17 Kasım Cuma
hava durumu

İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR

İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR . Tıbbi bitki, ilaç yapımında kullanılan bitkilere verilen genel bir isimdir....
Bu Haber 28 Nisan 2015 20:05 Yayınlandı

İLAÇ YAPIMINDA KULLANILAN BİTKİSEL DROGLAR

.

Tıbbi bitki, ilaç yapımında kullanılan bitkilere verilen genel bir isimdir. Bir bitkinin tümü taze veya kurutulmuş halde ilaç yapımında kullanılabileceği gibi, bitkinin bir veya birkaç organı veya kısmı da aynı amaçla kullanılabilir.

Bunun için bitkinin hangi organının kullanıldığının da belirtilmesi gerekir. Bu nedenle raporda bitkilerin sadece Türkçe isimleri değil, Latince bilimsel isimleri de verilmelidir.

Bir bitkinin ilaç olarak kullanılacak kısmı drog olarak tanımlanır. Bazı ülkelerde “drog” (drogue-drug) sözcüğü sadece bitkilerin eczacılıkta kullanılan organlarına ve ürünlerine verilen bir isimdir.

Bazı ülkelerde ise genel olarak ilaç anlamında, bazense uyuşturucu ilaç anlamında kullanılmaktadır. Biz “drog” sözcüğünü, doğal ilaç hammaddesini ifade etmek için kullanacağız. Bitkisel ilaçlarla tedavi alanında kullanılan drog kelimesi Farsça bir kelimedir.

.

Eczacılık, kimya ve boya endüstrisinde kullanılan bitkisel, hayvansal veya madensel ilkel maddelere verilen bir isimdir. Bitkisel drog tabiri bitkisel ilaç hammaddesiyle eşdeğerdir. Yani haşhaş, Papaver somniferum, bir tıbbi bitki, haşhaş kellesi (Fructus papveris) veya afyon sakızı (Opium) birer drog’dur. Bitkisel droglar hücreli ürünler (kök, yaprak, kabuk, çiçek, tohum, meyve, vs.) hücresiz ürünler (zamk, usare, reçine, balsam, vs.) şeklinde olabilir. Bitkiden toplandıktan sonra kurutmadan başka hiçbir işlem görmemiş olan droglara ham drog adı verilir. Temizleme, ayıklama, boylarına göre ayırma, vs. gibi işlemlerden geçtikten sonra standart hale gelmiş olan bitkisel droglar kullanıma hazır hale gelmiş olurlar.

.

BİTKİSEL DROG PREPARATLARI

Bitkisel droglar doğrudan, bütün veya toz halinde, kullanıldığı gibi, galenik preparatı halinde de kullanılırlar. Geleneksel tıpta en yaygın preparat şekli çay’dır. Bu amaçla kullanılan bitkilere tıbbi bitki çayı, şifalı bitki çayı, çay otu (herbal tea) denir. Çay, demleme (enfüzyon) veya haşlama (dekoksiyon) şeklinde yapılabilir. Avrupa Komisyonu, bitkisel devalar, bitkisel droglar (vegetable drugs) ve bitkisel drog preparatlarını (vegetable drug preparations) tanımlamıştır. Craig’e (1999) ve Tanker’e (1990) göre bitkisel drog preparatları kapsamına bitkisel drogdan bir iletim sonucu hazırlanan ticari ürünler girmektedir. Bitkisel drogun toz edildikten sonra uygun bir organik çözücü ile gerekirse ısı ve basınç uygulayarak ve çalkalayarak, muamele edilmesi sonucu drogdaki etken maddeler çözücüye geçerler. Bu işlemeekstraksiyon (tüketme) adı verilir. Elde edilen ürün ise bir ekstredir.

.

