22 Eylül Cuma
hava durumu

Apiterapi;”arı ürünlerinin sağlık amaçlı kullanımı”.

Apiterapi;”arı ürünlerinin sağlık amaçlı kullanımı”. Api Terapi Apiterapi; kısaca “bal arısının ürünlerinin sağlık amaçlı kullanımıdır”. Bu ürünler bal, bal mumu, polen,...
Bu Haber 27 Mart 2012 09:41 Yayınlandı

Api Terapi

Apiterapi; kısaca “bal arısının ürünlerinin sağlık amaçlı kullanımıdır”. Bu ürünler bal, bal mumu, polen, propolis, arı sütü ve arı zehiridir. Apiterapi söz konusu ürünlerin sağlık amacıyla kullanımında nelere dikkat edilmesi gerektiği, kimlerin hangi ürünü ne amaçla nasıl kullanabileceği, ürünlere karşı hassasiyet ve alerjik durumlara doğru yaklaşım gibi konular üzerinde durur.

Arı Zehiri

Arı zehiri işçi arılarda zehir bezlerinde üretilip zehir torbasında depolanır. Petek gözlerinden yeni çıkan arıların zehir üretme yetenekleri çok az olup 12 günlük olduklarında en yüksek kapasiteye ulaşırlar ve 20 günlük olduklarında zehir üretme yeteneklerini kaybederler. Arı zehiri kimyasal olarak oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Farmakolojik açıdan önemli aktif maddeler içerir. Bunlardan en önemlisi kimyasal yapının yaklaşık %50’sini oluşturan polipeptit yapıdaki melittindir.

Enzimler: Phospholipase A2, Hyaluronidase, Acid Phosphomonoesterase, a glucosidase, hysophospholipase

Protein ve Peptitler: Melittin, Apamine, Mast Cell Degranulating Peptide (MCD), Secapin, Procamine, Adolapin, Protease inhibitor, Tertiapin, Küçük moleküllü peptides

Aminler ve Diğerleri: Histamine, Dopamine, Noradrenaline, Amino asitler, Şekerler, Aromatik maddeler, Fosfolipidler

Arı zehiri üretimi için, elektrikle çalışan cihazlar geliştirilmiş olup bu cihazlarla oldukça pratik ve hızlı arı zehri toplanabilmektedir.

Apiterapide Arı zehiri konusunda bazı araştırmalar

Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı açısından Önemi isimli makalesinde Prof.Dr.Nuray ŞAHİNLER  şu bilgilere yer vermektedir: Apiterapide arı zehiri, kullanımında en dikkatli olunması gereken üründür. Mutlaka uzman denetiminde ve krem formları dışındaki kullanımlar için klinik şartlarda önlem alınmış olmalıdır.  Avrupa’da uzun yıllar ari zehiri, eklem rahatsızlıklarında ,

özellikle romatizmal hastalıklarda kullanılmaktadır (Genç 1993) . Amerikan Apiterapi Birliği, artrit, kronik yorgunluk sendromu ve bazı cilt sorunlarının tedavisinde ari zehirinden faydalanabilindiğini bildirmistir (Cherbuliez 1997). Ari zehirinin temel olarak otoimmün hastalıklarda etkisi üzerine  etkisini araştıran çalışmalar vardır(Schmidt 1997). Bunların çoğu araştırma aşamasındadır ve uygulama mutlaka uzman tarafından klinik şartlarda olabilmektedir.

Arı Sütü

Arı sütü 6-15 günlük işçi arıların ana arıyı ve genç larvaları beslemek için yutak üstü salgı bezlerinden salgıladıkları beyaz krem renginde ve tereyağı kıvamında protein, vitamin, mineral maddeler ve iz elementler bakımından oldukça zengin bir besin maddesidir.

