19 Kasım Pazar
hava durumu

MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hz.Meryem (R.A)

MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hz.Meryem (R.A)     MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hz.Meryem (R.A)   Üstün Ahlâk ve Teslimiyet Timsali   Hz.Meryem (R.Anha)...
Bu Haber 31 Mart 2013 01:38 Yayınlandı

 

 

MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hz.Meryem (R.A)

 

Üstün Ahlâk ve Teslimiyet Timsali

 

Hz.Meryem (R.Anha)

 

“…Ey Meryem! Allah Seni seçti; Seni tertemiz kıldı ve Seni âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.”

 

 

 

Ulul Âzam peygamberlerden olan Hz. İsa (as)’ın annesi Hz. Meryem (r.anha), Davut ile Süleyman Aleyhisselâm’ın neslindendir.

 

Ailesi, âlemlere üstün olarak seçilen İmran ailesidir. Babası İmran, İsrailoğulları’nın en ileri gelen âlimlerindendir. Annesinin adı da Hanne’dir. Hanne’nin kız kardeşi de Zekeriyya (as)’ın zevcesi ve Hazreti Yahya’nın annesidir.

 

Meryem “dindar kadın” demektir. Aynı zamanda,”Betül, Azra” lakabıyla da bilinir ki; el değmemiş, saf, temiz, iffetli anlamlarına gelir.

 

Kur’an-ı Kerim’de kendisinden yirmi bir defadan fazla bahsedilen bu iffet âbidesine, dünyada önemli bir sorumluluk yüklenmiş ve bu görev için O’nu Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle ‘güzel bir bitki gibi’ yetiştirmiştir. Ayrıca, Hz. Zekeriya’nın eğitimiyle, bir peygamberin ahlakıyla ahlâklandırmıştır.

 

O, bütün seçilmiş insanlar gibi haksızlık ve yolsuzlukların hüküm sürdüğü, Tevrat’ın tahrif edildiği bir dönemde dünyaya geldi. Annesi Hanna’nın yaşı ilerlemesine rağmen, aslında çocuğu olmuyordu. Bir gün bir ağacın gölgesinde otururken, yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördü. Bu olayla içindeki annelik duygusu alevlendi. Ellerini açarak; ” Rabb’im: Karnımda taşıdığım çocuğu sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu Benden kabul et.” (Ali İmran, 35) dedi. O, bu adamayı yaparken çocuğunun kız olabilme ihtimalini düşünmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beytül Makdis’te hizmet edebilmesi mümkün değildi. Çünkü o dönemin adetlerine göre kadınlar Beytül Makdis’e alınmazlardı. Bunun içindir ki Hz. Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah-ü Teâlâ’ya dua etmiş:

 

– Rabb’im! Ben O’nu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ben O’nun adını Meryem koydum. O’nu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum.” (Ali İmran, 36) demişti.

 

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav)’den şunları duydum: “Adem’in çocuklarından hiçbir çocuk yok ki doğduğu an şeytan ona dokunmuş olmasın. İşte doğarken ağlaması, şeytanın dokunmasından kaynaklanmaktadır. Meryem ve oğlu bundan müstesnadır.” Ebu Hureyre bunu anlatırken Hz. Meryem’in annesinin kendisi için yaptığı duayı bildiren şu ayeti okudu: “Rabb’im! Onu da onun neslinden gelecekleri de o melun şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.” (Buharî, Enbiya 44)

 

Babası, Meryem’in dünyaya gelişinden önce öldüğü için annesi Hanna, küçük yaştaki Meryem’i getirip Beytül Makdis’teki mütevellilerine (ileri gelen din adamlarına) teslim etti ve onlardan, adağını kabul etmelerini istedi.”

