25 Şubat Pazar
hava durumu

Anti-Aging Yaşlanmayı geciktirme ve Alkali beslenme

Anti-Aging Yaşlanmayı geciktirme ve Alkali beslenme Anti-Aging Yaşlanmayı geciktirme ve Alkali beslenme Nasıl genç kalınabileceğini öğrenmek için öncelikle yaşlanma sürecini ve alkali...
Bu Haber 19 Aralık 2012 15:48 Yayınlandı

Anti-Aging Yaşlanmayı geciktirme ve Alkali beslenme

Nasıl genç kalınabileceğini öğrenmek için öncelikle yaşlanma sürecini ve alkali beslenmeyi anlamak gerekir.

İSTEYEN VE GERÇEKTEN ARZU EDEN HERKES YAŞLANMAYI GECİKTİREBİLİR…

Yaşlanacağız çünkü içimizde oluşan asidik atıkların ve toksinlerin hepsini dışarı atamıyoruz ve bunların bir kısmı vücudumuzda sürekli birikiyor.

Yaşlanmayı geciktirmek (anti-aging) iki şekilde olur. Birincisi vücuda iyi bir boşaltım (asidik atıklardan kurtulma) sistemi kazandırmak, ikincisi ise birikmiş asidik atıkları gizlendikleri yerden çıkarmak.

Vücudumuzun işlevini yerine getirmesi ve sıcaklığını koruması için besinleri hücrelerimizde yakarız. Pahalı ya da ucuz, özel ya da sıradan, bitkisel ya da hayvansal, alkali ya da asidik tüm besinlerin ana maddesi karbonhidrat, protein veya yağdır. Tüm gıdalar dört elementin birleşiminden oluşur. Bunlar; Karbon, Azot, Hidrojen ve Oksijen’dir.

Tüm besinler hücrelerde oksijenle yakıldıktan (oksitlendikten) sonra; karbonik asit, ürik asit, laktik asit, yağ asidi, amonyak gibi organik asitlere dönüşür. Yağlar zaten yakılmadan önce de asidiktir. Ayrıca besinlerin yakılması sonucu oluşan organik asitler ette, tahıllarda ve kökü yenen bitkilerde bulunan klor, fosfor ve sülfür gibi inorganik asidik minerallerle birleşerek asiditeyi artırır. Ne yazık ki bunları nötrleştirecek Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum gibi inorganik alkali mineral içeren yiyecekleri gerektiği kadar tüketmiyoruz.

En önemlisi, içtiğimiz suyun dahi yumuşak (Kalsiyum ve Magnezyum içermeyen su) olmasını istiyoruz.

Vücudumuzdaki her element ilk önce kana karışır ve kan yoluyla vücudun her yerine taşınır. Asidik atıklar ve toksinler de önce kana karışır sonra terleme ya da idrar yoluyla sıvı halde vücuttan atılır. İdrara çıkma ve terleme için yeterli miktarda su içilmelidir. Doktorlar diyete başlayan birisine günde 8 bardak su içmesi gerektiğini söyler. Çünkü hastanın idrara çıkması için su içmesi gerekir. Fakat doktorlar hastanın ne tür bir su içmesi gerektiğini söylemezler. Vücutta biriken bütün atıkların asidik olması nedeniyle, bunları nötrleştirmek için en ideal yöntem alkali su içmektir. Günde 4 bardak alkali su içmek, günde 8 bardak musluk suyu, şişelenmiş su ya da arıtılmış su içmekten çok daha etkilidir.

Gittikçe zorlaşan ve düzensizleşen yaşam şartları ve çevresel faktörler (sağlıksız beslenme, fazla çalışma, yetersiz dinlenme, geç uyanma, egzersiz yapmama, az su içme, sigara, çevre kirliliği, asidik beslenme gibi) nedeniyle vücudumuzda oluşan asidik atıkları ve toksinleri vücudumuzdan tamamen atamıyoruz. Bu asidik atıkları ve toksinleri vücudumuzun içinde değişik yerlerde biriktiriyoruz. İşte bu yaşlanmanın nedenidir. Yaşlanma süreci bu şekilde gelişmektedir.