Arı sütü bileşim itibariyle oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaklaşık yarısından fazlası su, protein, yağ, şeker, mikro elementler, enzimler, hormonlar, vitaminler, çeşitli yağ asitleri, 10-HDA ve daha birçok maddeye ek olarak % 3 dolayında henüz belirlenemeyen maddeler bulunmaktadır. Etkileri bilinen fakat belirlenemeyen bu maddeler arı sütünün olağanüstü etkilerini meydana getirmektedir.

Su % 57-70, Proteinler % 17-45, Şekerler % 18-52, Lipidler % 3.5-19, Mineraller % 2-3, 10 hydroxy-2decanoic acid ve 10 hydroxydecanoic acid .

Aynı genotipik karakterli döllü yumurtalardan çıkan larvalar, kendilerine verilen arı sütünün nitelik ve niceliğine bağlı olarak anatomik ve fizyolojik bakımından birbirinden tamamen farklı iki ayrı birey olabilmektedir. Bu farklı besleme sonucu ana arı hastalıklara karşı direnç kazanmakta, günde kendi ağırlığının iki katı kadar yumurta üretebilmekte ve yıllarca yaşayabilmektedir. İki bireyin bu denli farklılaşması yalnızca arı sütünün olağanüstü gücünden meydana gelmekte ve yalnızca bu yönü bile arı sütünü tüketen bir insanın neler kazanabileceğini göstermektedir.

Arı Sütü Üretimi ve Muhafazası

Larva transferinden 2-3 gün sonra yüksük (hücre) içinde bulunan larvalar atılıp geriye kalan arı sütü ağaç kaşıkçıkla veya vakum yaparak, renkli şişelere alınır. Çünkü arı sütü havadan, ışıktan, ısıdan, rutubetten ve birçok dış etkiden kolayca etkilenip bozulabilir. Saf arı sütü -50C’de, arı sütü mamulleri ise 5-10C’den serin ve kuru yerlerde saklanmalıdır.

Arı sütü üretimi ve tüketimi fazla olan ülkelerde (Japonya, Çin, ABD ve bir çok Avrupa ülkesi) lipofilize toz haline getirilmiş bozulmadan çok uzun süre saklanabilen tablet veya kapsül halinde de satılmaktadır.

Arı sütü bal ile tüketilebileceği gibi saf olarak sabahları aç karnına, kahvaltıdan en az yarım saat önce ve dil altından emilim yoluyla tüketilmesinin daha doğru bir yaklaşım olduğu ortaya konulmuştur. Normal şartlarda ortalama doz yetişkinler için 0,5g , hastalık ve rahatsızlık hallerinde 1 g olarak önerilmektedir.

Apiterapide Arısütü konusunda bazı araştırmalar

Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı açısından Önemi isimli makalesinde Prof.Dr.Nuray ŞAHİNLER  şu bilgilere yer vermektedir: Ari sütünün kandaki kolesterol ve trigliserid seviyelerini düsürmekte, insülin benzeri peptidleri içermesi nedeniyle hipoglisemik etkisi bulunmaktadır. Bunların

yanında cilt ve saç hastalıklarındaki tedavi edici, cinsel fonksiyonları düzenleyici etkileri bulunmakta ve hücre onarıcı etkilere sahip bulunmaktadır (Meydanoglu 1985).

Yapılan in vitro çalışmalar arı sütünün antibakteriyel özelliğinin bulunduğunu göstermiştir. Bu özelligi ile arı sütü Escherichia coli, Salmonella, Proteus, Bacillus subtilis ve Staphlococcus aureus‘un gelişimini engellemektedir (Yatsunami ve Echigo 1985). Son yıllarda ülkemizde de arı sütü üzerine bilimsel çalışmalar yapılmaya başlanmış, örneğin kemoterapi almış lösemili çocuklarda ari sütünün etkisi araştırma konusu olmuştur(Kaftanoglu ve Tanyeli 1997).