Organik çözücülerin (örneğin; alkol, eter, aseton, hekzan, vs.) saf halde veya uygun karışımları halinde kullanılması sonucu drogdaki etken maddeler seçimli bir şekilde ayrılabilirler. Bitkisel droglar veya ekstreler, sanayide saf etken maddelerin izolasyonu amacıylada kullanılır. Chicouri ve diğ.’e (2000) göre, sanayide bu amaçla fraksiyonlu ekstraksiyon, çöktürme, kristallendirme, kramatografi, vs. gibi yöntemler kullanılır. Bazı bitkisel materyallerden elde edilen kimyasal bileşikler tıbbi kimyasalların yarı-sentezinde sentez ön maddesi olarak kullanılırlar. Yani, kendi başına tıbbi amaçla kullanılmayan bir bitkide, böyle bir kullanım potansiyeli varsa ticari ürün haline gelebilir.

 

HALK TEBABETİ

Hekimlik, doktorluk anlamlarına gelen Tababetin tarihi, insanlık tarihi ile paralel bir gelişimine gelişme göstermiştir. İnsanlık ilerleme kaydettikçe tıbbi bilgileri de o denli artmıştır. Tecrübeler ile elde edilen neticeler gelenek ve görenekler ile bugüne kadar gelmiştir. 19. yy.’da ilim ve fennin gelişimi karşısında eski tababetten yüz çevrilmiş, bütün eski usuller terkedilmiş ve eski bilgilere ehemmiyet verilmemiştir. Bunun sebebi, eski usullerin neticesiz olmasından değil, Anatomi, Fizyoloji ve Patoloji gibi yeni bilim dallarının ortaya çıkmasındandır.

Bu devrede ilmi tababet, ampirik metodları beğenmemiş, ancak onları sonradan yine kabul etmiştir. Örneğin; Fitoterapi yani bitkilerle tedavi yüz sene evvel terkedilmiş ancak asrımızda tıbbî bitkiler tekrar revaç bulmaya başlamıştır.

Halk Tababeti (Tıbbî Folklor)’de tıb tarihi noktasından çok önemlidir. Bugünkü tıb alanında kullanılan metodların menşei de bu halk tababetidir.

Çeşitli ülkelerdeki halk doktorlarına göre, herhangi bir bölgede görülen her hastalığın yine o bölgede şifası da mevcuttur. Önemli olan bu tabii şifa olanaklarını bulup kullanmaktır. İnsanlar, senelerden beri bu tabii tedavi olanaklarından faydalanarak bu günlere ulaşmışlardır. İnsanların doğal tedavi olanaklarından faydalanarak bu günlere ulaşmışlardır. İnsanların doğal tedavi yöntemlerinde kullandıkları en önemli materyal ise Tıbbi Bitkilerdir.

Doktor ve eczanelerin bulunmadığı, kırsal bölgelerde halk, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanmak üzere, ilaç hazırlamak için genellikle çevrede yetişen ve yetiştirilen tıbbi bitkileri kullanmakta olup, bu yöntem bir kültür ve geleneğe dayanmaktadır. Bu nedenli halk tababeti, Diyarbakır, Gaziantep,Bursa Erzurum, İstanbul, Kayseri, Sivas gibi eskiden beri mevcut şehirlerde halen de sürmektedir. Buna karşılık yeni yerleşim merkezlerinde, örneğin; Ankara’da halk tababeti hemen hemen hiç bulunmamaktadır.
İstanbul’da halk tababetinde kullanılan ilaçların satıldığı özel bir çarşı olan Mısır Çarşısı ve 30’dan fazla dükkan var iken Ankara’da sadece iki dükkan bulunmaktadır.

Halkın, hastalıkların tedavisinde şuursuzca kullandıkları bazı tıbbi bitkilerin günümüzde etken maddeleri belirlenmiştir. Bu etken maddeleri şöyle sıralayabiliriz;
a) Alkoloidler: Azot içeren bazik bileşiklerdir. Bitkilerde genellikle organik asitlere bağlı olarak bulunurlar. İlk bitkisel Alkoloid morfindir.
b) Glikozidler: Kimyasal olarak ve bir alkol ya da fenol’den oluşan bileşiklerdir. Terapatik yönden ilginç glikozidlere, bazı salix türlerindeki salicin, Rhevm palmatum ve rhamnus frangula’daki Anthra glikozidleri örnek verebiliriz.
c) Eterik Yağlar: Eterik yağ içeren bitkiler kokularından belli olup eterik yağ miktarı ekolojik koşullar ve hasat zamanına göre değişir. Genellikle eterik yağlar isoprene yakın terpenler’dir.
d) Acı Maddeler: Kısmen glikozid, kısmen de terpenler grubuna girerler. Alkoloidler gibi tadları acı olup, bileşimlerinde azot bulunmaz.
e) Debağ Maddeleri: Protein çökeltici etkisiyle hayvansal postu deriye çeviren bitkisel maddelerin tümüne verilen isimdir.

