17 Kasım Cuma
hava durumu

Ateş hastalığı Nedir?

Ateş hastalığı Nedir? Ateş Nedir?  Günümüzde ateş hekimlerin en sık karşılaştıkları sağlık sorunlarından birisidir. İnsan vücudunun normal şartlardaki ısısı...
Bu Haber 10 Mart 2013 16:56 Yayınlandı
Ateş Nedir? 
Günümüzde ateş hekimlerin en sık karşılaştıkları sağlık sorunlarından birisidir.
İnsan vücudunun normal şartlardaki ısısı 36,5 C’dir. Bu değer bebeklerde ve küçüklerde 36,8 olabilir. Vücut tüm fonksiyonlarını, bu ısı değerleri arasında, yerine getirdiği için “ateş” diye adlandırılan vücut ısısının yükselmesi vücudun normal dengelerinde bir bozulma olduğunu gösterir. Ateş, kendi başına bir hastalık değil, hastalık belirtilerinden bir tanesidir. Bir enfeksiyon, ödem, doku hasarı veya aşı gibi nedenlerle vücut ısısını düzenleyen ısı düzenleyici merkezdeki dengenin bozulması sonucu ateş oluşur. Dolayısıyla ateşin temelinde yatan etmenin ne olduğunun mutlaka bir doktor tarafından tesbit edilmesi gerekir.
Ateş, aslında doğal bir savunma mekanizması olması ve doktorlar için gerekli bir uyarı olmasına karşın aileler için önemli bir korku nedenidir. Gereksiz yaşanan korkular, paniklemeye ve zamam zaman da, hatalı uygulamalar yapılmasına neden olabilir. Unutulmaması gereken şey, ateşin pek çok nedenden dolayı ortaya çıkabileceğidir. Buna karşın özellikle bebeklerde ateş olmaksızın da çok ciddi hastalıklar oluşabilir.
Yüksek Ateş Nedir? Ateş Neden Yükselir 
 