İnsanlar doğduğunda kanın pH’ı 7.44 dür, yani alkalidir. Yaşlandığımızda kanın pH’ı 7.35’e veya bu seviyenin de  altına düşer, yani kanın alkalitesi azalır. Bu pH seviyeleri atardamardaki kanın pH seviyesini ifade eder. pH seviyesindeki bu 0.09 luk fark ilk bakışta göze çok küçük görünebilir, ancak pH logaritmik bir fonksiyondur ve; 7.44 pH’a sahip kandaki hidroksil iyon miktarı 7.35 pH’a sahip kandaki hidroksil iyon miktarının 1.23 katıdır. Hidroksil iyonu oksijen verici bir iyon, hidrojen iyonu ise oksijen alıcı bir iyondur. Diğer bir deyişle, genç insanlar yaşlı insanlara nazaran kanlarında %23 daha fazla oksijen (hidroksil iyonu) taşırlar. Genç insanların daha enerjik olmalarının başka bir açıklaması yoktur.

Ürik asit suda, alkolde ve eterde hemen hemen hiç çözünmez, fakat alkali iyon çözeltilerinde çözünür. Diğer bir deyişle, ürik asit alkali suda çözünür. Yaşlı insanlarda kanın pH’ı düşük olduğu için ürik asit eklemler arasında birikerek EKLEM İLTİHABINA ve GUT HASTALIĞINA neden olur. Alkali su içmek kanın pH’ını yükseltir ve bu hastalıklar zamanla doğal yoldan ortadan kalkar.

Vücudumuzda biriken asidik atıkları uzun süre atamadan yaşadığımızda, vücudumuzun bazı bölgeleri normalden daha asidik hale gelecek ve bu bölgelerdeki kılcal damarlar tıkanacaktır. Bunun sonucunda bazı organlar fonksiyonlarını kaybedip iflas edecektir. Zamanla kendimizi yorgun, bitkin hissetmeye başlayacak ve bir süre sonra yüksek tansiyon, kolesterol, kalp, şeker, kemik erimesi, eklem iltihabı, kanser, obezite, böbrek taşı gibi hastalıklar ortaya çıkacaktır. İşte o anda kendi kendimize basitçe “BEN ARTIK YAŞLANIYORUM” diyeceğiz.

Alkali iyonlar vücudumuzdaki asidik atıkları ve toksinleri nötrleştirerek vücuttan atılmasını sağlar 

SERBEST RADİKALLER ve ANTİOKSİDAN

Hepimiz zaman zaman SERBEST RADİKALLER ve ANTİOKSİDAN kelimelerini duyarız. Peki bu kelimelerin ne anlama geldiğini gerçekten biliyor muyuz…?

Serbest radikaller, vücudumuzda oksidasyon (yükseltgeme) etkisi göstererek yaşlanmaya ve hücre bozulmalarına neden olan kararsız, stabil olmayan Oksijen atomları barındırırlar. Serbest radikaller; sağlıksız ve kirli sular, gazlı içecekler, kirli hava, bozulmuş ve genetiği ile oynanmış işlenmiş yiyecekler nedeniyle vücudumuzda oluşur ve artar. Stres, üzüntü ve depresyon da bu duruma olumsuz anlamda katkı sağlar.
Serbest radikaller sürekli olarak elektron ihtiyacı duyar. Şayet vücudumuzda yeteri kadar antioksidan madde yok ise, serbest radikaller elektron ihtiyaçlarını hücrelerimizden elektron alarak karşılar. Bu durum yaşlanmanın ve hücre bozulmalarının (kanser) nedenlerinden birisidir. Antioksidanlar vücudumuzdaki serbest radikalleri nötralize ederler.

