23 Eylül Cumartesi
hava durumu

Su sağlıktır…peki hangi su?

Su sağlıktır…peki hangi su? Alkali İyonize Suyun Özellikleri Küçük Moleküler Küme Yapısı Suyun moleküler kümesinin küçülmesi hareketliliğinin artmasını sağlayarak vücuttaki...
Bu Haber 19 Temmuz 2012 17:03 Yayınlandı

Alkali İyonize Suyun Özellikleri

Alkali İyonize Suyun Özellikleri

Küçük Moleküler Küme Yapısı

Suyun moleküler kümesinin küçülmesi hareketliliğinin artmasını sağlayarak vücuttaki kötü ve artık maddelerin vücuttan atılmasını kolaylaşır. Vücuttaki artık madde fazlalığının yaşlanma ve rahatsızlıklara neden olduğu dikkate alındığında bu önemli bir durumdur. Alkalin iyonize su küçük moleküler küme yapısı ve yüksek hareketlilik özelliği ile vücuttaki atık maddeleri süratle dışarı atar.

Yararlı Aktif Mineraller

Hayvanlar, sebzeler ve suda birçok değişik mineral bulunur. Tüm yaşamsal ilerleyiş ve vücut işlevlerinin uygun şekilde devamı için çok değişik mineraller gerekir. Alkali iyonize suyun içinde bulunan mineraller iyonik formda olduklarından vücut tarafından çok daha kolayca emilirler.

Vücudun Onarımı ve Yenilenmesi

Organlara zarar veren bakterilerin kontrolü ve yararlı bakterilerin arttırılması.
Bağırsaklarda türlerine göre faydalı ve zararlı olarak sınıflandırılan yaklaşık 100 tür bakteri ve trilyonun üstünde mikro organizma yaşamaktadır.
Alkalin iyonize su organlara zarar veren (organları çürüten veya çürümüş maddede yetişen) bakterileri kontrol ederek hastalıklardan korur. Alkalin iyonize su vücuttaki yararlı bakterilere yardımcı olan ve vücudun yenilenmesine yardımcı olan tek sudur

Serbest Radikaller (Aktif Oksijenler)

Serbest radikaller düşük elektrona sayısına sahip olması nedeniyle çevresindeki maddelerle kolayca birleşebilen dengesiz yapıdaki oksijendir. Yüksek oksidik güce sahip olan serbest radikaller başta kanser olmak üzere birçok hastalık ve yaşlanma ile ilişkilidir. Alkali iyonize suda serbest radikaller bulunmaz ve temas ettiği serbest radikalleri nötralize eder.

Heksagonal Molekül Yapısı

Su molekülleri 13 ila 15 molekülden oluşur. İnsan vücudu için en dengeli ve doğal yapıya sahip heksagonal su ise 6 su molekülünden oluşur. Bir insanın hücresinin bağlantılı olduğu 70.000 molekülün %60 ila 65’ini heksagonal su molekülleri oluşturur. Alkali iyonize su, insan vücudunun en çok tercih ettiği bu özelliğine sahip tek sudur.
Hastalıklar ve Alkali İyonize Su

Kanserin Gerçek Sebebi

Dr. Herman Ahira’nın “Asit & Alkali Dengesi” adlı kitabında belirttiği üzere;

“ Hücrenin su kaybettiği durumlarda özellikle kan asidik olur. İlk belirtiler yorgunluk ve bıkkınlık, soğuk algınlığına eğilimli olmak ve benzerleridir. Keiichi Morishata’nın “Kanserin Gizli Gerçeği” adlı kitabına göre, eğer kandaki asidik koşullarda aşırı artış olursa, kan alkali koşullarını korumak için bu aşırı asidik maddeleri kaçınılmaz olarak vücuttaki bazı bölgelere bırakacaktır.

Bu eğilimin devam etmesiyle vücudun bazı bölgelerinde asidiklik artar ve bazı hücrelerde ölür. Bunu takiben de asidiğe dönüştürürler. Yanı sıra bazı hücreler de kendilerini bu asidik ortama adapte edebilir. Diğer bir deyişle, normal hücreler asidik ortamda ölürken bazıları ise bu ortama adapte olabilmek için kendilerini dönüştürür ve anormal hücreler olarak hayatta kalırlar. Bu anormal hücreler kötü huylu hücreler olarak adlandırılırlar. Bu kötü huylu hücreler beyin fonksiyonları veya kendi DNA’larımızın hafıza kodlarıyla uyumlu değildir.

Bu nedenle, kötü huylu hücreler belirsiz ve düzensiz olarak gelişirler. Bu kanserdir.”

Kansere En İyi Önlem

Alkali su içtiğinizde, daha fazla oksijene sahip su içersiniz. İçilen yüksek pH’a sahip alkali su kesinlikle kanserden korunmaya yardımcı olacaktır. Bir ulusal kanser enstitüsünde yapılan araştırma, – kanserin gelişimine bağlı olarak -, alkali suyun kanserin erken aşamalarındaki tedavisine yardımcı olabileceğini göstermiştir. Sağlıklı hücrelerin alkali ve kötü huylu hücrelerin asidik yapısı nedeniyle alkali su içmek sağlıklı hücrelere zarar vermez aksine kötü huylu hücreleri ise yok edebilir.

Diyabet

Yetişkin hastalığı olan diyabet, ensüline bağımlı olmayan diyabet ( Tip-II) olarak adlandırılır. Aşağıda bu hastalığın Amerikan Tıp Kurumuna ait “Aile Tıp Rehberi”ndeki tanımı yer almaktadır.

Diyabetin bir türü olan ensüline bağımlı olmayan diyabet; pankreastaki hücrelerin vücut için yeterli ensülin üretmemesi nedeniyle olur ve genellikle 40 yaşının üstündeki kişileri etkiler. Bu tür diyabet rahatsızlığı olan kişiler genellikle çok fazla yerler ve oldukça kiloludurlar.