Günümüzde bazı kesimler, eskiden yöresel halklar tarafından tedavide kullanılan ilaçlara “Kocakarı İlacı” deyip sırt çevirmektedir. Şüphesiz ki her kocakarı ilacı iyi değildir. Ancak aralarında gerçekten yararlı olanları çok fazladır. Bu yüzden halk tababetine “Kocakarı ilacıdır” deyip karşıt tutum takınmak yerine bunları tek tek titizlikle ele alıp, bilimsel temeller üzerine oturtmak daha uygundur.

Bitkisel drogların halk arasında kullanıldıkları hastalıklar, etkileri ve isimleri üzerindeki tıbbî folklor araştırmaları Cumhuriyet döneminden sonra ilgi çekmiş ve halen de artan bir şekilde devam etmektedir. Cumhuriyetten önce, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde bu konuyla ilgili 2 önemli eser ortaya konulmuştur. Bunlardan biri; Hora Nusret efendi tarafından 1884’de basılmış olan “Ma-hazer” (önceden hazır olan) veya Nusret Efendi Risalesi adı ile tanınan 72 sayfalık küçük bir risaledir. Bu eser uzun yıllar Anadolu halkının kullandığı bir tedavi kitabı olmuştur. Halk tarafından çok tutulmuş olan diğer bir eser de Tarsusî El Seyyid Osman Hayri Efendi tarafından yazılmış olan “Kenzü’s Sıhhatül Ebdâniyye” adlı kitaptır.

Türkiye’de de son yıllarda tıbbi bitkilerden yararlanma ve bu alanda yapılan çalışmaları tanıtmak amacıyla 1976 yılından beri 2 yılda bir “Bitkisel ilaç Hammaddeleri Toplantısı” yapılmaktadır. Bu çalışmalar ile umarız yöresel halkların halen kullandığı tabii tedavi olanakları derinlemesine incelenip, bilimsel nitelik kazandırılarak modern tedavinin hizmetine sokulur.
Biz de bu çalışmada, hayvan zehirlenmelerine karşı halkın uyguladığı tedavi yöntemlerini araştırdık. Yani zehirli herhangi bir yılan, akrep veya böcek sokması durumunda, halkın başvurduğu çareler bir araya getirilmeye çalışılmıştır.

I- HAYVAN ZEHİRLENMELERİ

Vücut için zararlı maddelerin ağız veya teneffüs yoluyla ya da zehirli hayvanların sokması neticesinde cilt yoluyla alınmasına “zehirlenme” denir. En çok görülen hayvan zehirlenmeleri, yılan, akrep ve örümcek sokması neticesinde meydana gelmektedir. Bunların haricinde de çeşitli haşarat zehirlenmeleri mevcuttur. Zehir, hayvanın soktuğu yerden kana karışarak bütün vücuda dağılır. Belli başlı zehirlenme belirtileri şunlardır;

• Zehirlenme; uyuşukluk, halsizlik, yorgunluk şeklinde kendisini hissettirmeye başlar.

• Zehirli hayvan tarafından sokulan kişide vücut ısısı yükselmeye başlar. Kişinin ateşi 40-42°C’ye kadar çıkar.

• Ayrıca zehirlenen kişide baygınlık, kusma ve ishal görülebilir.
Zehirlenme hadiseleri havaların ısınmasıyla birlikte artış gösterir. Özellikle yılanlar ısınan havalar ile birlikte uyanmaya başlarlar. Bağlarda, bahçelerde, dere kıyılarında, bunlardan birinin bizleri sokması olasıdır.