Serbest radikallerin (stabil olmayan oksijen atomlarının) neden olduğu oksidasyon, yaşlanma ve hücre bozulması gibi etkiler aşağıdaki resimde olduğu gibi bir elma üzerinde çok rahatlıkla gözlemlenebilir. Havadaki kararsız ve stabil olmayan Oksijen atomları elmanın dış yüzeyi ile temas ederek elma hücrelerinden sürekli elektron alır (elmayı oksitler). Oksitlenen elma bir süre sonra kahve renge dönmeye, bozulmaya, üzerinde çizgi şeklinde kırışıklıklar oluşmaya ve zamanla çürümeye başlar.
Diğer benzer bir etki de, açıkta bırakılan bir metal parçasının havadaki Oksijen atomlarının metalden sürekli elektron alması sonucu metalin zamanla paslanmasıdır.

Havada olduğu gibi suda da kararsız, stabil olmayan Oksijen atomları bulunur. İçildiğinde sudaki oksijen atomları elektron ihtiyacını hücrelerimizden elektron alarak giderir (hücrelerimizi oksitler). Bu su oksitleyici yani oksidandır. Alkali Antitoksidan su hücrelerimizi oksitlemez.

Her iki etki de (elmanın çürümesi ve metalin paslanması) oksitlenmedir ve aynı oksitlenme sudaki serbest Oksijen atomları vasıtasıyla hücrelerimizde de meydana gelir.
Antioksidan Alkali Su içildikten sonra alkaliteyi yükselterek vücudumuzun çeşitli hastalıklar meydana getiren zararlı bileşenlerle ve serbest radikallerle savaşması için gerekli olan antioksidan madde üretmesine katkı sağlar.

Vücudumuz serbest radikallerle sürekli savaş halindedir. Yeteri kadar antioksidan madde barındırmayan asidik vücutlar, hastalıklara kolayca yakalanacak ve yaşlanma süreci hızlanacaktır.

Antioksidan Alkali Su bu savaşta vücudumuza adeta cephane temin ederek yardım eder.

Vücutta alkalite çok önemlidir…!

Sağlıklı bir vücut için, hücrelerin doğal dengeli bir alkali ortamda bulunmaları gerekir.
Vücudumuz doğal dengeli bir alkaliteye sahip olursa, ömrünü tamamlayıp ölen hücrelerin yerine kendi kendine yeni sağlıklı hücreler üretir. Buda yaşlanmayı geciktirir.
Ne yazık ki, vücudumuzun ve hücrelerimizin pH seviyesi; su kaybı (dehidratasyon), stres, düzensiz beslenme, asidik ve işlenmiş yiyecek ve içecekler nedeniyle düşer ve vücudumuz asidik hale gelir. Bunun sonucunda da vücudumuzdaki serbest radikaller artar.
Serbest radikaller, vücudumuzun yeni sağlıklı hücreler üretmesini engellediği gibi mevcut hücrelerin bazılarının değişime uğramasına ve bozulmasına (tümör ve kanser) neden olur. Bunun sonunda yaşlanma hızlanır, vücudumuzun hastalıklara karşı direnci düşer ve çeşitli hastalıklar meydana gelmeye başlar.

Yüksek tansiyon, obezite, diyabet (şeker hastalığı), böbrek taşı, kolesterol, kalp rahatsızlıkları ve kemik erimesi gibi birçok rahatsızlığın kökeninin aslında asidik vücut metabolizmasına dayandığı son yıllarda yapılan araştırmalar sonucu ispatlanmış ve birçok tıp literatüründe de yayınlanmıştır. Çünkü asidik vücut metabolizması serbest radikallerin yaşaması ve artması için en uygun ortamdır.

Asidik vücut metabolizmasının sonuçlarından birisi de fazla kilolar (yağlar) dır. Vücut asidik olduğu zaman serbest radikaller artar. Ayrıca besinlerin yakılması sonucu asidik atıklar oluşur. Vücut serbest radikallerin ve asidik atıkların bir kısmını ter ve idrar yolu ile atabilir ancak tamamını değil. Vücut atamadığı serbest radikallerin ve asidik atıkların hücrelere zarar vermesini engellemek için vücudun değişik yerlerinde; bel etrafında, göbek ve kalça bölgelerinde hatta iç organların etrafında yağ biriktirir ve bunları bu yağların içinde depolar.