Onların aşırı yemesi kanlarında aşırı glikoz olmasına sebep olur ve pankreas ise bu glikoz miktarı ile örtüşebilecek miktarda ensülin üretemez. Yanısıra, soya çekim de bu tür diyabetteki önemli bir faktördür. Nerdeyse her üç vakadan birinde hastalığın nedeni o kişinin aile soy geçmişinde bu rahatsızlığın olmasıdır.

Yaş ise bir diğer faktördür. Zira pankreasın verimliliği yaşa bağlı olarak azalmaya başlar. Pankreas vücuttaki en yüksek pH değerine sahip vücut sıvısını üretir. Pankreas suyu pH 8,8 değerindedir ve çok yüksek alkali özelliğe sahiptir.

Vücudumuzdaki kasiyum iyonlarının azalması ensülin hormonunun üretilme işlemini azalmasına ve kanın asidik duruma gelmesine neden olur. Asidik atıklar nedeniyle tıkanan kan damarları, fazla protein üretilmesine sebep olarak pankreasın ensülin üretme işlevini engeller. Alkali su, içerdiği kalsiyum iyonları ile aşırı protein oluşumunu engelleyerek bu durumun düzelmesine yardımcı olabilir.

“Alkaline water, produced by a water ionizer, has become the most important advancement in health care since Sir Alexander Fleming’s discovery of the Penicillin.” Dr. William Kelly,College of Metabolic Medicine,Author, “Cancer Cure”
Neden Alkali İyonize Su İçmeliyiz ?

Su iyonizerleri şebeke sularında bulunan her türlü yabancı maddeyi arındıran ve içilen suyu daha faydalı hale getiren ev ya da işyeri kullanımına uygun kaliteli yaşam ürünleridir. Sularda bulunan mikropların ve bakterilerin yok edilmesi için kullanılan klor vb dezenfektanlar, sulara karışan her türlü yabancı madde ve serbest radikaller hastalıklara ve erken yaşlanmaya sebep olur. Su iyonizerleri ise filtreleri yardımıyla bu yabancı maddeleri arındırarak suyu çok daha yumuşak, kaliteli, sağlıklı ve fonksiyonel hale getirir. İyonize ve pH’ı yükseltilmiş su, vücudun hücre seviyesinde yenilenerek genç, sağlıklı ve diri kalmasına yardımcı olur.

Alkali iyonize suyun faydaları:

* Alkali iyonize su, mükemmel bir bağışıklık sistemi koruyucusudur.

* Antioksidan yapısıyla vücuttaki asit/alkali dengesini korur.

* Mikro yapısı ile hücrelerde mükemmel nemlenme (hidratasyon) sağlar.

* Vücudun hücre seviyesinde yenilenerek genç, sağlıklı ve diri kalmasına yardımcı olur.

* İçerdiği yüksek değerde negatif iyonlar ile hastalıklara ve erken yaşlanmaya sebep olan “serbest radikal”leri temizler.

* Vücudumuzda uzun yıllar biriken asidik toksinleri nötralize ederek arınmaya yardımcı olur.

* İç filtre ve ön filtreler şehir suyunda bulunabilecek çeşitli kirlilikleri arındırır

Daha fazla oksijene sahip sağlıklı ve fonksiyonel sudur.

Temiz ve bakterisizdir. İçindeki alkali minerallerin yanısıra diğer su çeşitlerine göre yaklaşık iki (2) kat fazla oksijene sahiptir.

Negatif ORP değerine ve güçlü antioksidan özelliğe sahiptir.

Alkali iyonize su -200 ila -500 mV arası ORP değeri nedeniyle yüksek oksidasyon indirgeme gücüne yani antioksidan özelliğe sahiptir. Küçük moleküler küme yapısına sahip bir sıvı olarak diğer antioksidanlara göre vücut tarafından çok daha hızlı ve kolayca emilir.

Vücudun pH dengesini korumasına yardım eder ve hastalıkları engeller.

Alkali iyonize su vücudun doğal pH dengesinin korunmasına ve düzenlenmesine yardımcı olarak vücutta zararlı bakteri, iltihaplanma ve hastalıkların oluşumunu engelleyen bir ortam yaratır.

Olağanüstü hidrasyon (nemlendirme) ve detoks sağlar.

Moleküler yapısı diğer sulardan daha küçüktür. Bu nedenle hücrelerin içine diğer su çeşitlerine göre altı (6) katına kadar fazla su girişi sağlayarak vücudun daha fazla nemlenmesine ve bağlı olarak vücüdun zehirli atıklardan en hızlı ve mükemmel şekilde temizlenmesine yani detoksuna olanak sağlar.

Vücudun enerjisini ve zindeliği arttırır.

Alkali iyonize su küçük moleküler yapısı nedeniyle vücudun biyoelektriksel dengesini diğer su çeşitlerine göre üç kat daha hızlı yenileyerek vücudun enerjisini ve zindeliğini arttırır.

Serbest radikalleri etkisizleştirir.

Serbest radikallerin yarattığı hasar hızlı yaşlanma ve yanı sıra kanser dâhil birçok hastalığa sebep olmaktadır. Alkali iyonize suyun moleküler yapısı ve güçlü antioksidan özelliği serbest radikalleri etkisizleştirerek vücuda zarar vermelerini engeller.

Kilo verilmesine ve zayıflamaya yardımcı olur.