Propolis

Propolis, 12-21 günlük işçi arıların bitki filiz ve tomurcuklarından toplayarak, kovan iç yüzeyini kapladığı, çatlak ve kırıkları kapattığı, kovan içerisine giren yabancı maddeleri zararsız hale getirdiği, petek gözlerinin ana arı yumurtlamadan önce temizlediği, antibakteriyel, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip yapışkan ve reçinemsi bir maddedir. Arılar bu bitkilerden topladığı reçinemsi maddeyi arka ayaklarında kovana taşırlar. Balmumu ve bazı sindirim salgıları ile karıştırarak kovan içinde kullanırlar. Arının arka bacağında taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımı ile boşaltılabilir. Arılar propolisi kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları, örtü bezi ve giriş deliği arkasında biriktirirler.

Propolisin yoğun olarak toplandığı bitki çeşitleri, bölgeye ve mevsime göre değişmektedir. Bal arıları için çam, kavak, huş, at kestanesi, söğüt, kızılağaç, köknar, karaağaç, dişbudak ,meşe önemli propolis kaynağı bitkilerdir.

Arılar çevreden propolis toplayamadığı zaman çeşitli boya, asfalt ve mineral yağları içeren maddeleri propolis gibi kullanmak amacıyla toplamak zorunda kalırlar. Bu toplama davranışı içerisine sokulması propolisin farmakolojik kullanımını tehdit etmektedir.

Propolisin tıp, veteriner hekimlik, dişçilik kozmetik ve bitkisel üretim alanlarında insanlara son derece yararlı yönleri ortaya konulduktan sonra bazı ülkelerde propolis üretimi son derece önem kazanmıştır.

Propolis örneklerinde bitkisel kaynağa bağlı olarak flavonoidler vs 150-200 bileşik veya kimyasal madde saptanmıştır.

Renk, bitki türüne bağlı olarak renk sarıdan koyu kahveye kadar değişir. Propolis 60-70C de sıvı, 15-25C de mum kıvamında, 25-45C de yumuşak ve yapışkan, 15C altında ise katı kırılgandır.

Propolis etanol, glycol ve suda belirli oranlarda çözünür. Propolis saf, katı, sıvı, tablet, sprey, pomad, propolisli sabun, propolisli şeker vb. gibi birçok şekil ve formulasyonlarda pazarlanmaktadır.

Apiterapide Propolis konusunda bazı araştırmalar

Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı açısından Önemi isimli makalesinde Prof.Dr.Nuray ŞAHİNLER  şu bilgilere yer vermektedir:

Propolisin romatizmaya ve astıma iyi geldiği, gut hastalığının tedavisinde ve sinirleri yatıştırmada kullanıldığı bildirilmektedir (Krell 1996). Bunların yanında %2’ lik

propolisin genel olarak merhemlerin antibakteriyel etkilerini artırdığı bildirilmektedir

(Ghisalberti 1979). Propolisin antidiyabetik aktivitesi bulunmakta, ayrica kapilleri güçlendirmekte, doku yenilenmesini sağlamakta, habis tümör hücrelerinin gelişimini engellemesi üzerine çalışmalar bulunmaktadır. Propolis doku yenileyici, bakterisid ve fungisid özelliği ile çesitli kremlerin yapımında kullanılmaktadır (Krell 1996)

Polen

Polen çiçekli bitkilerin anterlerinde oluşan ve döllenmede rol olan erkek üreme birimidir. Polen 6-200 mikron çapında değişik renklerde, şekillerde ve yapıdadır. Polen protein, vitamin, mineral madde ve enzimler bakımından çok zengin bir besin maddesidir. Arılar kovanın protein ihtiyacını karşılamak, yavruları beslemek için polen toplarlar ve bunları kovana taşıyarak petek gözlerinde depolarlar.

Polenin bileşiminde yaklaşık olarak %10 su, %20 ham protein, %28-35 karbonhidratlar, %3-4 kül ve flavonoidler, karotenoidler, vitaminler(C,E,B kompleksi), mineraller, tüm serbest aminoasitler, nukleik asit ve nukleositler, enzimler (100den fazla) ve büyütme faktörleri bulunur.