II- ÇEŞİTLİ HAYVAN ZEHİRLENMELERİNE KARŞI HALKIN UYGULADIĞI TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Zehirlenme hadiselerine, kırsal bölgelerde daha çok rastlanmaktadır. Böyle yerlerde doktor ve eczane çok zor bulunduğundan, çeşitli mevcut imkanlarla tedavi yöntemleri geliştirmiştir. Bu tedavi yöntemleri, tecrübeler ile elde edilmiş ve faydası görülmüş yöntemlerdir. En önemli tedavi materyalleri ise bitkiler ve bitkisel orijinli maddelerdir.
– Yılan ve Akrep Sokması Karşısında Halkın Uyguladığı Yöntemler:
Yılan ve akrep en tehlikeli zehirli hayvanlardandır. Bunların zehirleri bazen öldürücü etkiye sahip olabilmektedir. Öyle yılan zehirleri mevcuttur ki bir fili çok kısa bir sürede yere serebilmektedir. Halkın bu gibi durumlarda uyguladığı yöntemleri ve şifa için kullandığı materyalleri şu şekilde sıralayabiliriz;

• Yılan ve akrep zehirlenmelerinde ilk tedaviye hastayı uyutmakla başlanır. Çünkü hasta uyuduğu zaman zehir vücudun bütün derinliklerine nüfuz eder. Daha sonra, yılan veya akrebin soktuğu yerin üst kısmı, bir bez parçası ile bağlanır. Sokulan yer kesici bir alet yardımıyla çizilir ve kan emilir. Böylece zehirin dışarıya çıkması sağlanır. Ancak kanı emen kişinin ağzında yara olmaması gerekir.

• Zehirlenme karşısında iki omuz arasından 3 defa kan alınır. Çünkü iki omuz başı arası kalbe en yakın kan alma yeridir. Böylece zehirli madde kan ile dışarıya atılır. Zehirin tamamı çıkmamış olsa bile belirli bir kısmı etkisiz hale getirilmiş olunur. Bu kan alma işlemi ise şöyle yapılır; Kesici bir alet ile (Neşter, jilet gibi) deri hafifçe çizilir ve üzerine ağzı geniş cam şişe oturtularak, emici güç meydana getirmek suretiyle kirli kan vücuttan çıkarılır. Buna “Şişe Çekmek” de denir.

• Eğer bir kimseyi akrep sokmuş ise, sokan akrep ikiye bölünüp soktuğu yere sarılır. Çünkü akrep eti panzehir özelliği göstermektedir.

• Yılan sokmasında vücudun sokulan kısmındaki kan emilir ve bu bölge kızgın demirle dağlanır. Daha sonra, hasta yeni yüzülmüş koyun veya keçi derisine sarılır.
• Yılan veya akrebin soktuğu yer, ucu ısıtılmış bıçak ile kesilerek kan çıkartılır. Sokulan yer üzerine ham toprakta yapılmış çamur sürülür ve sirkeye batırılmış bez parçası sarılır.

• Allium sativum L. (Sarımsak) dövüldükten sonra macun yapılır ve merhem gibi akrep veya yılanın soktuğu yere sürülür. Bu merhem zehiri çeker ve vücudu ısıtır.

• Çitrus aurantium L. (Turunç) kabuğunun öz suyu içildiği zaman yılan ve akrep sokmalarına karşı iyi gelmektedir. Ayrıca turunç kabuğunun yılan ve akrebin soktuğu yere bağlanması da faydalıdır. Turuncun çekirdeği de panzehir etkisi göstermektedir. Bu nedenle, turuncun çekirdeği dövülüp toz haline getirildikten sonra, akrep veya yılanın soktuğu yer üzerine konulursa ağrıyı keser.

• Tereyağı, bal ile şerbet yapılıp içilirse zehirlenmeye karşı faydalıdır.

• Allium sativum L. (Sarımsak) suyu sade olarak veya tuz ile karıştırılarak akrebin veya yılanın soktuğu yere sürülür. Daha sonra sokulan kısım tedavi maksadı ile dağlanır.