Vücut, içinde biriken asidik atıkları etkisizlestirmek için yağ birikimi yapar. Alkali iyonize su asidik atık birikimini engellediği için vücudun yağ biriktirmesine de gerek kalmaz. Dolayısıyla doğal olarak zayıflamanıza yardımcı olur.

pH ve ORP Nedir ?

pH

pH = hidrojen potansiyeli, bir çözeltideki asidiklik ve alkalilik yoğunluğunu gösteren ölçüm birimdir. 0′dan 14′e kadar olan bir skalada ölçülür. Su içindeki oksalik asidin artması suyu asidik, hidrojen iyonlarının artması ise suyu alkali özellikli yapar. Her bir sayısal artış hidrojen iyonlarının veya oksalik asidin 10 kat daha arttığını göstermektedir. Örneğin; pH tablosundaki rakamın 1 sayı artması 10 kat fazla alkali, 1 sayı düşmesi ise 10 kat fazla asidikliği gösterir.

Kısa bir özet olarak;

Bir sıvının asidikliği veya alkaliliği pH olarak ölçülür.

pH hidrojen iyonlarının (atomlarının) ölçümüdür.

Sıvının içinde fazla miktarda H+ (hidrojen iyonu) varsa sıvı daha asidiktir.

Sıvının içinde daha fazla OH- (hidroksil iyonu) varsa sıvı daha alkalidir.

Elektriksel bir görüş olarak, alkalilik ve asidiklik hidrojen iyonlarının pozitif veya negatif olarak taşıdıkları elektriksel enerji yüküne bağlıdır.

Vücuttaki tüm kimyasal süreçler atomların elektriksel yüklerinin karşılıklı olarak birbirine uygun olması durumunda başlar ve tamamlanır.
Vücudun pH Dengesi

İnsan vücudu homeostazi (organizma iç ortamında normal değerlerin korunması hali) fonksiyonuna bağlı olarak vücut sıvısını pH 7,365 seviyesinde tutmaya çalışır.

Buna bağlı olarak, vücut her bir organın da dengesini korumaya çalışır ve bunun için pankreastaki pH 8,8 seviyesindeki en yüksek pH değerine sahip alkali vücut sıvısını kullanır. Diğer yandan ise vücuttaki asidik oluşum sürekli olarak vücudun kendini koruma işlevini zayıflatmaktadır. Tüm bunlar olurken görünürde hiç bir hastalık belirtisi olmaz.

Alkali iyonize su içmek vücutta fiziksel olarak oluşan asidikliği engelleyerek yaşlılık hastalıklarından korur ve vücudun homeostazi fonksiyonunu destekler.

ORP Nedir?
ORP

ORP, Oxidation Reduction Potential tanımının baş harflerinden oluşmuş bir kısaltmadır. Anlamı; oksidasyon indirgeme potansiyelidir. Bir çözeltinin oksitlendirme veya indirgeme gücünü milivolt (mV) değeri olarak belirleyici bir ölçümdür. Redoks potansiyeli olarakta adlandırılır.

Kısaca, ORP ölçümü suyun kalitesini belirler. Ölçüm sonucu pozitif bir değer çıkmışsa bu suyun oksidasyon yani paslandırma ve bozucu/çürütücü etkilerinin olduğunu, negatif bir değer çıkmışsa bu suyun paslanmayı engelleyici özellikte yani antioksidan güce sahip olduğunu gösterir.

Oksidasyona iki atom arasındaki elektronların değişimi yol açar. Bu süreçte bir elektron kaybeden atoma oksitlenmiş (yükseltgenmiş), bir elektron kazanmış diğer atoma ise indirgenmiş denir. Bir demir parçası üzeride oluşmuş pas, rengi kahverengiye dönüşen bir elma dilimi günlük yaşantımızda sıklıkla görebileceğimiz basit bir iki oksitlenme örneğidir. Bu durumun vücudumuz içinde olması ise birçok değişik hastalığa neden olur.

Sağlık İçin ORP’nin Anlamı Nedir?

Okside edici yiyeceklerin ve içeceklerin tüketilmesi vücut sıvılarının kimyasal karakteristiklerini kötü yönde etkiler. Birçok yiyecek ve içecek yüksek oksitlendirici özellikte ve elektron yoksunudur. Aynı şekilde, özellikle organik olarak yetiştirilmiş sebzelerde fazlaca bulunan, negatif hidrojen iyonları ile desteklenmiş bir diyet ise vücut sıvılarına olumlu etki sağlar.

Doğal olarak, yiyecekler ve içecekler arasındaki ORP değerleri oldukça geniş değişkenlikler gösterir. Dahili olarak vücudumuzu olabildiğince okside olmaktan korumak ve sağlığımız için yediklerimiz ve içtiklerimizin negatif ORP değerine sahip olmasına önem vermeliyiz. Örneğin; alkollü içecekler, soda, et v.b gibi ironik olarak çok popüler olan bazı yiyecek ve içeceklerin çok güçlü okside edici özellikte olduğunu bilmek birçok insanda hayal kırıklığı yaratabilir.

Yanısıra, taze yiyecekler ile bunların farklı üretim işlemlerinden geçmiş halleri arasında ilginç kıyaslamalar da yapılabilir. Örneğin, taze sıkılmış portakal suyunun ORP ölçümü -100 ila -200mV arasındayken birçok paketlenmiş portakal suyunda bunun +200mV gibi oldukça yüksek bir değerde olduğu görülmektedir. Bu tüm diğer meyva suları için de geçerlidir.

Alkali İyonize Suyun ORP Değeri Nedir?

Çeşme suları ve diğer su çeşitleri pozitif ORP değerine sahiptir. Normal bir çeşme suyunun değeri +250 mV ila +400 mV arasındadır ki ve bu suyun oksidasyon engelleme veya indirgeme potansiyeli olmadığı anlamındadır. Yapılan testler birçok şişelenmiş suyun ORP değerlerinin yaklaşık +200 ila +300 mV olduğunu, yani neredeyse çeşme suyu ile aynı değere sahip olduklarını göstermektedir.