Arıların polen toplama etkinliği çiçeklerin açtığı ve hava sıcaklığının 15 ºC’nin üzerinde olduğu ilkbahar mevsiminde başlar. Polen 21 günlük işçi arılar tarafından koloninin protein kaynağını sağlamak amacıyla toplanan bir besin maddesidir. Polen getirecek arı, kovandan çıkmadan önce ballı petek gözlerinden birine sokularak bir miktar bal yutar. Bundan sonra kovandan çıkıp uçarak çiçek tozunu alacağı çiçek üzerine konar. Önceden yutmuş olduğu balı çiçeğin erkek organları üzerindeki çiçek tozlarına boşaltır. Ayakları ile de çiçeğin erkek organlarını tırmalayarak göğsünü ve karın altını sürter. Toz halinde olan çiçek tozları bal ile hem birbirine hem de arının göğüs ve karın altındaki tüylerine yapışır.

Arı topladığı polenleri 3. çift bacağında bulanan polen sepetinde biriktirir. Bir polen topağında 100.000’den 5 milyona kadar polen tanesi vardır Arı bu şekilde kovana döndükten sonra sol ayağındaki mahmuzla sağ sepetçiğindeki çiçek tozunu çözer. Sağ ayağındaki mahmuzla da sol sepetçikteki çiçektozlarını çözerek petek gözlerine doldurur ve petek gözlerine doldurduğu çiçek tozlarını başı ile iterek sıkıştırır. Arı petek gözünü yarıya kadar veya biraz fazlasına kadar çiçek tozu ile doldurduktan sonra üst kısmını bal ile doldurur. Bunun sebebi, çiçek tozunun korunması için olup, hava ile teması kesilen polen adeta konserve yapılmış gibi bozulmadan uzun süre saklanabilir. Arılar bir gidiş gelişinde kovana ancak iki polen peleti taşıyabilir ve bu bir polen yükü olarak kabul edilir. Bir polen yükünün ağırlığı ve boyutu elde edildiği bitkiye bağlı olarak değişmekle birlikte genelde 8-29 mg arasında değişir.

Polen Üretimi ve Muhafazası 

Polen, polen tuzakları kullanılarak toplanmaktadır. Arının taşıdığı polen kovana takılan çeşitli tuzaklardan geçerken tuzak haznesinde birikir. Biriken polenler 1-2 gün aralıklarla boşaltılıp 40 C yi geçmeyen sıcaklıkta kurutma dolaplarında kurutulup su oranı %7-8 e düşürülür. Daha sonra eleklerden geçirilip temizlenen polen hava almayacak şekilde ambalajlanıp soğuk ortamda saklanır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki polen toplamanın koloni performansı üzerinde önemli bir olumsuz etkisi yoktur.

Taze polen, oda sıcaklığında bir kaç gün içinde tüm besleyici değerini kaybetmektedir. Derin dondurucuda taze polen 1 yıla kadar saklanabilir. Kurutulmuş polen oda sıcaklığında bir kaç ay, buz dolabında 1 yıl, buzlukta birkaç yıl saklanabilir.

Polen taze olarak derin dondurucuda saklanmalı veya özel fırınlarda kurutulmalıdır. Kuru polende rutubet oranı % 10’u geçmemeli, kurutma işleminde ısı 40 C üzerine çıkmamalıdır. Kurutulmuş polen güneş ışığı almayacak kavanozlarda, kuru ve karanlık odalarda saklanmalıdır.

Apiterapide Polen konusunda bazı araştırmalar

Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı açısından Önemi isimli makalesinde Prof.Dr.Nuray ŞAHİNLER  şu bilgilere yer vermektedir:

Polen insan beslenmesi için çok büyük bir öneme sahiptir.

Büyümeyi hızlandırmakta, yorgunluğu gidermekte, kansızlığı önlemekte, metabolizmayı  düzenleyici etkileri bulunmaktadır (Genç 1993; Schmidt 1997).