• Deniz suyu, normalden farklı olarak tuzlu ve temiz bir sudur. Örneğin bu tuzluluk sebebiyle kıyılarda kokuşma az olur. Deniz suyunun akrep ve yılanın soktuğu yere haricen sürülmesi gayet faydalıdır.

• Malva sylvestris L. (Ebegümeci) yaprakları çiğ olarak dövülür ve bir miktar tuz ile macun yapıldıktan sonra merhem gibi, yılan veya akrebin soktuğu yere sürülür özellikle zeytinyağı ile karıştırılarak kullanılacak olursa etkisi daha fazla olur. Ayrıca, Ebegümeci’nin tohumları da toz haline getirilip içilir.

• Cikrullus colocynthis L. (Ebu Cehil Karpuzu) kökünün suyu yılan veya akrebin soktuğu yer üzerine haricen kullanılır. Bu bitki Mersin yöresinde sahile yakın kumluk yerlerde bulunur.

• Phaseolus vulgaris L. (fasulye)’nin yaş yaprakları akrep veya yılanın soktuğu yer üzerine konulduğunda zehiri çekmektedir.

• Zehirlenme durumlarında, Cicharium intybus L. (Hindiba) bitkisinin kökü damıtılarak suyu içilir.

• Arabistan yarımadasında yetişen Acve Hurması, akrep zehirlenmelerine karşı faydalıdır.

• Thymus vulgaris L. (Kekik)’in kaynatılmış suyu ile birlikte bir müshil ilaç, akrep ve yılan sokmasından sonra içilmesi faydalı olur. Ayrıca yılan ve akrebin soktuğu kişiler, bal ile karışık kekik macunundan bol miktarda yiyecek olurlarsa, yılan veya akrebin zehirini tesirsiz hale getirebilmektedir.

• Citrus limonum L. (limon) çekirdeği dövülüp toz haline getirildikten sonra akrebin soktuğu yere konulur veya tozundan 9,6 gram kadar soğuk su ile karıştırılıp içilir. Çünkü limon çekirdeğinin tozunun çözücü ve kurutucu özelliği vardır.

• Lactuca sativa L. (Marul) bitkisinin sütü bitkiden ayrılarak akrep veya yılanın soktuğu yere sürülür.

• Aguilaria agollocha (Öd Apacı) bitkisinin, kökü, dalları ve kabuğu hoş kokulu, Hindistan ve Çin’de yetişen bir bitkidir. Bu ağacın tozu ile şerbet yapılıp içilirse yılan ve akrep sokmalarında panzehir etkisi yapmaktadır.

• Aristolochia L. (lohusa otu)’nun köklerinin damıtılmasıyla elde edilen su, akrep veya yılanın soktuğu yer üzerine haricen sürülür.

• Cnicus benedictus L. var. Kotschyi Boiss (Zehir otu-Mübarek dikeni) bitkisi de yılan ve akrep sokmalarına karşı, Manisa’nın Demirci yöresinde kullanılan bir bitkidir. Yörede bitki 21 Hazirandan evvel toplanır ve kurutulur. Yılan veya akrep sokmasına bağlı zehirlenme durumlarında dahilen ve haricen kullanılır. Bunun için şu şekilde bir uygulama yapılır: Bitkinin çiçekli kısmından 3-4 dal koparılır. Bitki daha önce kurutulmuş ise toz haline getirilir. Eğer taze ise küçük parçalara ayrılır. Daha önce kaynatılmış suyun içine, bu bitkiden yeteri miktar konulup, karıştırılarak süzülür. Bu sudan günde 2-3 bardak içilir. Uygulamaya birkaç gün devam edilir. Ayrıca yılan veya akrebin soktuğu yere aynı sıvıdan haricen uygulanır. Bu şekilde zehirin etkisinin ortadan kalktığı, zehirlenme sonucu yükselen ateş ve tansiyonun düştüğü ağrıların azaldığı görülmüştür.