İyonizerden elde edilen alkali iyonize su, seçilen pH ayarına ve kullanılan sudaki minerallerin miktarına bağlı olarak, -200 ila -500 mV arası ORP değerine sahiptir. Bu, alkali iyonize suyun çok yüksek oksidasyon indirgeme gücüne yani antioksidan özelliğe sahip olduğunu göstermektedir.

-550mV’un altındaki değerler insan bünyesi için çok güçlü kabul edilmekte ve bu nedenle de içilmesi tavsiye edilmemektedir.

Suyun Polaritesi ve Vücudun Biyoelektriksel Dengesi
Vücudumuzda gerçekleşen biyolojik reaksiyonların tümü biyoelektriksel değişimler sonucunda gerçekleşir. Vücut sıvımızdaki sodyum ve potasyum iyonlarının yoğunluğunun değişmesi ise biyoelektriksel değişimleri oluşturur. Suyun polaritesini belirleyen alkali mineraller olan pozitif (+) yüklü sodyum ve potasyumun dengesi çok önemlidir. Bu dengenin bozulması hücrelerin ve hücre fonksiyonlarının bozulmasına neden olur.

Vücudumuz hücrelerinin beslenmesi ve fonksiyonlarının aksamaması için hücre içi ve çevresindeki suyun yeterli seviyede sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum iyonlarına ve uygun bir polariteye sahip olması gereklidir. Alkali iyonize su bu özelliklere sahip tek sudur.

İYONİZASYON NEDİR

DOĞA SUYU NASIL İYONİZE EDİYOR ?

Kar ve yağmur suları saf sudur, mineral içermezler, herhangi bir bağ yapıları yoktur ve suyun bağsız hali olan 6 köşeli durumdadır. Bu sular taşlar ve kayalardan geçerken sürtünme yolu ile taş ve kayarlı aşındırır ve elektriksel yük vasıtasıyla suya iyon halinde mineral kazandırırlar. Hava ile temas eden sularda herhangi bir dezenfeksiyon yoksa bakteri ürer. Fakat taş ve kayalardan gelen iyonlar aynı zamanda suyu dezenfekte ederek suyun sağlıklı kalmasını sağlar. Doğada dezenfeksiyon ve mineral kazandırma milyonlarca yıldır bu şekilde olmaktadır. Dezenfekte özelliği en çok olan mineraller bakır, gümüş ve çinko elementleridir.

İNSANLIK İYONİZASYONU ASIRLARDIR KULLANIYOR!

Eski Yunanlılar bakırın dezenfektan özelliğini ilk keşfedenlerdendir. Eski Yunanda kaplar, bardaklar, kupalar hep bakır ve gümüşten yapılırdı. Yine Eski Yunanda havuzlara para atılmasının asıl nedeni suların dezenfekte edilmesidir. Büyük İskender seferlerinde, tahta varillerdeki suyu sağlıklı tutabilmek için gümüş ve bakır paralar attırmıştır. Eski Mısırlılar, suların bozulmasını engellemek için gümüş kaplarda muhafaza ederlerdi. Prusyalı krallar uzun askeri harekatlarında kullanılacak suların tazeliğini muhafaza etmek için gümüş variller kullanırlardı. Orta çağda anneler çocuklarını hastalıklardan koruyabilmek için gümüş kaşıkla beslerlerdi. Binlerce yıldır, çok fazla temas noktalarında, kapı kollarında, yatak başlıklarında sürekli pirinç kullanılmıştır.

İYONİZASYON NASIL OLMAKTADIR?

İyonizasyon teknolojisi; kimyasal maddeler kullanılmadan yapılan bir dezenfeksiyon yöntemidir. Elektroliz yöntemi kullanılarak, bakır, gümüş elekrotdan ayrılan bakır ve gümüş iyonları suda serbest kalırlar. Bu iyonlar sıcaklık farkından etkilenmezler, buharlaşmazlar. Suda ancak, elektrik yükü ile etkileşime girerler. Bu teknikte pozitif yüklü iyonlar, zararlı bakteri virüs ve mikropların hücre hücre zarının yapısını zayıflatarak bozarlar. Böylelikle, iyonlar hücrenin DNA, RNA, Protein ve Solunum enzimlerini bağlayarak hayat destek sistemlerini yok eder. Yapılan elektroliz sonucunda suda bulunan fazla ağır metaller uzaklaştırılır, zararlılar yok edilir ve su tekrar doğal altıgen şekline geri döner.

NEDEN İYONİZASYON?

Amerikan Enfeksiyon Kontrol ve Salgın Hastalıklar Merkezi, 1989 yılında Lejyonella kontrolü için Bakır Gümüş İyonizasyonu konulu bir araştırma başlatmıştır. Bu araştırma Ohio, California, Pittsburgh, İllinois eyaletlerindeki toplam 16 hastaneyi kapsamaktadır. Araştırmanın başında bu hastanelerin %45’inde lejyonella mikrobuna rastlanırken, toplam 11 yıl süren araştırma sonucunda, lejyonella mikrobuna rastlanmamıştır. Hastanelerde kullanım suyuna uygulandığında buharlaşmadığından, etkin ve sürekli dezenfektasyon sağlar. FDA tarafından ABD’deki hastanelerde iyonizasyon kullanılması tavsiye edilmektedir. 2007 yılı itibariyle Amerikan hastanelerinin %30’u iyonizasyon ile dezenfektasyonu kullanmaktadır.

NİÇİN ALKALİ İYONİZE

* Diğer su çeşitlerine göre daha fazla oksijen içerir.

* Negatif ORP değeri ile güçlü antioksidan etkiye sahiptir.

