22 Ağustos Salı;
hava durumu

Hızır Aleyhisselam,Hızır nasıl görünür

Hızır Aleyhisselam,Hızır nasıl görünür Hızır Aleyhisselam hakkında : . İbrahim aleyhisselamdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına...
Bu Haber 7 Şubat 2013 20:19 Yayınlandı
Hızır Aleyhisselam hakkında :
.
İbrahim aleyhisselamdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselamın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü’l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselamın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselamın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir.

.

Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır.

.
Sahîh-i Buhârî’de bildirilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz; “Hızır (aleyhisselam), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” buyurdu. Musa aleyhisselamla görüşüp yolculuk yaptı.
.
Fakat vefatından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, garîblere yardım etmektedir. Hızır aleyhisselam, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özelliklerini verdi.
.
Bâzı âlimler “nebî” (peygamber), bâzı âlimler de “velî”dir dediler. Hızır aleyhisselamda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir. Hızır aleyhisselam, güzel ahlâk sâhibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bilirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünnî ilme sâhipti. Hızır aleyhisselamın Musa aleyhisselam ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur’ân-ı kerîm’de Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadîs-i şerîflerde bildirilmiştir. Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; “Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır’dır. Sizi övüyor.” buyurdu. Hızır aleyhisselam birçok zâtın tasavvufta yetişmesine rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselamın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velîlerden biri Abdülhâlık Goncdüvânî hazretleridir. Hızır aleyhisselam, İlyas aleyhisselamla birlikte Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.
.
Hızır (a.s.) Kimdir ?
.
Hz. Hızır Aleyhisselam yüzyıllardır hakkında çok şeyler anlatılan ancak bir çok kimsenin merak ettiği, hatta bazı alimlerin bile varlığından şüphe ettikleri bir kişidir. Ancak Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerin açıklamaları ışığında bakıldığında Allah-u Teâlâ’nın özel bazı hikmet ve ilimler verdiği biri olduğu anlaşılır. Ayrıca sır alemine vakıf olan bir çok âlim de onun yaşadığını ve çeşitli vazifeler yaptığını bildirmektedirler.
.
KUR’AN-I KERİM’E GÖRE HIZIR ALEYHİSSELAM
.
.
Kehf suresi 65. ayette
.
“Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik”
.
buyurulmaktadır. Tefsir alimleri zikredilen bu zatın Hızır Aleyhisselam olduğu üzerinde fikir birliğine varmışlardır.
.
HADİS-İ ŞERİFLERDE HIZIR ALEYHİSSELAM
.
İbn-u Abbas’ın (radıyallahu anhüma) riyavet ettiğine göre Efendimiz S.A.V., Hızır Aleyhisselam hadisesini söyle anlatmıştır:
.
“Musa (aleyhisselam) Beni İsrail’e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine,
.
“insanların en bilgini kimdir?” diye soruldu:
.
“Benim” diye cevap verdi. Cenab-ı Hak,
.
“Allahu a’lem (yani en iyi bilen Allah’tır)” demediği için Musa’yı azarladı. Ve:
.
“İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir” diye ona vahyetti.
.
Hz. Musa (aleyhisselam): -”Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim?” diye sordu.
.
Kendisine: -”Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır” dendi.
.
Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbn-u Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (aleyhisselam) ve hizmetçisi (balık için olduğunu bilmeksizin) bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa’nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu.
.
Sabah olunca Hz. Musa (aleyhisselam) hizmetcisine: “Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk” dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı.
.
Hizmetçi: -”Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti” dedi.
.
Musa (aleyhisselam): “Bizim aradığımız orasıydı” dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler. İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (aleyhisselam) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi.
.
Hızır aleyhisselam ona: -”Senin bu yerinde selâm ne gezer!”
.
-”Ben Musa’yım.”
.
-”Benû İsrail’in Musa’sı mı?”
.
-”Evet.” -
.
”Sen, Allah’ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah’ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin.”
.
-”Allah’ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?”
.
-”Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?”
.
-”İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim.”
.