 

İsrailoğulları’nın en önde gelen din adamlarından ibaret bulunan Beyt’ül Mukaddes mütevillileri, Meryem’in sorumluluğunu üstlenme ve O’nu yetiştirme hususunda ihtilafa düştüler. Sonunda, kura çekmek için kalemlerini suya atmaya karar verdiler. Kimin kalemi su yüzüne çıkarsa şehrin muhterem siması İmran’ın kızını o yetiştirecek, bu şeref ona ait olacaktı.

 

Hepsi kalemlerini suya attılar. Bütün kalemler suya gömülmüş, sadece Hz. Zekeriya’nın kalemi su yüzüne çıkmıştı! Böylece Meryem’i eğitme ve yetiştirme görevi Meryem’in teyzesinin kocası olan bu yüce peygamber Hz. Zekeriya’ya düştü.

 

Hz. Zekeriyya (as) küçük Meryem‘le çok güzel ilgileniyordu. Beyt’ül Mukaddes’te, yüksekçe bir yerde O’na bir oda yaptılar. Meryem’in yiyecek ihtiyaçlarını karşılamakla da görevli olan bu güzide peygamber, ne zaman Hz. Meryem’in yanına gitse O’nun önünde cennet yiyecekleri bulurdu. Mevlayı Zülcelâl Hazretleri O’nu cennet yiyecekleriyle besliyordu!

 

“…Ey Meryem, bu yiyecekler nereden geldi Sana?” diye sorunca, Meryem, “Bu, Allah katındandır” dedi, “Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verendir.” (Âl-i İmran, 37) derdi.

 

Hz. Meryem, bir rivayete göre altı yaşlarındayken annesini kaybetti. Mübarek annesi ölmeden bir gün öncesinde kızının ziyaretine gitmişti. Küçük Meryem’in kendisini görmesinden, görüp de dayanamamasından korktuğu için, mâbedin duvarlarından gizlice kızının nasıl yerleri süpürdüğünü izledi. Ancak bu hasrete daha fazla katlanamayan Hanne, oracıkta ruhunu teslim etti. Hz. Meryem o sırada temizlikle meşgul olduğu için, olanlardan haberdar olamadı. Anneciğinin vefatını, kimsesiz kaldığını bile çok sonra öğrendi.

 

Hz. Zekeriya özel bakım ve nezareti altında, Hz. Meryem’le ilgilendi. O’na dünyevî ve uhrevî ilimleri öğretti. Engin bir zekâsı ve hafızası vardı. Duyduğunu hemen ezberliyordu. O kadar ki Hz. Meryem Annemiz yedi yaşına geldiğinde birçok âlimin cevap veremeyeceği soruları cevaplıyordu.

 

O çok merhametli ve ibadet ehliydi. Günlerini, gündüzleri ibadet ederek, geceleri mâbedin çevresindeki insanların ihtiyaçlarını gidererek geçirirdi. Öyle ki bazen kendi yiyeceklerini çevresine dağıttığı için açlıktan bayıldığı olurdu. Bayılmaları ne kadar artsa dahi önce mâbedin fakirlerini düşünür, kendisine verilenleri önce onlara dağıtırdı. İnsanlar artık ona, taşıdığı güzel ahlaka karşı hayranlık besliyorlardı. O’nun çok mübarek bir insan olduğunu anlayıp duasını, bir lokma ekmeğini alabilmek için gece boyunca mâbedin çevresinde beklerlerdi. Sadece insanlar değil en tehlikeli hayvanlar bile O’nu görünce evcil bir hayvanmış gibi davranırdı. Hatta âlimlerden birini kuduz bir köpeğin kovaladığı, aynı köpeğin Hz. Meryem’i görünce sessizce oturup onun geçmesini beklediği rivayet edilir.

 

Hz. Meryem Annemiz, böylece mâbedde yıllarca kaldı. Artık büyümüş, uzun boyu, ahlâkî ve fiziki güzelliği itibariyle yaşadığı devrin en güzel kızı olmuştu. Hâlâ mâbedde ki yüksek odasında yaşıyor; ancak bütün erkekler dışarıya çıktıktan sonra aşağıya inerek, mâbedin temizliğiyle meşgul oluyordu.