* Vücudun pH dengesini korumasına yardım eder ve hastalıkları engeller.

* Olağanüstü hücresel nemlendirme ve detoks sağlar.

* Vücudun enerjisini ve zindeliğini arttırır.

* Serbest radikalleri nötralize eder.

* Vücuttaki asidik atıkları temizler ve zayıflamaya yardımcı olur.

SAĞLIĞIN TEMELİ VÜCUT pH DENGESİ

Şimdiye kadar beslenme alışkanlıklarınızı, hayvani et içermeyen taze sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenmeye sistemine çevirmeyi denediniz mi? Muhakkak ki yemek yeme alışkanlığını değiştirmek kolay değildir. Ama, bütün zorluklara rağmen, bitkisel beslenmenin fizyolojik bir gereksinme olduğunu iş işten geçmeden farkına varmamız şarttır.

Beslenmemizin pH derecelendirilmesi 1 ila 14 arasındadır. En yüksek asidite derecesi (1), en yüksek alkalite derecesi ise (14)dür.

Vücut kimyamızın sağlıklı olabilmesi için vücut pH ının (6.8-7.4) gibi çok hassas bir sınır içinde olması gerekmektedir. Bu hassas dengeyi koruyarak fiziksel, duygusal ve zihinsel bütün vücut fonksiyonlarımızın sağlıklı işlemesi sağlayabiliriz.

İyi bir sindirim için mide çevresi asitik olması gerekirken, bağırsakların çevresi ideal olarak alkali olmalıdır. Ancak modern yaşamda uygulanan sağlıksız beslenme nedeniyle bağırsaklar olması gerektiğinden çok daha fazla asitik olmakta, böylece zararlı parazit ve bakterilerle dolu sağlıksız bir bir bünye oluşturmaktayız.

Seçimimiz hangi yönde olacaktır? Toksik, asitik, anaerobik (oksijensiz), parazit dolu, sistemik olarak hastalıklara yatkın bir bünye mi? Yoksa, Alkali, bol oksijenli hücreler içeren, son derece güçlü, bir çok hastalıkla mücadele edebilecek kapasitede bir bünye mi? Buradaki tercihinizi, sağlıklı veya sağlıksız olarak yaşamınızı devam ettirmek gibi seçimi hiç zor olmayan iki alternatiften birini seçerek kullanacaksınız. Hangisini seçeceksiniz? Karar sizin.
Alkali olmanın özellikleri

Alkali formdaki mineraller 5 adettir, bunlar, Kalsiyum, Potasyum, Sodyum, Magnezyum ve Demir mineralleridir. Bütün bu mineraller sağlıklı alkali bir çevre yaratmak için çok önemlidir. Bu mineraller asitik minerallerle birleşerek toksin maddeleri vücuttan atarlar.

Alkali yiyecekler ve Alkali Su, bize yapışkan sümüksü maddelerden temizlenmiş bir bünye kazandırır. Sümüksü maddelerden arınmış bünyenin manası; sinüs tıkanıklıkları, kronik lenfatik tıkanıklıklar ve şişlikler, akciğerlerde sıvı birikimi sorunları, mafsal kireçlenmeleri, kalsiyum eksikliği vs gibi sorunlardan uzak kalmaktır.

Vücutlarının pH’ını etkin biçimde kontrol altında tutan kişiler, hafif Alkali derecedeki vücutlarının herhangi bir yerinde ağrı veya adale krampı ile karşılaşmaz, duygusal ve zihinsel olarak pozitif ve berraktırlar. Sonuç mükemmeldir çünkü hücreler olması icap ettiği gibi sağlıklı Alkali bir ortam içindedirler (tıpkı ana karnında alkali-su kesesi içinde gelişen bebek gibi).

Düşünceler ve duygular, vücut kimyamızı değiştiren güçlü etkinliklerdir.

Mutlu insanlar daha sağlıklı ve uzun yaşarlar çünkü pozitif davranışlar Alkali bir ortam yaratılmasına sebep olur, negatif düşünceler ve duygular ise vücudumuzda asidik artıklar oluştururlar.

Yapılan gözlemlere göre uygun beslenme diyeti yaparak sağlıklı yaşayan insanların görünümleri hoş davranışları neşeli olmaktadır Bunun tersine, pesimist düşünceli ve agresif duygulu insanlar sağlıkları için iyi beslenseler dahi,negatif duygulardan arınmadıkça yeterince sağlıklı olamamaktadırlar.

Zihinsel ve duygusal enerji nin pozitif olması taze sebze ve meyve kadar etkin olup vücut pH ı üzerinde de güçlü biçimde etkindir.

Güneş ışığı da insan vücudunun asiditesinde önemli derecede etkindir. Alkalite güneş ışığının tam spektrumu ile etkinlik kazanır. Tersi de doğru olup güneş ışığının yokluğunda, karanlıkta vücut hücrelerimizde asit oluşur.

Bağışıklık sistemi, deri ve cildin diri kalması, vitamin D üretimi gibi süreçler Alkalite ile çok yakın ilgilidir. Unutmamalıdır ki uzun süreli sağlık ve iyilik için çabucak bir çare bulunamaz.