-”Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın!” dedi.
.
Hz. Musa (aleyhisselam): -”Tamam!” dedi.
.
Hz. Musa ve Hz. Hızır (aleyhisselam) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (aleyhisselam)’ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar. Hızır (aleyhisselam) gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (aleyhisselam) ona: -”Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın!” dedi. Hızır: -”Ben sana, benimle bulunmaya sabredemezsin demedim mi?” dedi. Hz. Musa: -”Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!” ricasında bulundu. Sonra bunlar gemiden indiler.
.
Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (aleyhisselam) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (aleyhisselam): -”Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!” dedi.
.
-”Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!” diye Hızır (aleyhisselam), Musa’ya çıkıştı. Hz. Musa: -”Ama bu birinciden de şiddetli idi” dedi ve ilave etti: “Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın” dedi. Yola devam ettiler.
.
Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (aleyhisselam) eliyle şöyle göstererek: “Eğilmiş” diyordu. Onu doğrulttu. Hz. Musa (aleyhisselam) ona: -”Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin!” dedi. Hızır (aleyhisselam), Hz. Musa’ya: -”Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te’vilini haber vereceğim” dedi.
.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu ara ilave etti: -”Allah Musa’ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır’la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!”
.
Ravi devam ediyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Birinci (soru)su Musa’nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa’ya, “Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah’ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir.” Yukarıda nakledilen hadisenin arkasındaki hikmetler sorulduğunda Hızır Aleyhisselam şunları anlatmıştır: – “Gemiye zarar verdim zira açık denizde onları korsanlar bekliyordu. Bize yardım eden kişileri onlardan kurtarmış olduk”.
.
- “Çocuğu öldürdüm zira büyüyünce çok zalim biri olacağı bana bildirildi”.( Bu haliyle bu çocuk büyüseydi çevresinde çok şerli olacaktı,hatta zahit olan anne ve babasını bile cehennemlik edecekti,bu durumda toplum,anne babası ve çocukta sabii olarak öldüğü için iki cihanda kurtulmuş oldular.)
.
- “Duvarı tamir ettim zira altında hazine vardı ve bu hazinenin sahipleri olan yetim çocuklar büyüyünceye kadar başkasının eline geçmemesi lazımdı”.
.
İSLAM ALİMLERİNE GÖRE HIZIR ALEYHİSSELAM
.
Bediüzzaman Hazretleri Mektubat isimli eserinde Hızır Aleyhisselam ile ilgili şunları yazmaktadır: Birinci Sual: Hazret-i hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema (alimler) hayatını kabul etmiyorlar? Elcevap: Hayattadır, fakat meratib-i hayat (hayat mertebeleri) beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ulema hayatında şüphe etmişler. Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir (kayıt altındadır). İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i hızır ve İlyas Aleyhimesselâm’ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet (insaniyet) levazımatıyla (ihtiyaçları) daimî mukayyed (zorunlu) değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür (kuvvetli haber) derecesinde ehl-i şuhud (gizli hakikatleri gören veliler) ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir (nurlandırır) ve isbat eder. Hattâ makamat-ı velayette (velilik makamında) bir makam vardır ki, “Makam-ı hızır” (Hızır makamı) tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı hızır (Hızır’ın kendisi) telakki olunur (zannedilir). Ayrıca bazı sırra açık kimseler Hızır Aleyhisselam için “Benî âdem sıfatı kazanmış bir melek” de demişlerdir.
.
HIZIR ALEYHİSSELAM’IN GÖREVİ NEDİR?
.
Ehlullahın bildirdiğine göre Hızır Aleyhisselam, alemleri gezerek darda kalan kullara yardım etmek, bazı tabiat hadiselerine müdahalede bulunmak, bazen de ilim öğretmek vazifesi ile vazifelidir. Allah’a niyazda bulunan kulların istekleri Kabe’de bulunan Sabâ Melaikesine iletilir. Hızır Aleyhisselam her ezan vaktinde oraya giderek himmet edeceği kulların listesini alır ve görevine devam eder. Hızır Aleyhisselam’ın yardımı sadece insanlarla sınırlı değildir. Zira Allah-u Teâlâ’nın her alemdem kulları vardır. O hepsi ile alakadardır.