Polen besin değeri bakımından, diğer tarımsal ürünlerle karşılastırılmış ve domates,kabak, fasulye, elma, ekmek ve ete göre daha fazla oranda protein, Fe, tiamin, riboflavin, niacin içerdigi bildirilmiştir. (Schmidt 1997). Zengin besin madde içeriğine sahip olan polenin, bazi çiftlik hayvanlarının rasyonlarına katılmasiyla canlı ağırlıklarının arttığı belirtilmiştir (Krell 1996).

Polen alerjisi tedavisinde polenin ağızdan alımının olumlu etkisi üzerine çalışmalar bulunmaktadır(Schmidt 1997) . Ayrıca prostatit tedavisinde de olumlu etkisi gösterilmiştir ( Ask – Upmark 1967).

Polenin insan ve hayvanlari X işınlarının zararlı etkilerinden koruduğuna dair bazı

bilimsel çalışmalar da bulunmaktadır (Schmidt ve Buchmann 1992). Fareler üzerinde yapılan bir çalışmada polenin, karaciğer hasatlıklarına karşı iyileştirici bir etkiye sahip oldugu bildirilmistir (Habib ve ark. 1995). Fareler üzerinde yapılan bir başka çalşmada polenle beslenmenin gebelik döneminde vücut ağırlığında artış sağladığı, toplam protein ve albüminde yükselmenin olduğu ve polenle beslenmeyenlere göre fetüste ölüm oranının daha düşük olduğu belirlenmiştir (Xie ve Li 1994).

Bal Mumu

İşçi arıların 12-18 günlük  dönemlerinde karın halkalarındaki salgı bezlerinden salgılanan bir maddedir. Rengi salgılandığı an beyazdır, sonra koyulaşır. Arılar petek gözlerini örmek için balmumu üretirler. Arılar 1 kg balmumu üretebilmek için 6-10 kg bal yemeleri gerekmektedir. Mum salgılayan arılar önce bal yerler, daha sonra 35C de zincir şeklinde salkım oluşturarak mum salgılarlar.

Balmumu büyük oranda temel petek yapımında ve kozmetik sanayiinde kullanılmaktadır. Ayrıca mum sanayinde, parlatıcı boya ve cila yapımında, dişçilik gibi alanlarda da kullanım alanı bulmaktadır. Burada çok önemli bir hususa da değinmek gerekir. Arıcılık yönetmeliğinin zorunlu bir hükmü olarak, temel petek yapımında kullanılacak balmumunun 110 C’de 12 saat süreyle sterilize edilmesi gerekmektedir. Balmumu %100 saf olmalı, parafin, serezin, reçine ve iç yağı gibi yabancı maddeler içermemelidir.

Balmumunun renginin açık olması istenir. Balmumu 42 saat güneşte bırakılırsa rengi açılır. Ülkemiz açısından arıcılıkta baldan sonra 2. ekonomik arı ürünüdür.

Apiterapide balmumu daha ziyade belli cilt sorunları ile sınırlıdır.

Bal

Bal arılarının çiçek nektarlarını, bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü maddeler karıştırarak değişikliğe uğratıp, bal peteklerine depoladıkları tatlı maddedir

Türk Gıda Kodeksi 2000/39 sayılı Bal Tebliği

Genel olarak balın yaklaşık % 80’i karbonhidrat, % 17’si sudan meydana gelir. Geri kalan % 3’lük kısım başta enzimler, aminoasitler ve demir, bakır, potasyum, kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, alüminyum, krom, nikel ve kobalt gibi değerli mineralleri içermektedir. Salgı balları mineral maddelerce daha zengindir. Protein açısından balda pek çok farklı aminoasit belirlenmiştir. Balın yapısındaki enzimlerin bir kısmı bitkilerden bir kısmı da arının salgı bezlerinden gelir. Enzimler balın en değerli maddeleridir. Doğal ve ısıtılmamış ballarda enzim miktarı yüksek olup bu ballar kaliteli ve çok değerlidir. Bal sıcak ortama maruz kaldığı oranda enzim değerinde kayıplar olur. Başlıca bilinen bal enzimleri amilaz (diastaz), invertaz(sakkaraz), katalaz, fosfataz ve ayrıca askorbik asit ile glikozu yükseltgeyen glikosazidaz enzimleridir. Enzimlerin bir kısmı nektardan ve yaprak bitlerinin yaprak üstünde bıraktıkları salgıdan, büyük bir kısmı ise arıların tükürük bezi salgılarından meydana gelmektedir.