Alkalite’nin yarattıkları – Asidite’nin yarattıkları

Faydalı bakterilere ortam sağlar – Sinirlilik
Sağlıklı organlar ve guddeler – Depresyon
Vücut ağrılarının azalması – Sümüksü maddelerin üretimi
Hastalıkların azalması – Devamlı sersemlik
Rahat davranışlar – Hastalıkların artması
Sümüksü maddelerden arınmış vücut – Hücre azalması
Hücresel sağlık – Vücut ağrılarının artması
İyilik durumu – Zararlı bakterilere ortam sağlar
Mutluluk – Kronik yorgunluk

1911 yılında Dr. Alexis Carrel bugün “Tavuk kalbi deneyi” olarak isimlendirilen çalışmayı yaptı. Bu çalışmada Dr.Carrel , laboratuar şartlarında , her 48 saatte yenilenen ve kolloidal Alkali besinler içeren bir sıvı içinde tavuktan çıkartılan kalbi 25 yıl süreyle yaşatmaya muvaffak oldu. Bu çok önemli bir buluş idi. Düşünün ki planetimizde yaşayan her şey ölümsüz olabilirdi. Hücrelere gerekli olan gıdalar verilerek ve asidik artıklardan korunarak hücre süresiz yaşatılabilirdi.

Çin tıbbının önemli yazılı dokümanlarında ifade edildiği üzere uzakdoğuda doktorlar asidik ve hastalıklı organları suya veya bitkisel banyolara daldırarak tedavi etmektedirler. Dokulara yeteri kadar besleyici likit emdirilerek tedavi sağlanmaktadır. Bu tedavi tarzı son derece pratik olup, hastalar için iyileştirici etkileri nedeniyle çok geniş sahada muvaffakiyetle kullanılmakta ve likit değişimi, hücresel tedavi ve bütünlüğü için hayati önem taşımaktadır.

Asitik olmanın özellikleri

Asidite oluşumu; metabolizma, kötü beslenme ve çevresel kirlenmelerin sonucu olup doğal olarak hücre bozulmasının sebebidir. Asidite, çok hassas yapıya sahip olan hücreleri aşırı derecede tahriş ederek hastalıklara ve zararlı yan etkilere, normal olmayan hücre fazlalaşmasına (tümör ve kanser) sebep olur.

Bilim adamlarınca yapılan araştırma ve tecrübeler sonunda birçok hastalığın sebebi, asitik ortamın artması ve anaerobic (oksijensiz) çevrenin oluşmasını bağlamaktadır. Asitik artıkların birikiminin düzenli bir şekilde elimine edilmemesi sonucunda da vücutta Alkalite azalmakta Asidite artmaktadır.

Asitik pH ,vücudumuzun üç önemli alkali-minerali olan Sodyum, kalsiyum ve magnezyumun dengesini bozar. Vücut asitik ortamı nötralize etmek için Kalsiyumu kemiklerden alarak kullanır. Bunun sonucunda vücutta yedek olarak depolanmış alkali mineral dengelerine zarar verilir.

Asitik toksinlerin kalıntıları vücudumuzda; hücre iltihaplanması, mafsal ve kemik bozulmaları, mafsal şişlikleri, vücut ağrıları, tümörler, lenf tıkanıklıkları, aşırı sümüksü madde üretimi, deri ve cilt sorunları, allerjiler, üşütmeler, grip, bademcik iltihabı, görüş kaybı gibi semptomlara sebep olurlar. Bütün bunlara ilaveten asitik ortam, mantar ve parazitlerden oluşan enfeksiyonların ağırlaşmasına sebep olur.

Bütün virüs enfeksiyonları asitik artık ortamlarda oluşurlar. Asitik artıkların hepsi vücudu kolayca terk etmezler, terleme idrar ve diğer yollarla vücut dışına atılan bu artıklardan bir bölüm konsantre biçimde organların herhangi bir bölümünde uykuya yatar ve çevresinde bulunan hücreleride mutasyona (değişime) uğratarak istenmeyen anormal hücre büyümelerine sebep olabilirler.

Kalitesiz fast-food yiyecekler ve gazlı içeceklerden uzak durarak, kaliteli Alkali gıdalar yiyerek ve Alkali- Su içerek optimum sağlıklı ve uzun bir yaşama sahip olabilir, bu dengeyi muhafaza ederek fiziksel, duygusal ve zihinsel etkinliklerimizin pozitif olmasını sağlayabiliriz.

SUYUN, pH ve ORP ile Dansı
Suyun, Su İyonizerinde iyonizasyonu ile, suyun ölçülebilir iki önemli ve temel özelliğini değiştirir. pH ve ORP.
Bu değişim sonucunda ortaya çıkan su ise şimdiye kadar içtiğimiz sudan oldukça farklıdır.

pH

pH harflerinin açılımı “potential hydrogen” veya “Hidrojenin Gücü” olarak tanımlayabilirizki bu gücü maddenin içindeki “Hidrojen” belirler ve ölçü birimi olarakta pH harflerini kullanırız. Aynen uzunluk ölçüsü olarak metre veya ağırlık ölçüsü olarak kilogram da olduğu gibi.
Sağlıklı bir vücut için uygun ve dengede bir pH değeri son derece önemlidir.
Şayet bir maddenin pH değeri 7 den 8 e çıkmış ise eski durumuna göre 10 kat daha fazla alkali olmuştur ve tersine pH değeri 7 den 6 ya düşmüş ise 10 kat daha fazla asidik olmuştur.
Bir örnek verelim: pH değeri 2.5 olan kola, nötr karakterli pH değeri 7 olan suya göre 50.000 kez daha fazla asidik olup, 1 bardak koladan fosforik asit nedeniyle oluşan asiditeyi nötrleştirmek için pH 7olan 32 bardak nötr su gerekir.
Normal pH değeri olan 7.365 olan kanımızın 7 ye düşmesi, birdenbire 4 kat daha asidik olarak kendi kendini zehirlemesi anlamına gelir, bu önemli neden vücudun alarma geçerek otomatik olarak asiditeyi onarmak ve tekrar eski sağlıklı pH değerine getirmek için ilave bir gayret göstermesini gerektirir.
Buradan çıkarmamız gerekli olan sonuç; vücudumuzun pH ının herhangi bir zamanda vücudumuza giren yiyecek, içecek ile stres ve kirlenme vs gibi bir çok nedenden etkilenebileceğidir, vücudumuzun bağışıklık sistemini korumalı, sağlıklı beslenmeli, meditasyon yapmalı, derin nefes almalı, eksersiz yapmalı, alkali karakterde su içmeli ve mutlu olmalıyız..