.
HIZIR ALEYHİSSELAM ZAMAN VE MEKANA TABİ DEĞİLDİR
.
Zamanı ruhlar aleminden berzah alemine giden uzunca bir tünel olarak düşünelim. Biz bu tünelin içinde ilerleyen bir trenin yolcularıyız. Daha önce görmediğimiz ve bilmediğimiz bir şeyi kıyaslamak veya hayal etmek zor olabilir. Bu yüzden bu tünel içinde hep ileriye doğru gittiğimizi bilir, bunun dışındakileri hadiselerin nasıl olacağını tam olarak anlayamayabiliriz. Ancak Allah’ın zamana bağlı olmayan kulları da vardır. Melekler buna örnektir. Bazı velilerin hayatları içerisinde, çok kısa sürelerde bazen bir saatlik, bazen bir yıllık işleri yaptıklarını menkıbelerde okumuşuzdur. Buradaki sır, o kulların zaman tünelinin kapılarından, zamansızlık ortamına geçmelerindedir. Yani zamanın olmadığı bir yerde yüzyıllar bile an kadar kısa gelebilir. İşte Hızır Aleyhisselam da zamana bağlı olmayan bu zümreden olduğu için istediği an, zamanın istediği bir dilimine gidebilir. Yani zaman tünelinin istediği bir noktasındaki kapısından çıkıp, istediği kapısından geri içeri girebilir. Onun için gelecek, şimdiki zaman ve geçmiş aynı hükümdedir.
.
HIZIR ALEYHİSSELAM İNSANLARA NASIL GÖRÜNÜR
.
.
Bu konuda söylenebilecek net bir şey yoktur. Zira yardımcı olmak veya sohbet etmek istediği kişiye ak sakallı bir pir-i fâni suretinde de görünebilir, tanıdığı bir insan suretinde de. Hatta sevmediği bir kişi suretinde bile gelebilir. Eskilerin “Her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bilirsen Kadir Gecesine de kavuşursun Hızır Aleyhisselam’a da” sözleri boşa söylenmemiştir. O’nu görmeyi dert edinmiş kimseler bir gün mutlaka onunla karşılaşırlar. Ancak kalpleri Allah’ın kullarına ne kadar sevgi dolu ise, insanlara karşı ne kadar önyargısız iseler onu hissetmeleri veya tanımaları da o kadar kolay olur. Dikkat edilmesi gereken bir husus vardır. Karşılaşılan kişinin Hızır Aleyhisselam olduğunu yanında veya sonradan anlamış olabiliriz ancak aynı kişi ile tekrar karşılaşıldığında yine o olduğu zannedilmemelidir. Zira Hızır Aleyhisselam aynı kişi suretini genellikle ikinci kez kullanmaz. Ayrıca 40 gün aksatmadan sabah namazını cemaatle camide eda edenlerin O’nunla mutlaka karşılaşıp görüşecekleri de Hızır Aleyhisselam’ın sırrına vakıf olanlar tarafından nakledilmiştir.
.
HIZIR VASFINDAKİ KULLAR
.
Allah bazen razı olduğu, sevdiği kullarından bazılarını belli süreler için Hızır Aleyhisselam hükmüne getirebilir. O kişilerin yaptıkları dualar ve verdikleri gönül hisseleri aynen Hızır Aleyhisselam’ın verdiği gibidir. Ancak onlar Hızır Aleyhisselam değillerdir. Hızır Aleyhisselam hükmünde olan kişiler çoğunlukla kendilerinden habersizdirler. Yani gördükleri bu önemli vazifenin farkında değillerdir. Allah onları o hükümde kullanır. Çok az kesim bazı kullarına da filan gün falan saatte Hızır hükmünde olacağı ve filan saate kadar yapacağı işlerde ve edeceği dualarda Hızır görevini ifa edecekleri bildirilir. Onlar da Allah’a tevekkül edip, O’nun karşılarına çıkardığı kullara görevlerini bilerek dua ederler.