 

Bir gün yine küçücük odasında oturmuşken Allah’ın melekleri gelip, “Meryem! Rabb’ine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.” (Al-i İmran, 43) dediler.

 

Başka bir gün yine melekler inerek, “Ey Meryem!” dediler, “Allah Teâlâ Seni Meryemoğlu İsa Mesih adlı bir bebekle müjdelemektedir. O, dünyada da ahirette de seçkin, onurlu, saygın ve Allah’a yakın kılınanlardandır.”(Âl-i İmran, 45)

 

Hz. Meryem, kendisine verilen bu haber karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Bir gün, Allah-ü Teâlâ, Cebrail (as)’ı parlak yüzlü ve güzel görünümlü bir genç suretinde O’na gönderdi. Hz. Meryem, O’nu bir insan zannettiği ve kendisine bir zarar verebileceğinden korktuğu için ne yapacağını şaşırmıştı. Etrafta o an yardıma çağırabileceği kimse de yoktu. Allah’a sığınarak; “Ben Senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkuyorsan Bana dokunma dedi” (Meryem, 18)

 

Cebrail (as), O’nun bu korkusunu gidermek ve geliş sebebini anlatmak için: “Ben, Sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabb’inin gönderdiği bir elçiden başkası değilim” (Meryem, 19) dedi.

 

Hz. Meryem Annemiz, O’nun Cebrail (as) olduğunu anlayınca, sakinleşti. Getirilen haber daha önce kendisine bildirildiği halde yine de hayretini ifade etmekten kendini alıkoyamadı. Meryem: “Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim” dedi” (Meryem, 20)

 

Cebrail (as) şöyle cevap verdi: “… Rabb’in buyurdu ki babasız çocuk vermek Bana pek kolaydır. Hem Biz O’nu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız.” (Meryem, 21)

 

HZ.MERYEM ANNEMİZ KRONOLOJİ

 

 

Kur’ân’da ismiyle zikredilen tek kadın Hz. Meryem’dir. Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem, Kur’ân’ın on iki sûresinde biri zamirle olmak üzere toplam otuz dört defa geçmektedir. Ancak, kaç defa geçtiğinden daha önemlisi; kronolojik olarak birbirinden farklı dönemlerde inen pek çok âyette Hz. Meryem’den bahsedilmesidir. Yeni Ahit’te ise, Hz. İsa’nın annesine ismen on dokuz defa yer verildiği görülür.

 

Ona “Meryem” ismini veren, annesidir. Bu ismin “istemeyen, bir yerden ayrılan” , “hizmet eden”  anlamlarında kullanıldığı söylenmişse de o dönemde Âramca “ibadet eden” anlamına geldiği görüşü daha uygun görünmektedir.

 

A)Hz. Zekeriyya’nın Himayesine Verilişi

Hz. Meryem’in seçkin bir aileden gelişi, kendi seçilmişliği ve diğer şahsî faziletleri âyet ve hadislerde sıklıkla vurgulanmaktadır. Sadece Kur’ân âyetleri, onun ne derece üstün bir kadın olduğunu ifade etmek için yeterlidir. Öncelikle babası İmran tarafından seçkin bir aileden geldiği gibi, annesi de duası kabul edilen âbide ve zâhide bir kadındır. İşte Hz. Meryem, annesinin kabul olan bir duasının semeresidir ve bu duadaki adak gereğince, hizmet etmek üzere daha çocuk iken mabede bırakılmıştır.

 

Babası İmran’ın o daha küçükken vefat etmesi üzerine, şerefli bir vazife diyerek çokları Hz. Meryem’in himayesine talip olmuş, neticede bu vazife Hz. Zekeriyya’da kalmıştır.Kur’ân bu hadiseye “Meryem’i kimin himaye edeceğine dair kura çekerlerken ve birbirleriyle tartışırlarken sen yanlarında bulunmuyordun.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/44) şeklinde işarette bulunmaktadır.