• Akrebin çok olduğu yerlerde, aşağıda tarif edeceğimiz karışım önceden yapılır ve hemen hemen her evde bulundurulur. Herhangi bir akrep sokması halinde de bu hazır karışım tedavide kullanılır. Karışım şu şekilde yapılır: Bir çay bardağı zeytinyağına 3-4 tane akrep atılır ve 20 gün ağzı kapalı şekilde güneşe konulur. Daha sonra bu yağ süzülür ve kapalı bir şişede saklanır. Herhangi bir akrep sokması halinde, akrebin soktuğu yere bu yağdan günde 3-4 defa sürülür.

• Akrep sokması halinde kibrit ile de tedavi yapılmaktadır. Bunun için sekiz veya on tane kibritin baş kısmı ezilir ve bir fincan sıcak suya karıştırılıp 10 dakika bekletilir. Bu suya pamuk batırılıp akrebin soktuğu kısma sürülür ve 2 saat ara ile tekrar sürülür.

• Connabis sativa L. (Kendir) tohumu havanda ezilip yılanın soktuğu yere lapa şeklinde sarılır.

• Verbascum L. (Sığır Kuyruğu) yaprak ve çiçekleri toplanıp havanda ezilir ve yılanın soktuğu yere lapa halinde sarılır.

• Corylus avellana L. (Fındık), zehirlenmeye karşı panzehir etkisi yapmaktadır. Akrebin soktuğu kişiye, hemen fındık içi yedirilir.

• Akrep veya yılan sokan kişiye Citrus sinensis (L.) Osbeck. (Portakal) kabuğunun öz suyundan 5 gr kadar içirilir.

• Akrep veya yılanın soktuğu yere Sesamum indicum L. (Susam) yağı sürülmesi zehirlenmeye karşı fayda sağlamaktadır.

• Raphanus sativus L. (Turp) yaprakları ile kepek pişirilerek akrebin soktuğu yere lapa halinde bağlanırsa ağrıyı teskin eder.
• Linum usitatissimum L. (Keten) tohumu tuz ile karıştırılarak akrebin soktuğu yere bağlanırsa zehiri çeker ve kandan ayırır.

• Veronica L. (Yavşan otu) yağı, akrebin veya yılanın soktuğu yer üzerine haricen sürülür. Neticede, akrep ve yılanın zehirini dışarıya çeker.

• Süt her türlü zehirlenmeye karşı faydalıdır. Ayrıca süt, tereyağı bal ile şerbet yapılıp, yılan veya akrep sokan kişiye içirilirse zehirin etkisini tesirsiz hale getirebilmektedir.

• Echium L. (Engerek otu) bitkisinin kökleri, yılan tarafından zehirlenen kimseye yedirilir.

• Ferula orientalis L. (Kılsız Keküre) bitkisinin kökleri yılan sokmasına karşı hayvanlar için ilaç olarak kullanılır. Kökler iyice dövülerek üzerine yoğurt katılır. Bu karışım yılanın soktuğu deri altındaki pıhtılaşan kanın yerine doldurulur. Bu zehirin etkisini azaltarak hayvanı ölümden kurtarır.

• Cephaloria procera Fisch. Et Loll. Bitkisinin, tırpanla biçilip kurutulan ve harmanda “Gem” denilen döven’le ezilerek elde edilen ve bütün toprak üstü organlarının katıldığı yeşil-beyaz renkli samanının çok ince kıyılmış toz kısmı hayvanlarda yılan zehirlenmesine karşı ilaç olarak kullanılır.
– Zahirli Örümcek Sokması Karşısında Halkın Uyguladığı Yöntemler:
Bazı bölgelerde iri zehirli örümcekler vardır. Bunlar şahsı sokar ve dayanılmaz ağrı yapar. Böyle durumlarda halkın uyguladığı tedavi yöntemleri ise şunlardır;
Bu örümceklerin bulunduğu bölgelerde her evde şu serum bulundurulmalıdır; 1 şişe içine 3 adet canlı örümcek ve 1 fincan zeytin yağı konup ağzı kapatılır. 3 hafta ılık bir yerde muhafaza edildikten sonra süzülür ve bu yağ kapalı şişede saklanır. Örümceğin soktuğu yere bu yağdan sürülür.