Çocukların kulaktan ve ağızdan ölçülen ateşleri 36-36,8 C ise bu normal vücut ısısıdır. Koltukaltından 37 C, ağızdan 37,5 C ve makattan (rektal olarak) 38 C ve üzerinde ölçümler alınıyorsa, bu yüksek ateş olarak tanımlanabilir. Ateşi yükselen çocuklar için; ateşi kontrol altına almaya yönelik müdahalelerin yapılması gerekmektedir.
Ateşe neden olabilen bakteri, virüs gibi mikroorganizmalar vücuda girer.
Bu mikroorganizmalar pirojen adı verilen çeşitli maddeler salgılarlar.
Cevap olarak vücutta endojen adı verilen maddeler salgılanır.
Vücut ısısını dengede tutan termoregülatör bölge harekete geçer. Ve bunun sonucunda da ateş çıkar.
Ateşin yükselmesiyle havale geçirme arasında her zaman ilişki yoktur. Ateş sadece hastalık yapıcı bir mikroorganizmanın vücuda girmesiyle yükselmez. Rutin yapılan aşılar sonucu, 5 aylık-2,5 yaş arasındaki bebeklerin diş çıkarmaları dönemlerinde, vücutta oluşan bir doku hasarı sonucunda da ateş yükselebilir. Bazı çocuklarda düşük ateşte bile havaleye rastlanabilir. Havale nöbetleri genellikle 6 ay ile 5 yaş arasında görülür. Eskiden havale geçiren çocuklarda mutlaka bir beyin hasarı kalacağı düşünülürken, artık bunun doğru olmadığı düşünülmektedir. Önemli olan havalenin kendisinden çok, havaleye neden olan hastalıktır. Tipik havale nöbetinde bebeklerde şuur kaybı, kol ve bacaklarında kasılmalar oluşur.
Kontrol altına alınamayan uzun süreli yüksek ateşlerde ve havale belirtilerinin görülmeye başlandığı anda hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurup çocukların, doktor kontrolüne alınması gerekir.
Hipotermi ve Hipertermi 
Hipertermi; çevresel faktörler nedeniyle, içinde bulunulan ortam ısısının artmasıyla vücut ısısının yükselmesidir. Hipertermi, yüksek ateşle karıştırılmamalıdır. Hipertermi nedeniyle, kişiler terler ve soğuk bir şeyler içmek isterler. Ateşi yükselen kişiler üşüdüğünü, hipertermik kişi ise vücudunun ısındığını hisseder.
Hipotermi ise; vücut sıcaklığının 35 derecenin altına düşmesidir ve hayatı tehdit eden bir olaydır. Özellikle, küçük çocuklarda, yaşlılarda ve bazı hastalarda vücut ısı dengesinin hassas olması nedeniyle hipotermi, ciddi durumlara neden olur. Ateş düşmesinin belirtisi titreme, derinin soğuk ve soluk olması, bitkinlik, konuşma güçlüğüdür. Halk arasında donma olarak bilinen ve dağcılık sporu ile ilgilenenlerin sık karşılaştıkları ateş düşmelerinin nedeni genel olarak, aşırı soğuğa maruz kalmadır. Bazı ilaçların (ağrı kesici – ateş düşürücü gibi) yan etkisi olarak da meydana gelebilir.
Hipotermi olan kişilerde tüm giysilerin çıkarılır, kişi normal sıcaklıktaki bir odaya alınır. Bir battaniye yardımı ile yavaş yavaş ısıtılır. Çok sıcak olmayan içecekler verilir. Sık aralıklarla, örneğin; yarım saatte bir ateş ölçümü yapılarak doktora ulaşana kadar ısıtıcı önlemlerle devam edilmelidir. Özellikle kullanılan bir ilaçtan dolayı hipotermi şüphesi varsa, zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır.
Ateş Nasıl Ölçülür? 
Ateş çeşitli şekillerde ölçülebilir.
Koltuk altı 
Rektal (makattan ölçüm) 
Timpanal (kulaktan ölçüm) 
Oral (ağız içinden ölçüm) 
Ölçümünde hangi yöntemin uygulanacağı çocuğun yaşına göre belirlenebilir. Bebeklerde rektal ölçümler, daha büyük çocuklarda ise koltuk altından ateş ölçülmesi daha doğru olmaktadır. Genellikle koltuk altına oranla rektal yoldan alınan ölçümler 0,5-1 C daha yüksek bulunur. Koltuk altı ölçümü yapılırken terleme varsa önce kurulanmalı sonra cıvalı kısım koltuk altına gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Tercihen kucakta tutularak 3 dakika termometre kapalı koltuk altında tutulmalıdır. Civalı termometreler en güvenilir ölçümlerin yapıldığı termometredir. Yaralanmalara neden olabileceğinden, kırılmaması için dikkat edilmelidir.
Ağız içinden ölçüm yapılırken ölçümden 5-10 dakika önce soğuk ve sıcak yiyecek ve içeceklerin alınmamasına dikkat edilmeli, termometre ağız içerisinde 2-3 dakika bekletildikten sonra okuma yapılmalıdır.
Hızlı ölçüm yöntemlerinden biri de timpanik termometrelerle kulaktan yapılan ölçümlerdir. Termometre kulak içine dikkatlice yerleştirilip ölçüm yapılabilir.
YÜKSEK ATEŞ
Tanımı: Vücudun normalin üstünde bir sıcaklık gösterip, normalfonksiyonunun bozulması halidir.
Normal vücut ısısı 36,9 derecedir. Fakat, bütün bir gün süresin­ce, bu ısı 36,9 derece (veya biraz altı) ile 37,5 derece arası normal olarak oynayabilir. Nitekim, fazla yemek yedikten sonra, çok sıcak ve nemli havalarda, uzun ve yorucu idman sonrası, vücut ısısı yük­selir ve saat 14-21 arası en yüksek, 1,30-7 arası en düşük düzeyinde­dir. Kadınlarda, vücut ısısı, bir adet devresi boyunca değişkenlik gösterip, tam yumurtlamadan önce belirli olarak yükselir ve bu ger­çekten, doğum kontrolünde ve çocuk yapmak isteği olduğu takdirde, gebe kalınabilecek ve kalınamayacak günlerin hesabında,yararlıdır.
Yüksek vücut ısısı, genellikle (ancak bu kesin değildir), bir bakteri veya virüs enfeksiyonu belirtisidir. Vücut ısısı, güneş çarpmalarında, bazı tip beyin hastalıklarında veya zedelenmele­rinde ve özellikle çocuklardaki sinirsel şoklarda çok belli olarak yükselir. Beyindeki bir merkez, ısı yapım ve tüketimi arasındaki dengeyi düzenlemek ve böylelikle vücut ısısını kontrol etmekle görevlidir. Bakteri istilasında, hem ısı yapımı, hem de tüketimi etkilenir. Yüksek ateşin gelişini haber veren en bellibaşh belirti­ler, gereksiz üşüme duygusu ve vücudun kontrol edilemeyecek şekilde titremesidir. Bu dönem ateşin, soğuk dönemi, diye ad­landırılır. Çünkü, deri soğuk ve nemlidir, ama gerçekte vücut ısısı yükselmiştir ve çocuklarda havale adı verilen çırpınma hali bu dönemde belirir. Ateş bütün vücuda yayılıp yerleşince, sıcak dönem başlamıştır ve burada deri, sıcak ve kurudur, halsizlik, kas ve baş ağrısı ve susuzluk vardır. İdrar miktarı azalmıştır, ka­bızlık, kusma, bulantı da görülebilir, nabız ve solunum hızlan­mıştır. Bu dönemi şiddetli terleme, bol ve yoğun bir idrar yap­ma, genel bir rahatlama izler. Bu son durum, çabuk oluşursa kriz diye adlandırılır.
Çok yüksek ateş sırasında görülebilen ölümün nedenleri, kalbin çok zayıf olması ve en ufak bir zorlamada tükenmesi (bu durumda ölüm anidir) veya hastanın gittikçe artan zafiyet belir­tileriyle komaya girmesidir (bu durumda ölüm ani değildir).
Ateş, düzenli bir surette saptanıp bir çizelgeye kaydedilirse, bazı belirli eğriler ortaya çıkar ki, bu eğrilerin şekli, enfeksiyo­nun cinsi hakkında yararlı bilgi verir.
Yüksek ateş, basit bir hastalığa, düşük veya normal ateş de önemli bir hastalığa bağlı olabilir. Ayrıca, çocuklar çok sık ra­hatsızlıktan söz edebilirler ve her şikayette ateşine bakmak, o çocuğu nörotik yapabilir.
Termometre (derece) kullanan bir doktor, teşhisini ateşe gö­re koymaz, fakat hastanın ateşi, doktorun koyacağı teşhise yar­dımcı olur. Dolayısıyla, ateş mevcudiyeti, daima anlamlıdır, a-ma ateş bir belirtidir ve tedavisi, esas sebebe yönelmelidir.
Önerilen Bitkisel Tedavi Biçimi: 
Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı aslanpençesi katılıp demlenmesi için kısa bir süre bek­lendikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç pamuk tohumu katıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer çorba kaşığı içilir.
* Bir adet limon ortasından kesildikten sonra arasına bir çay kaşığı tuz yerleştirilip her iki yarım limon ince bir telle bağ­landıktan sonra bir ateşin üzerinde limonun dış kabuğu kararana kadar pişirilir Ilımasının ardından bağlı teller çözülerek limon­lar hastanın vücuduna hafif hafif sıkılarak sürülür.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı oranında veba otu kökü katılıp demlenmesi için on iki saat bekletildikten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ılıyana kadar bırakılıp ardından, günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere yudumlanarak içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç karanfil çiçeği katıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün ikişer çorba kaşığı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı demirhindi katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı papatya katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzüle­rek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
 