 

Kur’ân, Hz. Meryem’e rızkın gelişini bildiren kısmın hemen ardından Hz. Zekeriyya’nın duâsına yer vermektedir. Bu duâda Hz. Zekeriyya’nın sözünden, onun yaşlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Bunun tabiî bir sonucu şudur: Artık Hz. Meryem’le yeterince ilgilenemeyecektir. Belki de buradan hareketle kurayı kazanan şahsın Hz. Zekeriyya değil de Cüreyc veya Yusuf isminde bir rahip, yahut Yusuf adlı bir akrabası olduğuna dair bazı zayıf rivayetler nakledilmiştir. Ancak bunların hiçbir hükmü yoktur. Zira Allah Teâlâ, Hz. Meryem’i Hz. Zekeriyya’nın eğitim ve himayesine verdiğini zikretmektedir.

 

B)Fevkalâde Bir Şekilde Rızıklandırılması

Hz. Meryem’in ibadetiyle meşgul olabilmesi için Hz. Zekeriyya ona bir mihrap yapmıştı.Orada kaldığı süre zarfında Hz. Meryem’e Allah tarafından fevkalâde bir şekilde rızık gelmekteydi. Nitekim Hz. İsa’yı dünyaya getirdiğinde de yine fevkalâdeden olarak taze hurma ve su ile lütuflandıkları bilinmektedir. Kur’ân, Hz. Zekeriyya’nın oraya her girişinde Hz. Meryem’in beraberinde güzel yiyecekler bulunduğunu şöyle anlatmaktadır: “Zekeriyya onun yanına mâbede ne zaman girse beraberinde yiyecekler bulurdu. ‘Meryem! Bu yiyecekleri nereden buluyorsun!?’ deyince de o ‘Bunlar Allah tarafından gönderiliyor. Muhakkak ki Allah dilediğine sayısız rızıklar verir.’ derdi.” Benzer bir hâdisenin Peygamberimiz’in kızı Hz. Fâtıma’nın başından geçtiği de rivayet edilmektedir.

 

Hz. Meryem’e rızkın gelişine dair Hıristiyan kaynaklarında da bilgi olduğu belirtilmektedir. Ancak sözü edilen bu bilgi, apokrif (Kilisenin reddettiği) İncillerde zikredilen bilgiler olmalıdır. Zira Yeni Ahit’te, meleğin gelip de Hz. İsa’yı müjdelemesine kadar Hz. Meryem’in hayatına dair bir bahse rastlanmamaktadır. Buna mukabil apokrif İncillerde Hz. Meryem’in hayatının ilk devresi hakkında bazı bilgiler yer almaktadır. Meselâ doğduğu yerle ilgili farklı bilgilere rastlandığı gibi, doğum tarihiyle ilgili yaklaşık tahminler de mevcuttur. Apokrif bir İncil olan Protevangelium’da bazı ilâve bilgiler de yer almaktadır ki, kanonik (Kilisenin kabul ettiği) İncillerde bunları bulmak mümkün değildir.

 

C)Mabed Günleri ve Kulluk Şuuru

Hz. Zekeriyya’nın himaye sürecinde Hz. Meryem, sürekli Cenâb-ı Hakk’ın yardımı ve koruması altında yetişmiş ve her geçen gün ibadetlerini artırarak devam ettirmiştir. Onun bu hususi durumu, yine Âl-i İmrân Sûresi’nde şöyle ifade edilmektedir: “Hani melekler demişlerdi ki: Meryem! Muhakkak ki Allah seni seçti. Seni tertemiz kıldı, hatta seni dünyadaki bütün kadınlara üstün kıldı. Meryem! Saygı dolu bir gönülle huzurunda durup Rabbine ibadet et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et.”