Besleme bal : Bazı balcılar fazla çiçek bulunmayan yerlerde kovanların çevresine kaplar içinde şerbet gibi tatlı çözeltileri dizerek arıları bunlarla beslerler, bu şekilde beslenmiş arıların yaptıkları doğal olmayan ballara “besleme bal” denilmektedir. Böyle balların tadı yavan, renkleri açıktır (beyaz veya uçuk sarı) Sakkaroz miktarı yüksek (%10 ‘dan fazla) olur. Yüksek sakkaroz miktarı, şekerle beslenmeye işaret olabilir.

Yapay Bal : Doğal bal olmadığı halde, sakkarozun az veya çok inversiyonu ile, nişasta şekeri veya şurubu katarak veya katmaksızın, yapay olarak kokulandırılmış veya boyanmış, kıvam, görünüş, koku ve tadı doğal bala benzeyen ürünler olarak tanımlanmaktadır.

Zehirli Bal: Arıların orman gülü ve datura gibi bitkilerden aldıkları zehirli maddelerden meydana getirdikleri bal ise “deli bal” veya “zehirli bal” olarak adlandırılmaktadır. Zehirli bal yiyen insanlarda çoğunlukla, baş dönmesi, bulantı, görme zorluğu, uğultu, terleme, baygınlık ve güçsüzlük gibi bozukluklar göze çarpmaktadır.

Balın Kristalizasyonu: Balların büyük bir kısmı kristallenmeye eğilimlidir. Bu eğilim, balın içerdiği su, dekstroz ve levüloz şekeri oranlarına ve sıcaklığa bağlı olarak değişebilmekle birlikte balın elde edildiği bitki kaynakları da etkili olmaktadır..Balda bulunan dekstrozun tanecikler haline gelmesi sonucu balın akıcılığını az veya çok kaybetmesi olayı olarak tanımlanmaktadır.
Çiçek balları zamanla kristalize olur. Kristalize olan bal sahte veya hileli bal demek değildir. Kristalizasyon balın su içeriği ile bünyesindeki  şekerler arasındaki oranla ilgilidir. Genellikle bal içindeki fruktoz glikozdan fazladır. Fruktoz/Glikoz oranı büyüdükçe balın şekerlenme eğilimi azalır. Su içeriği düşük olan ballar daha geç kristalize olurlar..
Balın Fermantasyonu: Balın mayalanması veya bozulması anlamına gelir. Su oranı yüksek olan ballarda şekere dayanıklı mayalar şekeri parçalayarak alkol ve karbondioksit oluşturur ve bal köpürür. Fermantasyonu önlemenin en önemli yolu balın hasat edilmesi için olgunlaşmasının beklenmesidir. Çünkü olgunlaşmış (sırlanmış) balda şeker konsantrasyonu yüksek, su oranı daha düşüktür.

Bal Hasadı ve Muhafazası: Arıların doğadaki çeşitli nektar kaynaklarından topladıkları nektardan elde edilen ve petek gözlerine konulan bal, başlangıçta alındığı kaynağa bağlı olarak yüksek miktarda su içerir. Arılar petek gözleri üzerinde kanat çırparak ve dışarıdan kovana hava pompalayarak, kovan içinde oluşturdukları hava akımı ile balın fazla suyunu uçurup olgunlaştırırlar. Böylece balın su oranı yaklaşık %17-18 civarına indirilip bal dolu petek gözleri balmumu ile kapatılır. Bu işleme “balın sırlanması” denir. Arılar balını olgunlaştırdıkları petekleri çerçevenin üst çıtasından başlayıp aşağı doğru sırlarlar. Eğer ballı bir peteğin en az 2/3’de bal dolu gözler sırlanmışsa bu peteğin balı olgunlaşmış demektir. Hasada başlanabilir. Olgunlaşmış balların kovandan alınmasına bal hasadı adı verilir.