ASİDİTENİN VUCUT ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Öncelikle bilmeliyiz ki; tüm hastalıklar, vücudumuzda meydana gelen anormallikler ve istenmeyen durumlar nedeniyle vücudun birer uyarı mekanizmasıdır. Hasta olmazsak ölürüz. Vücudumuz hasta olarak önlem almamız ya da tedavi olmamız için bizi uyarır. Bu uyarıları bazen ağrı, bazen acı, bazen kanama, bazen halsizlik veya başka şekillerde algılarız.

KALP

Kalp, vücuttaki organlar içerisinde alkaliteye en fazla ihtiyaç duyan ve daima alkali olması gereken organların başında gelir. Asidik atıklar ideal kalp atışını etkileyip bozar. Asidik atıklar kanın yeterli miktarda oksijenlenmesini (oksijen tasıma kapasitesini) engeller ve kalp ritmini bozar. Kalbin düzenli çalışması için alkali olması gerekir. Alkali kan ideal bir kalp fonksiyonu meydana getirir.

MiDE

Asidik atıkların artması sonucu midede bazı rahatsızlıklar meydana gelir. Mide fıtığı bunlardan birisidir. Mide fıtığı reflünün nedenlerinden birisidir.
Sindirim yolu rahatsızlıkları (geğirme, şişkinlik, bağırsak gazı, kusma, hıçkırık tutma, iştahsızlık, mide bulantısı, istifra, ishal, kabızlık, çocuklarda sancı ve karın ağrısı) vagus siniri problemlerinin ve asidik atık üretimi sonucu meydana gelebilen mide fıtığının (hiatal hernisi) belirtisi olabilir. Mide fıtığı Gastroözofageal reflüye neden olabilir. Bu hastalıkta mide için gerekli hidroklorik asit miktarı aniden düşer. Yetersiz hidroklorik asit sonucu gıdalar bozulur ve çok daha asidik hale gelir.

KARACİĞER

Karaciğer çeşitli zehirlere karşı vücudun ilk savunma hattı olup, kandaki asidik atıkların işlenmesi ve çeşitli alkali enzimlerin üretilmesi de dahil olmak üzere, vücutta üç yüz den fazla işlevi yerine getirir. Sindirim sisteminde elde edilen tüm besinler karaciğer yoluyla kana geçer. Kandaki asidik atık miktarı arttıkça karaciğere daha fazla yük biner. Karaciğerdeki asidik atık miktarı çok artarsa karaciğer iflas eder ve ölüm meydana gelir.

PANKREAS

Pankreas için alkalite çok önemlidir. Pankerasın görevi kandaki fazla asiditeyi azaltıp kan şekeri dengesini düzenlemektir. Bu nedenle uygun kan şekeri dengesine sahip olmak için alkali beslenme çok önemlidir. Pankreasın asiditesi arttığı zaman kan şekerini dengelemek için yeterli miktarda insülin salgılayamaz ve şeker yükselir.

İNCE BAĞIRSAKLAR

İnce bağırsakların üst kısmındaki Peyer Plakaları (ince bağırsakları çevreleyen lenf dokusu plakaları) yaşam için kritik öneme sahiptir. Peyer Plakaları besinlerin uygun şekilde sindirilmesi ve lenf sistemi için lenfoistlerin üretilmesi için gereklidir. Bunun yanında çok miktarda “Kilüs Enzimi” (vücuttaki başlıca alkalileştirici maddedir ve diğer adı Akkan’dır) üretir. Kilüs Enzimi’nin kesintisiz üretimi kritik öneme sahiptir. Asidik besinlerin yol açtığı fazla asidik atıklar Peyer Plakaları’na fazla yük binmesine ve Kilüs Enzimi üretiminin azalmasına neden olur.

BÖBREKLER

Yetişkin bir insanda, dakikada ortalama 1 litre kan böbreklerden geçer. Böbreklerin birinci görevi asidik atıkları temizleyip kanı alkali hale getirmektir. Asidik atıklar çeşitli mineral tuzlarıyla birleşerek böbreklerde böbrek taşı meydana getirir. Bu nedenle asidik besinleri tüketmekten kaçınarak ve alkali su içerek bu rahatsızlık önlenebilir.