 

Âyette geçen “Allah’ın temizlemesi”nin, “küfürden ve günahtan arındırma”, “âdet ve doğum kanından, fizikî bir kusurdan uzak kılma” ve “erkeğin temasından arındırma” gibi mânevî, ahlâkî, bedenî temizleme olduğuna dair farklı yorumlar yapılmıştır. “Dünyadaki bütün kadınlara…” ifadesini ise hemen bütün tefsirciler, “kendi dönemi itibariyle bütün kadınlara” şeklinde anlamışlardır. Ayrıca rükûsuyla, secdesiyle buradaki ibadetin şekliyle ilgili tefsirlerde ayrıntılar mevcut ise de burada ibadetin şeklinden çok daha önemlisi, Hz. Meryem’in “Saygı dolu bir gönülle huzurunda durup Rabbine ibadet et, secdeye kapan ve rükû edenlerle beraber rükû et” emrine hem de gönülden itaat ettiğidir: “Bir de İmran’ın kızı Meryem’i misal getirir. Meryem, iffet ve namusunu korudu. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.” (Tahrîm Sûresi, 66/12)

 

Kur’ân ayrıca, Hz. Meryem’in dosdoğru bir insan olduğuna da şâhitlik etmektedir.

 

Bütün Kadınlara Üstün Kılınması

Hz. Meryem’in üstün kılınmayla ilgili âyetin hemen bütün tefsirlerinde yer almakla beraber aynı zamanda Kütüb-i Tis’a’da da pek çok yerde nakledilen bazı hadisler bulunmaktadır. Hz. Meryem’in faziletini konu edinen bu rivayetlerde Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır:

 

1– “Kendi dönemindeki kadınların en hayırlısı İmran kızı Meryem’dir ve yine bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı Huveylid kızı Hatice’dir.”

 

2– “Erkeklerden pek çokları (fazilette) kemâle ermiştir. Kadınlardan ise İmran kızı Meryem ve Firavun’un karısı Âsiye’den başka kimse kemâle ermemiştir. Hz. Âişe’nin kadınlara üstünlüğü ise, tiridin diğer yiyeceklere üstünlüğü gibidir.”

 

3– “Yeni doğan her çocuğa, doğduğu anda şeytan mutlaka dürter. Yavru, onun dürtmesi (nin verdiği rahatsızlık) sebebiyle bağırarak ağlar. Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa bundan hâriçtir.” Bu hadisin bazı rivayetlerinde Ebû Hureyre, Hz. Meryem ile oğlu Hz. İsa’ya lutfedilen bu özel konumun, Hz. Meryem’in annesinin, “Onu ve soyundan gelecekleri, o mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyaz ediyorum.” şeklindeki duâsının kabulünden kaynaklandığını söylemektedir.

 

4– “Yeryüzü kadınları arasında (örnek olmaları ve faziletleri bakımından) Hz. Meryem, Hz. Hatice, Hz. Fâtıma ve Hz. Âsiye’yi bilsen sana yeter.”

 

5– “Cennet kadınlarının en faziletlileri Hz. Hatice, Hz. Fâtıma, Hz. Âsiye ve Hz. Meryem’dir.”

 

6– “Fâtıma, cennet kadınlarının efendisidir. Tabii ki Hz. Meryem’in üstün durumu hesaba katılmazsa..”

 

7– “Kureyş kadınları, kadınların en hayırlılarıdır; deveye binerler, kadınların çocuğa en şefkatlisi ve kocasının malını koruma hususunda kocaya en titizidirler.” Bu hadisi naklettiği her yerde Ebû Hureyre’nin “Meryem bintü İmran asla deveye binmedi.” sözü nakledilir ki, Hz. Meryem’in faziletiyle ilgili asıl kısım burasıdır. Nevevî ve İbn Hacer’e göre, Ebû Hureyre’nin maksadı Hz. Meryem’in deveye binip binmediğini vurgulamak değildir. Sadece ona özel bazı faziletler bulunduğunu anlatmak için bu ifadeyi kullanmıştır.Diğer bir deyişle “Deveye biniyor olmak bir kadını hayırlı kılmaz; zira Hz. Meryem deveye binmediği halde hayırlıdır. Demek ki o, herkeste olmayan hususi faziletlere sahiptir.” denmek istenmiştir.