ORP

ORP nin açılımı ise “Oksidasyon-Redüksiyon Potansiyeli” veya Gücü dür.(bazı hallerde Redoks olarak ta isimlendirilir). Bir çok araştırma neticesi ORP değerinin en az pH değeri kadar hatta dahada fazla önemli olduğunu göstermektedir..
ORP, depolanmış ve kullanıma hazır “enerji “ anlamını taşır.
Örneğin, bir balonu şişirdiğimizde balon ağzı kapalı kaldığı sürece balonun içinde ölçebileceğimiz durağan bir enerji vardır ve biz buna Potansiyel Enerji deriz, balonun ağzını açtığımızda bu durağan Potansiyel Enerji balonu terk ederken Kinetik yani hareketli Enerji haline dönüşür.
Potansiyel enerji, suyun içindeki çok zayıf bir akım olup Elektronmetre ile elektriksel olarak ölçülebilir ve birimi mV(milivolt) dur.
Su iyonizerinden alınan yüksek pH lı su, daha fazla indirgenmiş (redükte olmuş) yani eksi (-) değerde milivolt (-ORP), buna karşın herhangi bir düşük pH lı su ise daha fazla okside olmuş yani artı (+) değerde mV(milivolt) (+ORP) içerir.
Oksidasyonun eş anlamları; fermantasyon, bozulma veya çürümedir, kesilmiş bir elma parçasını renk değiştirmesi veya açık havada kalan demirin paslanması oksidasyonun ile ortaya çıkan bozulma, çürüme olaylarının örnekleridir.
Demir pastan ötürü zayıflamış elma ise çürüyerek niteliğini kaybetmiştir.
Oksidasyon sürecinde elektronlar çalınarak madde okside olmakta ve bozulmaktadır. Bu oksidasyon sürecinde ölçüm yaptığımızda (+ORP) yani artı (+) mV(milivolt) görürüz.
Eksi (-) mV(milivolt) diğer bir ifade ile (-ORP) yüklü maddeler yukarıda anlatılan oksidasyon yani çürüme/bozulma sürecini yavaşlatıp ve ortadan kaldırabilirler.
Musluk suları genelde +200 ile +600mV yani (+ ORP), şişe suları ise genelde +400 mV yani (+ORP) değerindedirler.
Yüksek pH lı (8-9) iyonize su (-mv) ve (-ORP) değerlerine sahip olup oksitlenme ve çürümeyi önleyici güçlü Antioksidan özellik taşır.

Su iyonizerinde elde olunan suyun pH ve ORP değişimi temel olarak üç faktöre göre değişiklik gösterebilir :
1. Kullanılan suyun içerdiği doğal minerallerin cinsi ve miktarı
2. Elektroliz İşlemi sırasında uygulanan akımın voltajı
3. Su İyonizerinin Elektroliz hücresinden geçen suyun hızı
Bu değişiklikler su iyonizerinden alınan suyun pH ve ORP sini önemli ölçüde etkiler.

1-Su iyonizerinin sağlıklı çalışmasındaki en önemli ve olmazsa olmaz faktör kullanılan suyun mineral içermesidir. Mineraller suyun içinde tuz gibi erimiş olarak bulunur ölçüm birimi TDS (toplam çözünmüş katı madde) dir. Revers-osmoz yöntemi ile temizlenen sular ve destile sular iyon içermediklerinden yani de-iyonize sular olduklarından su iyonizerinde kullanılamazlar.
Musluk suları ve kaynak suları elde olundukları yerlere göre değişken cins ve miktarlarda mineral tuzları içerirler.
Mineral içeriği yüksek olan (sert sular) dan daha yüksek değerde pH ve (-) ORP/mV elde olunurken tersine mineral içeriği düşük olan (yumuşak sular) dan daha düşük değerde pH ve (-)ORP/mV elde olunabilir.

2- Su iyonizerinin kalbi elektroliz hücresidirki burada elektrik akımı bağlanan (- ve +) elektrotlar bulunur ve iyonizasyon işlemi bu hücrede olur.
Su iyonizerinin üstünde bulunan pH ayar butonları ile elektrik voltajını kumanda ederek suyun alkali derecesi yani pH ı ayarlanabilir. Yüksek akım verdiğimizde yüksek değerde pH ve ORP(-mV) az akım verdiğimizde düşük değerde pH ve ORP(-mV) de alkali iyonize su alınır.

3-Su iyonizerinden geçen suyun hızı ve elektroliz hücresinde suyun kalış süresi elektroliz olayını etkileyerek pH ve ORP değerlerinde etkili olur. Eğer su çok hızlı akıyor ise daha düşük değerler, su yavaş akıyor ise yüksek değerler elde olunur. Genelde dakikada 2 ile 3 litre arasındaki su akımı uygun olabilir, en uygun yöntem deneyerek istenen değerleri belirlemek olmalıdır..

Temel prensibi daha iyi anlayabilmek için, değişik bölgelerde kullanılan ve değişik yapıya sahip iki içme suyunun etkilerine ve performanslarına bakalım ;

Bu inceleme sırasında unutmamamız gereken en önemli husus suyun içerdiği minerallerin başka bir ifade ile suda erimiş halde bulunan mineral tuzlarının değişik miktarlarda olma olgusudur ki bu olgu iyonizasyon işlevinin temelidir ve teknik olarak (TDS) (toplam çözünmüş katı madde) olarak tanımlanır.