KALIN BAĞIRSAKLAR (KOLON)

Kalın bağırsaklarda asidik atık olmamalıdır. Asidik atıklar kalın bağırsak çeperlerinde birikerek sertleştirir, ishal veya kabızlık durumlarında yeniden emilerek tekrar kana karışır. İdeal bağırsak fonksiyonu için günde iki kez tuvalete çıkılmalıdır.

Antioksidan Alkali Su tuvalete çıkmayı kolaylaştırır, kabızlığı önler.
Antioksidan alkali su içmeyen başlayan bazı kişilerde ilk birkaç gün ishal görülebilir.

LENF DOLAŞIM SİSTEMİ

Lenf dolaşım sistemi vücuttaki kandan sonra ki ikinci dolaşım sistemidir.
Vücutta 600 – 700 lenf bezi vardır. Lenf sıvısı (Akkan) hücrelere besin taşır ve asidik atıkları uzaklaştırır. Lenf sıvısı alkali ortamda en ideal şekilde akar. Vücut asidik olduğunda bu akış yavaşlar, kronikleşir ve yaşamı tehdit eder hale gelir. Zamanla dokularda yapışıklıklar oluşur, lenf kanalları daralır ve lenf akışı durur. Bu yapışıklıklar sadece lenf sıvısının akışını değil kan akışını da engeller. Lenf akışının azalması dokularda asidik atık birikiminin artmasına neden olur. Yeterince sağlıklı (alkali) su içmemek lenf dolaşımını yavaşlatır. Yeterince sindirilememiş gıdaların atıkları ince bağırsaklardaki lenf kanalları vasıtasıyla tekrar emilir.

DAMARLAR

İnsan doğduğunda kanın pH’ı 7.44 dür. Yaş ilerledikçe bu seviye düşmeye başlar, hatta 7’nin de altına düşerek asidik hale gelebilir. Kanın pH  seviyesi çok düştüğünde damarları delme tehlikesi meydana gelir. Bu durumda vücut damarın iç çeperlerini yağ ile kaplayarak kanın damar ile temasını keserek delinmeyi önler. Damarların iç çeperlerinin yağ ile kaplanması KOLESTEROL dür. Bu bir hastalıktır, ancak aynı zamanda vücudun bir savunma mekanizmasıdır. Kolesterol ilerlediğinde yüksek tansiyon ve çeşitli kalp rahatsızlıkları ortaya çıkar.

VÜCUTTA YAĞ BİRİKİMİ (FAZLA KİLO)

Vücutta asidik atıklar ve toksinler çok fazla arttığında, vücut bu şekilde yaşayamaz hale gelir bir çözüm geliştirir. Deri altında (bacaklarda, göbekte, kollarda) ve iç organların etrafında yağ tabakaları oluşturur. Vücuttaki asidik atıkları ve toksinleri de bu yağ tabakalarının içinde depolar. Aksi halde artan asidik atıklar ve toksinler hücrelerin ölmesine ve organların zarar görmesine neden olur.

Şayet şişmanlık kalıtsal (genetik) değilse, insanlar genelde bu şekilde kilo alır.
Fazla kilolardan sağlıklı şekilde kurtulmanın tek yolu, alkali beslenmek ve Antioksidan Alkali Su içmektir.

KANSER

Doğadaki her canlı yaşamak için sonuna (ölünceye) kadar mücadele eder. Yaşadıkları çevrenin şartları değişirse canlılar yaşamlarını devam ettirmek için önce çevre şartlarını değiştirmek için mücadele eder, bunu başaramazlarsa kendilerinde bazı değişiklikler yapıp yeni çevre şartlarına uyarak yaşarlar.

Canlıların en küçük parçası hücredir. Hücreler de birer canlı varlıktır ve onlar da yaşamak için ölünceye kadar mücadele ederler. Sağlıklı hücreler yaşamlarını sürdürebilmek için hafif alkali pH seviyesini korumak zorundadırlar. Koruyamazlarsa ölürler.