.
HIZIR ALEYHİSSELAM’DAN NASIL NASİPLENİLİR?
.
Hızır Aleyhisselam bazen darda kalanlara yardım etmek için, bazen de Allah’ın ledun ilmi öğrenen sevgili kullarına ilim öğretmek için gider ve kendisine bildirilen kimseler ile beraber olup onların nasiplenmesine vesile olur. Birçok yaşanmış hadiseyi gözönüne aldığımızda Hızır Aleyhisselam ile beraberken, onun gerçek kimliğini bilerek onunla beraber olan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Ancak O’na her daim dualarında yer veren ve Onunla karşılaşacağı anı hep tetikte bekleyen bazı Allah dostları bu lütfa nail olurlar ve O’nun gerçek kimliğini bilerek istifade ederler. Takdir-i İlahi’dir ki çoğunlukla karşılaştıkları kişinin Hızır Aleyhisselam olduğunu farkettiklerinde O çoktan sırra karışıp uzaklaşmış olur. Zira beraberken genellikle ağır bir gaflet olur ve O olduğunu aklımıza bile getiremeyebiliriz. Aslında önemli olan O’nunla karşılaşmış ve ondan nasiplenmiş olmaktır. Ancak elbette gönlümüz bunu bilerek yaşamaktan yanadır. Bunun yollarından biri kalbi her zaman temiz tutmaktır. Çünkü Hızır Aleyhisselam ile karşılaşıldığında kalpte mutlaka bazı farklı duygular olacaktır. Kalbini dinlemeyi bilen ve bu şifreyi çözenler de bu nimetten bilerek faydalanma imkanına kavuşacaklardır.
.
ScreenHunter_01 Dec. 07 12.48
.
HIZIR ALEYHİSSELAM VE HZ.MUSANIN BERABER SEYEHATI
.
Hz. Mûsâ döneminde yasamis ve peygamber olmasi kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir sahsiyet. Kur’ân-i Kerîm’de, Hizir (a.s.)’in isminden açikça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi’nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kissadan “Katimizdan kendisine bir rahmet verdigimiz ve kendisine ilim ögrettigimiz kullarimizdan bir kul…” (18/65) diye sözü edilen sahsin Hizir (a.s.) oldugu anlasilmaktadir. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu sahsin Hizir oldugu açikça belirtilmistir (bk. Buhârî, ilm 16, 44, Tefsîru’l-Kur’ân, Tefsîru Sûrati’l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174). Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil ogullari arasinda vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadigi sorulmustu. Hz. Musâ: “Hayir, yoktur!” diye cevap verince Cenâb-i Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ’yâ Mecme’u’l-Bahreyn’de (iki denizin kavusum yerinde) kullarindan salih bir kul olan el-Hadir (Hizir)’in kendisinden daha âlim oldugunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanli ile Hizir’i bulmak üzere uzun bir yolculuga çikti. ikisi, iki denizin birlestigi yere ulasinca, yolculukta yemek üzere azik olarak yanlarina aldiklari baliklarini unutmuslardi ve balik bir delikten kayip denizi boylamisti. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklastiktan sonra yemek için delikanlidan baligi çikarmasini istedigi zaman baligin denize dalip kayboldugunu fârkettiler. Hz. Mûsâ’nin Hizir’i bulmasinin alâmeti, bu baligin kaybolmasi oldugundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hizir (a.s.)’i buldular. Bundan sonra Hz. Mûsâ’nin Hizir ile, Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatilan yolculugu basladi. Hz. Mûsâ’nin yolculugunda azik olarak tasidigi baligin Mecme’u’l-Bahreyn’de denize dalip kaybolmasi, bazi rivayetlerde ve çesitli islâm milletlerinin folklorunda, bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat oldugu, ölüleri bile canlandiran, içenleri ölümsüzlestiren bir hayat iksiri oldugu seklinde izah olunmus, burada baligin canlanip denize dalmasi meselesinde bir peygamberin hayatinin ve Cenâb-i Hakk’in kudretinin söz konusu oldugu unutulmustur. Buna bagli olarak, Mecme’u’l-Bahreyn bölgesinde yasayan birisi olarak Hizir (a.s.)’a da ölümsüzlük isnâd edilmis ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmistir. Hizir aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculugunu Kur’ân-i Kerîm kisaca söyle anlatir: Hizir (a.s.), yolculukta karsilasacaklari olaylara Musa peygamberin sabredemeyecegini kendisine hatirlatmis ve O’ndan sabir için söz almistir (el-Kehf,18/66-70). Önce deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmislerdi. Hizir (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmistir. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demistir: “Gemiyi, yolcularini bogmak için mi deldin? Dogrusu çok kötü bir is yaptin” (el-Kehf; 18/71). Yolculugun sonunda, ilk bakista görünmeyen ve perde arkasi bilgi niteligindeki sebebi Hizir (a.s.) söyle belirtir: “O, deldigim gemi, denizde çalisan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuga devam ederse, ileride her saglam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanlari) vardir” (el-Kehf, 18/79). Yolculuk sirasinda, diger çocuklarla oynamakta olan bir çocugu öldürdü. Musa (a.s.): “Kisas olmadan, masum bir cana nasil kiyarsin? Dogrusu çok kötü bir is yaptim, dedi” (el-Kehf,18/74). Küçük çocugun bu erken yasta vefat ettirilme sebebi Hizir (a.s.) tarafindan söyle açiklandi: “Öldürdügüm erkek çocuga gelince; onun anne ve babasi mü’min kimselerdi. ileride onlari isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin” (el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbi Hak’kin, anne-babanin hayirli kimseler olmasi sebebiyle, ileride kendilerini üzecek, büyük sikintilara sokacak bir çocugu erken yasta vefat ettirip, onun yerine daha hayirli bir evladin verilmesinin, gerçekte o aile için ” hayir” olduguna isaret ediliyor. Yolculugun üçüncü merhalesi Kur’an’da söyle anlatilir: “Musa ve salih kul yollarina devam ettiler. Sonunda bir köye varip, halkindan yiyecek istediler. Halk ise onlari misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada yikilmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu dogrultuverdi. Bunun üzerine Musa: “isteseydin buna karsilik bir ücret alirdin, dedi. Salih kul söyle dedi: iste bu seninle benim aramizin ayrilmasi demektir. Sabredemedigin seylerin içyüzünü sana anlatacagim” (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir etmesini salih kul (hizir) söyle açiklar: “Bu ev, sehirde iki yetim çocugun idi. Duvarin altinda kendilerine ait bir hazine vardi. Bunlarin babalari salih bir kimseydi. Rabbin, onlarin rüstlerine erip, hazinelerini bizzat kendilerinin çikarmalarini istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunlari kendiligimden degil, Allâh’in emriyle yaptim. iste, sabredemedigin seylerin içyüzü budur” (Kehf 18/82). Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanlarin günlük hayatta karsilastiklari bir takim olaylarin, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asil perde arkasinin bulundugu anlasilmaktadir. Bazan ser olarak görülen olaylarin arkasindan büyük hayirlarin ortaya çiktigi görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur: “Hosumuza gitmedigi halde, savasmak size farz kilindi. Belki de hosumuza gitmeyen bir sey sizin için daha hayirlidir. belki hosunuza giden bir sey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216). “… Eger karilarinizdan hoslanmiyorsaniz. olabilir ki, hosunuza gitmeyen bir seyde Allah, sizin için çok hayir takdir etmistir. ” (en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hizir (a.s.)’in ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculugu sirasindaki bir konusmayi söyle nakleder: “Bir serçe, denizden gagasiyla su alip, gemiye konmustu. Hizir (a.s.) bunu Hz. Musa’ya göstererek söyle dedi: Allâh’in ilmi yaninda, benim ve senin ilmin, su serçenin denizden eksilttigi su kadar bir seydir” (Buhârî, ilm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180; Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk. Ibn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, istanbul 1985, V,172-185).