Bir bölgede test olunan suyun TDS i (toplam çözünmüş mineral miktarı) 400ppm ve diğer bölgede test olunan suyun TDS i 50ppm ise, aynı su iyonizerinden alacağınız suyun karakteristikleri birbirinden tamamen farklı olacaktır, iyonizerin standart çalışma şartlarında,TDS 400ppm olan bölgede alacağınız sonuç diğer bölgede alacağınız sonuca göre daha yüksek değerlerde olacaktır.

pH ve ORP İLİŞKİSİ

ORP (mV) çok hassas bir denge olup tamamiyle stabil bir dengeyi tutturmak mümkün değildir.
Buna ilaveten pH ile ORP arasında çok sıkı ve değişmez bir bağlantı olduğuda söylenemez, örneğin pH ı 9 olan iki suda yapılan testlerde değişik ORP değerleri okunabilir.(aynen insanda ardarda yapılan nabız ve kan basıncı ölçümlerinde değişik neticeler okunabileceği gibi)
pH değeri 11 civarında olan suyun tadı çoğu kimsenin hoşuna gitmez.

Yapılan çalışma ve uygulamalar sonucunda, pH değeri 9 ve 9.5 olan su ideal ORP seviyesine en yakın su olarak tanımlamış ve tavsiye olunmaktadır.

Sonuç olarak, iyonize suyu karakterize eden üç temel değişken unsur olan pH, TDS ve ORP arasında devamlı bir dans vardır.
Burada kişisel tercih; şişe suyu özellikler/performansı (veya yararları) ile su iyonizerinden alınacak suyun özellikleri/performans ve yararları ile karşılaştırılarak yapılacaktır.

Albert Einstein dan bir söz ile bitirelim:
Hayatı yaşamanız için sadece iki yol vardır.
Birincisi, mücize ye inanmamak, diğeri ise her şeyin mucize olduğuna inanmaktır.

Vücudunuz bir asid deposumu ?

“Önemli sayıda insan kronik olarak susuz olduklarına ve diğer önemli sayıdaki insanda sağlık sorunlarının nedeninin susuzluk olduğuna inanmazlar.”

Christoper Vasey N.D. “The Water Prescription.” Kitabının yazarı

Vücudunuzun bir asit deposu olup olmadığını anlamak için, bir parça pH kağıdını dilimizin altına koyup çıkardıktan sonra rengine bakmanız yeterlidir.
Çoğumuz göreceğizki asidik bir vücuda sahibiz

Bunun başlıca sebebi bizi meydana getiren hücrelerimiz ile uyumlu olmayan sağlıksız yiyecek ve içecekleri yememize sebep olan sağlıksız beslenme seçimimizdir.
Tabii başka temel nedenlerde var; eminimki yoğun iş stresi içinde bir kaç porsiyon sebze ve meyve yemeyi aklımıza bile getirmiyoruz, fiziksel, mental ve ruh halimiz ile hiç ilgilenmiyoruz bunlara ilaveten doktorlar, radyologlar, eczacılar, beslenme uzmanları, operatörler ve iyi bildiğini sanan dostlar tarafından yapılan yoğun bir bilgilendirme bombardımanı altındayız.
Hepsi bize faydalı olabilmek amacıyla değişik şeyler söylüyorlar ancak hepsi tek nokta anlaşıyorlar;
oda “Öldüğümüz zaman vücudumuzun %100 ASİDİK olduğu”
Bu gerçeği hatırlamak için yukarıdaki cümleyi üç kez daha sonra bir üç kez daha tekrarlayın.

Kronik hastalıklara açık,erken yaşlanmaya hazır
sağlıksız bir bünyenin temel sebepleri
1. Susuzluk (dehidratasyon)

Yaşadığı iklime bağlı olarak ortalama bir insanın vücudunun susuz kalmaması için günde 2.5-3 litre , likit e gereksinmesi vardır. Doğal olarak burada kişinin kilosu, aktivite durumuda rol oynar.
Genel bir ifade olarak “vücudumuzun susuz kalıp dehidrate olmaması için her gün vücut ağırlığımızın her kilosu için 40-50 ml su içmeliyiz.
Vücuda alına likidler İçeceklerden 1.2 + Yiyeceklerden 1.0 + Metabolizmamızın ürettiği 0.3 Toplam:2.5lt
Vücuttan atılan idrar ile 1.5 + terleme ile 0.5 + soluma ile 0.4 + dışkı ile 0.1 Toplam 2.5 lt
Vücudumuz susuz kalıp dehidrate olduğunda ilk işaretler, baş ağrısı ve yorgunluktur, bu durumda özellikle beyin için su çok önemli olduğundan vücudun diğer taraflarından su çekilerek beyine verilmesi için kumanda gelir ve diğer bölgelerdeki susuzluk yoğunlaşmasının yarattığı semptomlar ortaya çıkar, örneğin; kabızlık.. bu olayla hepimiz karşılaşmışızdır.
Bazen diyoruzki ;bir yığın kahve içtim, çay içtim, soda içtim, bira içtim, kolalı ve gazlı içecekler içtim, onların içindede su var, suyu o içeceklerden alabilirim …
İşte temel yanlışlık burada. ambalajlanmış bütün bu içeceklerde kullanılan su distile olunmuş sudur ve bu içecekler ne kadar çok içilirse vücut o kadar çok asidik hale gelir, asidik yapıda ve diüretik olan bu içecekler vücudunuzdan daha fazla su atılmasına ve mineral kaybına sebep olurlar.

Yapılacak olan şey Kaliteli su içmektir.

 

Tiyo: Eğer tuvaleti sık sık ziyaret etmiyorsanız vücudunuz susuz kalmıştır, tuvaleti sık ziyaret ve açık renk idrar vücudunuzun sağlıklı çalıştığının işaretlerinden biridir.



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.