Asidite çok arttığında, o bölgedeki sağlıklı hücreler ölmeye başlar. Hücrelerden bir kısmı ise, değişen yeni asidik ortam şartlarına göre kendi formlarında değişiklik yaparak yaşamaya devam ederler. Bazı ekstra durumlarda bunda başarılı olurlar. Eğer bunda başarılı olurlarsa işte bu kanserin başlangıcı olur.

Kanserli hücreler asidik, sağlıklı hücreler ise hafif alkalidir. Kanserli tümörler ameliyatla tamamen alınıp temizlense bile o bölge asidik kaldığı sürece aynı bölgede bir süre sonra yeni kanserli tümörler oluşabilir.

Kanserin diğer adı kötü huylu tümör olup,  bir grup hücrenin form değiştirerek kontrolsüz olarak normalden fazla çoğalması, komşu dokulara saldırarak buralardaki hücreleri tahrip etmesi, lenf ve kan yoluyla metastaz yaparak başka organlara yayılması ile meydana gelen ve ilerleyen bir hastalıktır.

Kanser, anne karnındaki bebekte ve her yaştaki insanda görülebilir. Ancak kanser çeşitlerinin meydana gelme riski yaşın ilerlemesiyle artar. Ayrıca bu riskin büyüklüğü insanların beslenme, yaşam ve çevre şartları ile bağlantılı olarak değişir.

Birkaç çarpıcı veriyi paylaşmak gerekirse:

  • Dünyadaki tüm ölümlerin %13 ünün nedeni kanserdir.
  • Amerikan Kanser Derneği verilerine göre; 2007 yılında dünyada 7,6 milyon kişi kanserden ölmüştür.
  • Kanser insanların dışında hayvanları ve bitkileri de etkilemektedir.

BIOCERA ANTİOKSİDAN ALKALİ SU İÇİN

Piyasa da bulunan musluk suyu dahil bütün suların ORP seviyesi +200’ün üzerindedir. Yani oksidandır. Bu suları içtiğinizde içindeki karasız oksijen atomları hücrelerden elektron alır ve hücreleri oksitler. Oksitlenme hücrenin çürümesi yani ölmesi demektir

Musluk suyunun pH  seviyesi 7, hazır suların pH  seviyesi 7 – 7,5 civarında, arıtma cihazlarından elde edilen arıtılmış suların pH  seviyesi ise 7 nin altında hatta bazıları 5 – 5,5 civarında yani asidiktir. Arıtma cihazlarından elde edilen sular içildiğinde vücudun asiditesini artırır. Musluk suyu ve hazır sular ise hemen hemen nötr olduğu için vücudun asiditesini azaltmaya yardımcı olmaz.
Hazır sular mineral yönünden zayıf, arıtılmış sularda ise neredeyse hiç mineral bulunmaz, saf sudur. Saf su içmek özellikle çocuklar ve yaşlılar için çok sakıncalıdır. Saf su içenlerin yaş ilerlediğinde kemik erimesine yakalanma riski çok yüksektir. Vücutta kalsiyum eksikliği düşük tansiyona neden olabilir.

Antioksidan alkali suyun ORP (redoks potansiyeli) seviyesi -50 ~ -450 arasındadır. Yani antioksidandır. Hücreleri elektronla besler.
Antioksidan alkali suyun pH seviyesi 8,5 – 10 arasındadır. İçildiğinde vücuttaki asidik atıkları ve toksinleri nötrleştirerek atılmasını sağlar.
Antioksidan alkali suda bol miktarda inorganik alkali mineraller (Kalsiyum, Magnezyum, Sodyum ve Potasyum) bulunur. Bu mineraller iyon formunda olduğu için vücut tarafından çok kolay emilir. Herhangi bir sindirilme işlemine gerek kalmaz. Oysa gıdalarda bulunan inorganik alkali mineraller gıdalar sindirildikten sonra vücut tarafından emilir. Bu inorganik alkali mineraller vücutta yağların yakılmasını sağlar. Kemik erimesini engeller. Günde 1 litre alkali su içmek günde 2 litre süt içmekten daha faydalıdır.