.
Hızır aleyhisselam öykülerinden,Hızır nasıl görünür ; Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmî’de görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâm’ı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmî’ye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş. – Neye bakarsın hâtun? -Dediler ki, bu câmîde her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş. Onu görmeye geldim. -Peki onu görsen nasıl tanıyacaksın? -Bilmem. -O zaman buradan geçse, sen onu tanıyamazsın. -Doğru, nasıl da akıl edemedim. -Bak öyleyse, sana onu nasıl tanıyacağını öğreteyim. -Olur -Arkamdaki câmîyi görüyor musun? -Evet -Işıklarına bak. Söndü mü şimdi? -A evet, söndü. – Şimdi bir daha bak, ışıklar tekrar yandı mı? -Baktım. Evet şimdi de yandı. -Peki öyleyse. İşte aynı böyle, arkasında duran câmînin ışıklarını olduğu yerden kıpırdamadan yakıp söndüren birisini görürsen, işte o Hızır’dır. -Doğru mu? -Doğru -Hay Allah râzı olsun, demiş ve kadın beklemeye devâm etmiş. Fakat tabiî herkes dağıldığı halde, târife uygun kimse çıkmamış. Bizimki de mahzun eve dönmüş. Kocası sormuş: -Gördün mü Hızır Aleyhisselâm’ı? -Yok, göremedim. -Vah vah. -Olsun, göremedim ama, nasıl görülür çok iyi öğrendim.
.
Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim
.
Ramazan… Cuma günü… Cuma vakti… Cami… Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde… Girenlerin arasında… O… Hızır… Hızır aleyhisselam da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor… Hızır’ aleyhisselâmın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta. Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır aleyhisselâm adamı dürtüklüyor: -Uyuyacaksın, der. Adam: -Uyumam, beni rahat bırak. Hızır aleyhisselâm ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek: -Uyuyacaksın dedim, der. Adam: -Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz. Hızır aleyhisselâm susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah-ü tealaya yönelerek: -Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok. Cevap gelir: -Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden…    
.
Emniyet Müdürü ve Hızır Aleyhisselâm
.
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretlerinin anlattıkları şu menkıbeye kulak veriniz:
Abbâsî halifesi Hârun Reşîd’in devrinde bir emniyet müdürü vardı.. Dindâr ve ehl-i takvâ bir insandı. Hep adâletle hükmederdi. Hiç kimseye zulmetmezdi.
Zulmü sevmeyen bir insandı. Bütün işlerinde âdil olduğu için devlet adamları onu severdi. Halkın da ona büyük bir sevgi ve saygısı vardı. Herkesin işini gördüğü ve insanlara zorluk çıkarmadığı için bütün mü’minlerin duası onunlaydı.
Öyle ki Hızır Aleyhisselâm ile her gün görüşüp sohbet ederlerdi. Bu âdil, iyi niyetli, herkesin sevdiği ve takvâlı zabıta âmiri kendini daha çok ibâdete verebilmek ve rabbine biraz daha yaklaşmak düşüncesiyle, bir gün işinden istifâ etti.
Zahit oldu. Sofu oldu. Âbid oldu. Uzlete çekildi.
İnsanlardan ayrı yaşamaya ve kimseyle görüşmemeye başladı. Gündüzleri oruçlu geceleri de sabahlara kadar nafile namaz ve ibadetlerle meşgûl olmaya başladı.Fakat vazifesinden istifa ettikten sonra Hızır Aleyhisselâm kendisiyle hiç görüşmez oldu.
Eskiden her gün ziyâretine gelen ve yanından ayrılmayan Hızır Aleyhisselâm semtine uğramaz oldu.Bu duruma zabıta âmiri çok üzüldü.Günlerce gözüne uyku girmedi.
.
“Ben Rabbime daha çok ibâdet edebilmek ve Hızır Aleyhisselâm ile daha çok ilgilenmek ve sohbet edebilmek için işimden ayrıldım. Hızır Aleyhisselâm ise hiç beni sormuyor, aramıyor, yanıma gelmiyor” diyerek göz yaşları döktü. Bir gece sabahlara kadar ağladı.
