17 Ağustos Perşembe
hava durumu

Sadaka ile tedavi olmak!

Sadaka ile tedavi olmak! UNUTULAN SÜNNETLERDEN . Sadaka ile tedavi olmak! . Hastalık, insan içindir. Hastalık, çoğumuz için, sağlığımızın kıymetini...
Bu Haber 8 Nisan 2013 21:33 Yayınlandı

UNUTULAN SÜNNETLERDEN

.

Sadaka ile tedavi olmak!

.

Hastalık, insan içindir. Hastalık, çoğumuz için, sağlığımızın kıymetini bilmeyip tedbirlerimizi almamamızın sonucu olarak başımıza gelir. İslam, acıkmadan yememek ve doymadan sofradan kalkmak, az yeme-az uyuma, helal, hoş ve temiz olan gıdalarla beslenmek gibi sağlıklı beslenme ile ölçüler koyarak koruyucu hekimlik üzerinde ısrarla durur.

.

Kimimiz için ise hastalık, bir sınav aracıdır. Hastalıklarla sınanırız. Başımıza gelenlere sabredersek Allah katındaki derecemiz artar, sevap kazanırız. Ve hastalıklar, sağlığımızın kıymetini bilmeyi sağlar, bizi olgunlaştırır ve en önemlisi fâni olduğumuzu bize hatırlatarak ölüm sonrası hayata hazırlar.

.

Hastalıklardan kurtulmak için tedavi olmak İslam’ın emridir. Tedavi için gerekli yollara başvurmak kadere rızaya aykırı değildir. Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurur:

“Tedavi olunuz, ey Allah’ın kulları! Zira Allah Teâla hazretleri koyduğu her hastalığa şifa da koymuştur, bundan sadece ihtiyarlık hariçtir/onun tedavisi yoktur.”[1]

.

Tedavi olmak için doktor doktor koşarız, pek çok masraflar ederiz. Ancak bu konuda yapmamız gereken çok önemli bir Nebevî tavsiye daha vardır ki onu çoğu zaman unuturuz. O da dua etmek ve sadaka vermektir.

.

Hastahane girişinde muayene ücreti yatırır gibi, gerekli resmî işlemler gibi, tedavi öncesi yahut tedavi süreci içerisinde gücümüz nisbetinde infakta bulunmak, bir yoksulu görmek ve tasaddukta bulunmak. Ondan sonra bir adı da eş-Şâfi’/ Şifa kaynağı olan Yüce Yaratıcıdan şifa dilemek.

Elbette şifa arzusu ile yapacağımız tasadduk ve dualarımız, tedavi yollarına başvurmaya engel olmamalıdır. Zaten tedavi olunuz, Allah her hastalığın şifasını da yaratmıştır buyuran Peygamber, hastalık sebebiyle tasadduk ve duayı emrederken şöyle buyuruyor:

.

Hastalıklarınızı, sadaka ile tedavi ediniz. Bela ve musibet dalgalarını dua ve niyazla karşılayınız.

.

Evet, yakalandığımız hastalık sebebiyle infakta bulunmak, Yüce Allah’ın yardımını hak etmeye, yardım edeceğimiz yoksul kardeşimizin duasını almaya vesile olacaktır. Bela ve musibetler karşısında yapacağımız içten dualar ise Yüce Rabbimizi hatırlamamıza, O’nunla iletişim kurarak manen rahatlamamıza vesile olacaktır. Bu da hastalar için bir çeşit moral tedavisidir.

.

Eskiler ne güzel söylemişlerdir: Az sadaka, çok bela def eder diye.

.

Allah vereni sever

.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

.
Bizim dinimiz iyilik etmek, şefkat dinidir. Kur’an-ı kerimde, (Muhakkak ki Allah iyilik edenlere yardım eder, verenleri sever) buyuruluyor. Allah, verene verir. Vermek bir haslettir, huydur. İnsanlar genelde cimridir, vermeyi sevmez. Bu yüzden de dertten kurtulmaz, çünkü durgun su pislik tutar, mikrop kaynağı olur.

.

Peygamber efendimiz Medine’ye hicret edince, (Ey Eshabım, iki şeyi olan, birini versin, iki evi olan, birini versin, iki hurması olan, birini versin, bir hurması olan, yarısını versin!) buyurdu. Niye vermeyi çok teşvik ediyor? Çünkü bir gün canımızı vereceğiz. İnsan vermeye alışmazsa, en kıymetli varlığı olan canını nasıl verecek? Ölüm acısını en çok çeken, en zor can veren müminler, dünyada vermeye alışmayanlardır. Şimdiden kendimizi alıştıralım. Zamanımızdan, imkânlarımızdan Allah yolunda verelim, fakir fukaraya sadaka verelim. Kârlı çıkacağız. Yardımdan vazgeçmeyelim, yardım isteğimizi köreltmeyelim, yardıma muhtaç arkadaşlarımıza sahip çıkalım. Çünkü sadaka vermek belayı defeder. Ayrıca Peygamber efendimiz, (Hastalıklarınızı sadaka vererek tedavi edin!) buyuruyor. Yemek yedirelim, elbise, para verelim, güler yüz verelim, ziyaret edelim, kaynaşalım.

.

Yarın çok geç olur. Bugünü yaşıyoruz, an bu andır. Yarını düşünmek, yarına göre hesap yapmak, zaten felaketin başlangıcıdır. Ne garanti var elimizde? Belki son günümüzü yaşıyoruz, belki son namazımızı kılıyoruz, belki son nefeslerimizi veriyoruz.

.

Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.

.

Âlem-i İslam’ın başına çöken kara bulutlar, felaketler, boşuna değildir. Kur’an-ı kerimin daha ilk başlangıcında, (İnfâk edin!) yani (Verin!)buyuruluyor. İnsanoğlu cimridir, egoisttir, sanki kendi mülküymüş gibi, her şeye mutlak sahip olmak gibi bir ahmaklık iddiasındadır. Hâlbuki mülk Allah’ındır. Bizim vücudumuz bize ait değil ki, mülk bizim olsun. Her gün binlerce insan ölüyor. Nerede kaldı onların malları, idealleri, imkânları? Hepsi bitti, hayâl oldu. Peki, onlar insan da biz değil miyiz? Biz insanız da, onlar insan değil mi? (Verdiğin senin malındır, alıp tükettiğin değil) hadis-i şerifini de düşünerek, elimizdekilerin bizde kalması için hayra sarf etmeliyiz.

 

 



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.