 

Görüldüğü gibi müfessirler ve hadis şârihleri, bu rivayetlerden hareketle, bahsi geçen kadınlar arasında fazilet sıralaması konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Rivayetlerin hepsinde göze çarpan ortak bir hususa dikkat çekmek gerekmektedir: Diğer isimler değişmesine rağmen Hz. Meryem bütün rivayetlerde zikredilen ortak şahıstır. Tek başına bu husus dahi onun faziletini göstermeye yetmektedir.

 

Hz. Meryem’i Peygamber Sayanların Bulunması

Yukarıda sayılan rivayetlerden hareketle bazı âlimler, kadınlardan peygamber geldiği sonucuna varmışlardır. Böylelikle bir yandan genel olarak kadınlardan peygamber gelip gelmediği, diğer yandan da özel olarak Hz. Meryem’in peygamber olup olmadığı konularında farklı değerlendirmeler ortaya çıkmıştır. Hz. Meryem’in peygamber olduğu görüşünde olan âlimler; Meryem Sûresi’nde pek çok peygamberin sıralandığı yerde Hz. Meryem’in de yer alması ve sonunda “İşte Allah’ın nimetine mazhar olmuş peygamberlerden olan bu zatlar Âdem neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın evlatlarından, İbrâhim ve İsrail’in nesillerinden ve hidâyete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir.” denmesi.. meleğin Hz. Meryem’e vahiy getirmesi.. ona olağanüstü şeyler lutfedilmesi.. Allah tarafından seçilip tertemiz yapılarak dünyadaki bütün kadınlara üstün kılınması.. ayrıca hadislerde onun “kemâle erdiği”nin belirtilmesi.. cennet kadınlarının efendisi sayılması.. gibi hususları dikkate alarak bu sonuca varmışlardır. Ancak genel kabul gören görüş, kadınlardan peygamber gelmediği şeklindedir.

 

Hıristiyanlar arasında da Hz. Meryem’i peygamber olarak gören bazı teologlar bulunmaktadır. Hıristiyanlık genel olarak Hz. Meryem’i Hz. İsa’dan aşağıda, fakat diğer kadınlar ve bütün azizlerin üstünde görmektedir. Ayrıca Hıristiyan literatüründe Hz. Meryem hakkında pek çok yüceltme ifadesi kullanılmış; onun itaat, sabır, alçakgönüllülük, dindarlık, iman, ümit, merhamet, iffet vb. faziletleri üzerinde çokça durulmuştur.

 

Bir İffet Âbidesi Oluşu

Kur’ân, Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya nasıl hamile kaldığına da şu şekilde yer vermektedir:

 

“Gün geldi, melekler ona ‘Meryem! Allah, Kendisi tarafından bir kelime vereceğini sana müjdeliyor. Adı İsa, lakabı Mesih, sıfatı Meryem oğludur. Dünyada da âhirette de itibarlı, Allah’a en yakın kullardan olacaktır. Beşiğinde de yetişkinliğinde de insanlara hitap edip onlarla konuşacak, salih insanlardan olacaktır.’ Meryem ‘Ya Rabbî, bana hiçbir erkek eli değmediği hâlde nasıl olur da çocuğum olabilir?’ deyince, Allah şöyle buyurdu: ‘Öyle de olsa Allah dilediğini yaratır; Zira O, bir şeyin var olmasına hüküm verince sadece “ol” der, o da derhal oluverir.” (Âl-i İmrân, 3/45-47)