.
Tövbe etti.
Yalvardı, yakardı. Hızır Aleyhisselâm’ı bir daha görmek ve hiç olmazsa rüyasına girmesi için dua etti.
Bir gece Hızır Aleyhisselâm’ı rüyasında gördü. Ve Hızır Aleyhisselâm’a sitem etti:
-“Ey vefalı dost! Ey iyi arkadaş! Ben seninle devamlı olarak sohbet etmek maksadıyla dünyâ makamlarından istifa ettim. Uzlete çekilip, yalnız başına ibâdet etmeye başladım. Böylece sana kavuşurum sandım. Halbuki tam tersine seninle artık hiç görüşemedim. Beni mübârek cemâlinize ve tatlı sohbetinize hasret bıraktınız. Acaba bunun hikmeti nedir? Yoksa bir kusûr mu işledim? Hatamı söyleyin tövbe edeyim, özür dileyeyim. Bu şekilde daha ne kadar hasretinizle yanacağım? Ayrılığınıza dayanamıyorum. Yine eskisi gibi dost olalım. Yine ziyaretime gelin. Sohbetinizle bana ilim ve irfan veriniz. Size ve bilgilerinize muhtacım…” gibi sözlerle yanıp yakılarak ağladı. Zabıta âmirinin bu acınacak durumuna dayanamayan Hızır Aleyhisselâm:
.
-Ey aziz dostum! Benim sana görünüp sohbet etmemin sebebi yaptığın ibâdetler, hayır hasenât ile değildi. Senin o mühim vazifeni yapıp Müslümanların işlerini hak ve adâlet ile idâre ettiğin için gelip seninle sohbet ediyordum. Halbuki sen bu kıymetli vazifeyi bırakıp, Müslümanlara hizmeti terk ettin. Hatta Müslümanları adâletli olmayan biriyle başbaşa bıraktın. Sadece kendi menfaatin için bir köşeye çekildin.Kendi menfaatini Müslümanlara tercih ettin. Şimdi o yerine geçen şahıs Müslümanlara zulüm ve gayr-i meşrû işler ile acı ve eziyet vermektedir. Şu anda Müslümanlar sıkıntı ve üzüntü içindeler. Bunlara hep sen sebep oldun.Elbette senin şahsî menfaatinin, Müslümanların umûmî menfaatleri yanında bir kıymeti yoktur. Çünkü uzlete Müslümanların işine koşamaz. Herkes Allâh rızası için ve içten gelerek Müslümanların huzur ve rahatı için çalışamaz. Bunun için artık senin yanına gelmiyorum .” dedi..
.
Zabıta âmiri bunları Hızır Aleyhisselâm’dan dinledikçe içinde fırtınalar kopuyordu. Gözleri nemlendi. Göz yaşları sel oldu, taştı. Göz yaşları yanaklarını, sakalını ve hatta yeri ıslattı.
.
Hızır Aleyhisselâm’a: -“Çok doğru… Çok doğru…” dedi çekilip, abdest almayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, zikir etmeyi herkes yapabilir. Ve bunlar her Müslüman’ın görevidir.
.
Fakat makam ile Müslümanlara hizmet etmeyi herkes yapamaz. Herkes âdil olamaz.  Sabah olunca zabıta âmiri koşarak Halife Harun Reşid’in huzuruna çıkarak eski vazifesini yeniden istedi.
Halife anlayışla karşılayıp onu tekrar eski vazifesine tayin etti. Zabıta âmiri bundan sonra büyük bir aşk, heyecan ve sevgi ile işine bağlandı.
 Kendisini tamamen Müslümanların hizmetine adadı. İnsan nefsini zelil, hakir ve düşük bilmeli ve kendisini de bütün Müslümanlardan aşağı görüp bütün müminleri kendisinden üstün bilmelidir. Asla kibirlenmemeli. Asla herhangi bir meziyeti ile övünmemeli. Asla üstünlük taslamamalıdır.


Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.