koruma arı sütünün sağlıklı hücrelerin ölümünü azaltıcı etkisinden, antioksidan olması ya da serbest radikalleri temizleyen etkilerinden kaynaklanmış olabilir. Netice olarak, arı sütü kullanımı kemoterapinin karaciğer ve böbrekler üzerindeki toksit etkilerinden korunmada rol oynayabilir.”

Not: Yukarıdaki araştırmalarda hastalıklı hücreleri ise bloke edici özelliği ile bu araştırmada ortaya çıkan sağlıklı hücreleri koruyucu etkisi arı sütünün harikulade seçici etkilerini ve getirdiği avantajların büyüklüğünü net bir şekilde gösteriyor.

Beyin Tümörü Tedavisi’nin Uygulanabilirliği ve Başarı Şansı Arı Sütü ile Artıyor:

Journal of Neurological Sciences dergisinin 28’inci sayısında 475-486 sayfalarında yayınlanan Nisan 2011 tarihli bir araştırma Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkoloji Bölümü’nden Uzman Doktorlar Yasemin Benderli Cihan, Erkan Göcen ve Patoloji Bölümü’nden Vedat Arsav tarafından gerçekleştirilmiş.

Araştırmaya göre, radyoterapi sürecinde arı sütü kullanımı radyasyona bağlı beyin dokusu hasarlarını azaltıyor. Tümör kontrolü için uygulanan doz miktarının bu hasar ile sınırlandığına dikkat çekilen araştırma sonucuna göre tümör kontrolü arı sütü kullanımıyla artırılabilir.

Yayından bazı bölümler şöyle:

“Radyoterapi, primer santral sinir sistemi tümörleri ve metastazlarında uygulanan tedavi modalitelerinden biridir. Radyoterapinin amacı, beyinde normal dokuyu olabildiğince korumak suretiyle, tümör dokusuna maksimum doz vermektir. Radyoterapide doz artırılırken, lokal tümör kontrolünde de buna paralel bir artış elde etmek mümkündür. Ancak, normal dokudaki komplikasyon riski de beraberinde artar. Dolayısıyla, tümör kontrolü, bir anlamda beyinde normal dokunun radyoterapiye toleransına bağlıdır.”

“Arı sütünün antioksidatif etkisi, yapısında bulundurduğu fenolik bileşikleri veya polifenollerle sağlanmaktadır. Ayrıca bu bileşiklerin, antiinflamatuvar, antikarsinojenik, termojenik, probiyotik ve antimikrobiyal özelliklere de sahip olduğu insan, hayvan ve in vitro çalışmalarla kanıtlanmıştır. Arı sütünün deney hayvanlarında çok sayıda farmakolojik aktivitesi tespit edilmiştir; antitümöral, antimikrobiyal, alerjik reaksiyonların baskılanması, kan kolesterolünü düşürücü etkisi, kanser ve HIV hastalarında hücre hasarının önlenmesi, yara iyileştirici ve gelişmeyi hızlandırıcı etki, vazodilatatif, anti-inflammatuvar aktivite gibi birçok etkiye sahiptir.”

“Arı sütünün deneysel çalışmalarda antineoplastik ve toksik ilaçların neden olduğu organ hasarına karşı antioksidan etki ile koruyucu olduğu gösterilmesine rağmen iyonlaştırıcı radyasyona bağlı beyin hasarında önleyici rolü olup olmadığı ile ilgili literatüre rastlanılmadı. Arı sütünün ışın tedavisi gören hastalarda iyonize radyasyona bağlı toksisiteyi önleyici etkisinin belirlenmesi; bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutmakla birlikte alternatif doğal bir antioksidan gıda maddesinin destekleyici tedavide yerini alması açısından da önemlidir.”

Araştırmanın sonuç bölümünde arı sütü kullanımı önerilerek, şöyle deniyor: “Bu araştırma sonucuna göre elde edilen bulgular ışığında doğal, yan etkisi olmayan arı sütünün beyine radyoterapi uygulanan hastalarda ışın tedavisinin sebep olduğu olumsuz etkileri önlemek için tedavi öncesinde ve sonrasında arı sütü verilmesi tavsiye edilebilir. Araştırmamızda tespit ettiğimiz olumlu etkiler, arı sütünün başta antioksidatif etki olmak üzere faydalı biyolojik aktivitelerine atfedilebilir. Konuyla ilgili klinik çalışmaların tasarlanması ve uygulanması daha etkin stratejilerin oluşturulmasını sağlayacaktır.”

                                              

 



Yoruma kapalı.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.