Balın süzüleceği oda içi sıcaklık 25-30C olmalıdır. Çerçeve veya petek üzerindeki sırlar sır bıçağı veya sır tarağı ile alınır. döndürülen santrifüj makinesine yerleştirilerek ballar çıkarılır.

Süzülen ballar, gittikçe incelen çok katlı elekten geçirilerek, mum kırıntıları ve diğer yabancı maddelerden arındırılır. Buna rağmen küçük parçacıklar ve hava kabarcığı balın rengini bulandırır. Bu nedenle bal, dinlendirme tankına alınır. Balın burada 1-2 gün kalması yeterlidir. Küçük parçacıklar ve hava kabarcıkları köpük şeklinde üstte toplanır ve buradan alınarak arılara yem, sirke, likör vb. şeklinde değerlendirilebilir. Böylece balın bulanıklığı giderilmiş olur ve ambalajlanır.
Bal kapalı kutularda ve hava ile ilişkisi olmayacak şekilde saklanması gerekir. Bal için en uygun ambalaj kabı kapaklı cam kavanozlardır. Ambalajlanmış ballar oda sıcaklığında tutulmalıdır.

Apiterapide Bal konusunda bazı araştırmalar

Arı Ürünleri ve İnsan Sağlığı açısından Önemi isimli makalesinde Prof.Dr.Nuray ŞAHİNLER  şu bilgilere yer vermektedir:

Bal, temel olarak besin maddesi ve enerji kaynagı olarak kullanılmakta bunun yanı

sıra insan sağlığı bakımından da önem taşımakta çeşitli hastalıkların tedavisinde

kullanılmaktadır (Schmidt 1997). Bal, antibakter¦iyel özellik taşır (Molan 1997). Bal, yara ve yaniklarin tedavisinde kullanılmaktadır  (Postmes ve ark. 1997). Bal, cildi besleyicive nemlendirici krem olarak kullanilmaktadir (Hutton 1996; Armon 1980; Dumronglert 1983).

Balın sindirim sistemi hastalıklarından özellikle peptik ülserve hazımsızlığa

(Al Somai ve ark. 1994; Schmidt 1997; Molan 1997), duodenal ülsere (Salem 1981; Haffejeei ve Moosa 1985) çocuklarda ise bakteriyel gastroenteritis’e karşı olumlu etkisi olduğu görülmüştür(Haffejeei ve Moosa 1985).

Bal antibakteriyel özelligi ile ağız, boğaz ve bronş enfeksiyonlarına karşı da etkilidir (Krell 1996).

Klinik araştırmalarda gözde, ör. konjiktivit tedavisinde kullanımı bildirilmektedir (Krell 1996).

Balın yüksek şeker içeriğine sahip olduğu için şeker hastalarının dikkatli tüketmesi gerektiği, bununla birlikte şeker hastaları için diğer şekerli ürünlerden daha uygun olduğu bildirilmiştir(Katsilambros ve ark. 1988).

Böbrek fonksiyonlarını düzenleyici, uykusuzluğu giderici, kalp, dolasim sistemi hasatliklari, karaciğer rahatsızlıklarına karşı olumlu etkileri bulunmaktadır. Nekahet durumundaki hastalara  bal verildikten sonra genel durumun iyileştigi bildirilmektedir (Krell 1996).

Balın antifungal aktivitesinin de bulundugu, ancak birçok mantar türlerine karsi buaktivitenin test edilmedigi bildirilmektedir . Son yıllarda ise travmatolojik hastalıkların tedavisinde de balın kullanıldığı bildirilmektedir (Feraboli 1997)

 



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.