• Lactuca sortiva L. (Marul) sütü de örümcek sokmasına iyi gelmektedir.
Yılan, akrep ve örümcek zehirlenmelerinde özel olarak uygulanan belli başlı yöntemler yukarıda saydığımız gibidir. Ayrıca, genel olarak haşarat sokmalarında kullanılan yöntemler de mevcuttur. Bunlar;

• Apium graveoens L. (Kereviz)’in kökünün kaynatılıp içilmesi zehirli haşarat sokmalarında faydalıdır.

• Cumium cyminum L. (Kimyon), bal veya şeker ile şerbet yapılıp sirke ile beraber içilirse, haşarat sokmalarından hasıl olan zehirlenmeye gayet iyi gelmektedir.

• Dracunculus vulgaris Schatt. (Yılan Yastığı) bitkisinin, toprak üstü kısımlarının öz suyunun, zehirli hayvan ısırmalarında haricen kullanılması gayet faydalıdır.

• Pyrus rommunis L. (Yaban armudu-Ahlat ağacı)’nın taze filizleri dövülerek un haline getirildikten sonra, zehirli böceklerin soktuğu yer üzerine konulur ise, acıyı dindirir ve şişliği indirir.

• Eğer zehirli böcek tarafından sokulan yerde ağrı ve şişlik varsa, taze kopartılmış 2-3 adet Salvia officinalis L. (Adaçayı) yaprağı ezilerek sokulan yer ovulur ve yapraklar sokulan bölgenin üzerine bağlanır.

• Sokulan kısım rakı veya şarapla silinip üzerine soğan suyu sürülür.

• Arı sokmasında ise şişmeyi önlemek için sokulan yere sönmüş kireç sürülmelidir. 10 dakika sonra da bu bölge yıkanıp akan su altında tutulmalıdır.

TARTIŞMA VE SONUÇ

Görüldüğü üzere, insanların hastalıklar karşısında, şifa için başvurduğu çarelerin başında bitkiler gelmektedir. İnsanoğlu ne bakteri ne virüs ne de başka bir hastalık etkeni bilmez iken hastalıklara karşı şifalı bitkileri keşfederek kullanmıştır. Bir bakıma çevremizdeki bütün çayır ve otlaklar, bozkırlar, dağlar, tepeler birer doğal eczane hükmündedir. Önemli olan bunların keşfedilebilmesidir.

Ülkemizde, bugün piyasada bulunan ve amatörce yazılmış bir çok şifalı bitkiler kitabı olmasına rağmen bunlar bitkilerimizi doğru adları ve özellikleri ile sağlıklı olarak anlatmada çok yetersiz ve yörelere göre bitki türlerini tanıtmaktan uzaktırlar. Şifalı bitkilerimizin halk arasında kullanıldıkları hastalıklar ve etkileri, bitkilerin yerel ve bilimsel adları ile bu bitkilerin özelliklerini açıklayıcı tarzda yapılan çalışmalar neticesinde doğal faydalı bitkilerimizi gerekli kullanım alanlarına sokabilme imkanı bulunabilecektir.

Bu çalışmada anlatılan şifalı bitkilerimiz, 22 muhtelif familyaya ait 28 tür olup, bunların içinde en çok faydalı, doğal bitki içeren familyalar şunlardır: Rutaceae, Apiaceae, Liliaceae, Lamiaceae ve Scrophulariaceae’dir

Yeni tıbbın gelişiminde eski ilaçlar çoğu kez başta gelmektedir. Tıp tarihi incelendiğinde eski yöntem ve tedavi usullerinin ihmal edilmeyecek değerde olduğu anlaşılır. Ancak bitkiler ile tedavi son derece özen ve bilgi isteyen bir yöntemdir. Çünkü çevremizde yararlı bitkilerin yanı sıra zararlı hatta öldürücü düzeyde zehirli maddeler içeren türden bitkiler de vardır.

Günümüzde Sentetik ilaçlar kullanılarak sürdürülen tedavi yöntemlerinin kaçınılmaz zorunluluğu ile birlikte şifalı bitkilerle ve doğal kaynaklı tedavi yöntemlerini de göz ardı etmemeliyiz.



Yoruma kapalı.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.