* Bir litre suyun içine bir avuç ufalanmış çiçeksiz dişbudak ağacı (kabukları) katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
 
* İki litre suyun içine iki avuç ince kıyılmış lavanta çiçeği katılıp suyu buharlaşıp yanya inene kadar kaynatıldıktan sonra süzülerek, hastanın tüm vücudu bu su ile ovulur.
 
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kantaron katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
 
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış maydanoz kapatılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay bardağı içilir.
 
* Bir litre suyun içine bir avuç ufalanmış akasya ağacı (genç dallarının kabuklan) katılıp kaynatılmasının ardından su­yunun içine batırılacak bir tülbent fazla sıkılmadan hastanın ba­şına bağlanır.
 
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay ka­şığı adi pelin yaprağı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
 
* Bir miktar okaliptüs yaprağı ince kıyılıp ağzı geniş bir şi­şenin boğazına kadar doldurulur, üzerine ağzına kadar saf alkol eklenip sıkıca kapatıldıktan sonra güneş görebileceği veya sıcak bir yerde iki hafta bekletildikten sonra günde üç öğün bir kahve fincanı suyun içine 10-15 damla katılıp içilir.
 
* Bir litre suyun içine bir avuç menekşe çiçeği katıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer kahve fincanı içilir.
 
* Hastanın vücuduna bol miktarda sarımsaklı yoğurt sürülür. Yoğurtun kurumasının ardından temiz ve ılık bir bezle vücut silinir.
 
* Hastanın başına sirke ile ıslatılmış ve fazla sıkılmamış bir tülbent bağlanır. Gerekirse sirkeye batırılmış bir çarşaf hasta so­yulduktan sonra vücuduna sarılır.
 
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç şahtere otu ka­tılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay bardağı içilir.
 
* Bir litre suyun içine ince kıyılmış bir avuç kabak katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çay bardağı içilir.
 
* Bir litre suyun içine bir çorba kaşığı kinin ile sekiz adet aspirin atılıp erimesi beklendikten sonra elde edilen bu su ile tüm vücut ovulur.


Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.