 

Konuya daha genişçe yer verilen Meryem Sûresi’nde ise Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya hamile kalışı, onu dünyaya getirişi ve sonrasında gelişen hâdiselerden yeterince bahsedilmektedir:

 

“Kitapta Meryem’i de an! Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekiliverdi. Onlarla kendisi arasına bir perde gerdi. Biz de ona Ruhumuzu gönderdik de ona kusursuz, mükemmel bir insan şeklinde görünüverdi. Meryem irkildi ve ‘Ben’ dedi, ‘Rahmana sığındım senden. Eğer Allah’tan korkup haramdan sakınan bir kimse isen çekil yanımdan!’ Ruh ‘Ben’ dedi, ‘Rabbinden sana gelen bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk hediye edeyim diye geldim.’ Meryem ‘Nasıl oğlum olabilir ki bana eli değen bir tek erkek bile olmamıştır. İffetsiz bir kadın da değilim!’ Ruh ‘Öyledir, ama Rabbin: ‘Bu iş bana pek kolaydır. Çünkü biz onu insanlara kudretimizin bir alâmeti ve tarafımızdan bir rahmet kılacağız ve artık bu, hükme bağlanmış, olup bitmiş bir iştir.’ dedi. Sonra çocuğuna hamile kaldı ve bu hâliyle uzakça bir yere çekildi. Derken doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. ‘Ay!’ dedi, ‘N’olaydım, keşke bu iş başıma gelmeden öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!’ Derken, Ruh, ona aşağıdan şöyle seslendi: ‘Sakın üzülme!’ dedi, ‘Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi. Haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün. Artık ye, iç, gözün aydın olsun! …” (Meryem Sûresi, 19/16-33)

 

Diğer taraftan Cenâb-ı Hak hem Hz. Meryem’i hem de oğlu Hz. İsa’yı, cümle âlem için bir ibret vesilesi kıldığını ve onları pınarları akan ve yerleşmeye elverişli yüksekçe bir yere yerleştirdiğini beyan etmektedir.Nitekim Cenâb-ı Hak, ona ve annesine lutfettiği bu ve benzeri nimetleri Hz. İsa’ya hatırlatmaktadır: “İsa! Hem senin hem annenin üzerindeki nimetimi iyi düşün.”

 

Hz. Meryem’in hamilelik ve doğum süreciyle ilgili özellikle rivayet tefsirlerinde ve hadis şerhlerinde ayrıntıya yer veren pek çok rivayet ve yorum bulunmakta ise de bütün bunlar, bu makale çerçevesinin dışındadır. Asıl önemlisi, Hz. Meryem’in hamilelik ve doğum süreciyle ilgili olarak, bilinemeyecek bazı yönlerin de olduğudur. M. Fethullah Gülen Hocaefendi, şu yorumuyla buna dikkat çekmektedir:

 

“Diğer annelerde olduğu gibi, Hz. Meryem’de de embriyolojik safhalar söz konusudur. O da hâmile kalır, karnı büyür ve doğum sancıları gelince, bir kenar semtte su arkının bulunduğu bir hurma ağacının yanına gider ve hamlini vaz’eder. Ancak, bu hamile kalış ve embriyolojik vetirenin başlaması nasıl olmuştur? İşte bunlar, âdeta birer sır paketi gibidir. Hz. Meryem’in karşısındaki Cebrâil midir, yoksa zaman üstü husûsiyetiyle Hz. Rûh-u Seyyidü’l-En’âm’ın cevher-i hayatı mıdır da ona temessül etmiş, o da bu rûhu görünce bedene ve cismâniyete âit olmayan bir heyecan duymuştur. İşte bütün bunlar bizi aşan ve “Kudret” dâiresinde cereyan eden şeylerdir. Evet, Hz. Meryem bir iffet âbidesidir; onun cismânî bir heyecan duyması şöyle dursun, o en derin bir iffet hissiyle şahlanıp karşısında temessül eden rûha, “Senden Allah’a sığınırım.” demiştir. Öyleyse burada çok ciddî bir mücerrediyet vardır; yani, bu meseleyi esbap dâiresi içinde ve tenâsüb-ü illiyet prensibiyle izah etmek mümkün değildir.”

 

Özetle söylemek gerekirse Hz. Meryem’in hamilelik süreciyle ilgili gözardı edilemeyecek en önemli gerçek şudur: Bir iffet âbidesi olan Hz. Meryem, bâkire olduğu hâlde, Allah’ın bir mucizesi olarak hamile kalmıştır. Enbiyâ ve Tahrîm Sûrelerinde Hz. Meryem’in, iffet ve namusunu koruduğu özellikle vurgulanmaktadır:

 

“İffet ve namusunu gerektiği gibi koruyan Meryem’i de an. Biz ona rûhumuzdan üfledik, hem onu hem oğlunu cümle âlem için bir ibret yaptık.” (Enbiyâ Sûresi, 21/91) “Bir de Allah, İmran’ın kızı Meryem’i misal getirir. Meryem, iffet ve namusunu korudu. Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti ve gönülden itaat edenlerden oldu.” (Tahrîm Sûresi, 66/12) Nitekim Kur’ân’da, Hz. Meryem hakkında buna zıt olarak söylenen her sözün onun aleyhinde müthiş bir iftira olduğu, bu iftira sahiplerinin belalarla cezalandırıldığı ve kalblerinin mühürlendiği belirtilmektedir.

 

Vefatı ve Kabri

Hz. Meryem’in vefatı ve kabriyle ilgili âyet ve hadislerde bir açıklamaya rastlanmamaktadır. Bu konudaki ayrıntılar genelde Hıristiyan kaynaklara veya bir kısım tarihî kaynağa dayanmaktadır. Sinoptik İncillerde (Matta-Markos-Luka) yer almamakla beraber sadece Yuhanna İncilinde, Hz. Meryem’in Kana mucizesinde ve haç olayında yer aldığı; “Resûllerin İşleri”nde Hz. İsa’nın göğe yükselmesinden sonra havarilerle dua ettiği belirtilmekte ise de hayatının geri kalanı, ölümü, yaşı, dış görünüşü hakkında İncillerde hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

 

Hz. İsa’nın dünyadan ayrıldığı sırada elli yaşlarında olduğu tahmin edilen Hz. Meryem’in elli altı, yetmiş, yetmiş iki yaşlarında, yahut çok ileri yaşlarda öldüğü görüşleri yanında, nerede ve nasıl vefat ettiği, kabrinin nerede olduğu, öldüğü veya göğe yükseltildiği konuları da tartışılagelmiştir.  Bütün bu ayrıntılar bir yana, Hz. Meryem’in Allah’a ibadet ederek hayatına devam ettiği bilgisi,  onun genel profiline daha uygun görünmektedir.

 

Hıristiyan kaynaklar daha çok Hz. Meryem’in defnedildiği yere dair bir bilgi bulunmadığı görüşünde olmakla beraber Kudüs, Efes ya da Antakya’da defnedildiğine dair farklı görüşler mevcuttur. Efes’te ona nisbet edilen bir kabir bulunmayışına karşılık, Kudüs’te birisi Zeytin Dağı ve Tapınak Tepesi arasındaki Jeoshaphat (veya Kedron) vadisinde, diğeri de Gethsemani’de (Cesmâniyye)  olmak üzere birer kilisenin onun defnedildiği yer olduğu ileri sürülmektedir. Siyon dağında diyenler de vardır. 48 Şam tarihi yazarı İbn Asâkir ise, Hz. Meryem’in mezarının Şam’da el-Ferâdîs kabristanında olduğunu kaydetmiştir.

 

 



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.