Güne başlarken, sabah kahvaltısından yarım saat önce yarım litre antioksidan alkali su içmenin vücuda çok fazla faydası vardır. İnsanın gün boyunca zinde kalmasını sağlar.

SİGARAYI BIRAKIN

Sigara, akciğerlerdeki solunum yollarında katran birikmesine neden olarak gerekli miktarda oksijen alınmasını engeller. Bu da kan aracılığıyla hücrelere taşınan oksijen miktarının azalması anlamına gelir. Besinler hücrelerde oksijen ile yakılır. Yetersiz oksijen besinlerin tam olarak yakılmadan vücuttan atılmasına neden olur.

Ayrıca sigara dumanı kuvvetli asidiktir. Solunduğunda özellikle akciğerlerin asiditesini artırır. Akciğer kanserinin sebeplerinden birisi de budur.

HAFİF EGZERSİZ YAPIN

Hafif egzersiz vücut alkalitesini artırır. Aşırı ve ağır egzersiz ise laktik asit birikiminden dolayı asidik etki yaratır. Asidik atıkları temizleyen organları iyi çalışmayan insanlar asidik bir vücuda sahiptirler ve kendilerini daima yorgun hissederler. Egzersiz yapmamak, vücutta asidik atıkların ve toksinlerin artmasına ve birikmesine neden olur.

TEMİZ HAVAYA ÇIKIN

Yaşadığımız çevrenin havası çeşitli kimyasallar, tozlar, egzoz gazları, küfler, kokular ve çeşitli mikroorganizmalar nedeniyle kirlenmiş ise, vücut sahip olduğu enerjinin büyük bir kısmını bu kirliliğin etkisini azaltmak için harcar. Günümüzde ormanların ve deniz kıyılarının havasındaki negatif iyon miktarı, sadece birkaç yıl öncesine göre bile çok azalmış durumdadır.

Enerji tasarrufu amacıyla konserve şeklinde yapılmış ve dış ortamdan yalıtılmış evler ve evlerde kullanılan sentetik malzemeler nedeniyle havada hiç negatif iyon kalmamakta, bunun sonucu olarak astım, alerjik astım ve kronik yorgunluk şikayetleri gün geçtikçe artmaktadır.

GIDALARI UYUMULU TÜKETİN

Gıdaların birbiriyle uyumlu olarak tüketilmesinin vücut alkalitesi üzerinde anahtar rolü vardır. Gıdaların uyumlu tüketilmesi vücut alkalitesini daha çok artıracak ya da meydana gelebilecek asiditeyi en aza indirecektir. Aynı anda birkaç asidik gıda birlikte tüketilmemelidir. Mesela fast-food yiyeceklerin kola ile birlikte tüketilmesi son derece sakıncalıdır. Çünkü her ikisi de asidiktir ve ikisinin birlikte tüketilmesi vücudu daha asidik hale getirecektir.

ALACAĞINIZ BESİN TAKVİYELERİNİN ALKALİ OLMASINA DİKKAT EDİN

Bir besin takviyesi alacaksanız, kendinize bu takviyeyi almanızdaki amacınızın ne olduğunu, bu takviyenin vücudunuzun alkalitesine katkı yapıp yapmayacağını ve asidik atıkların vücudunuzdan atılmasına yardımcı olup olmayacağını sormalısınız. Yeşil besinler toksinlerin vücuttan temizlenmesine ve atılmasına çok önemli katkı sağlar.

ALKALİ DİYET YAPIN

Alkali diyet tüm organların daha iyi çalışmasını sağlayarak vücudun enerjisini artırır. Genelde asidik ve alkali yiyecek ve içecekleri birlikte tüketmek çok önemlidir. İnsandan insana göre değişse de ideal alkali diyet şekli; hacimsel olarak
%75 oranında alkali, %25 oranında asidik gıdalarla beslenmektir

Stres vücuttaki asiditeyi artırır.

Şimdiye kadar birisine veya bir olaya çok kızdığınızda ya da çok üzüldüğünüzde midenizde rahatsızlık hissettiniz mi?
Stres ve tüm negatif duygular vücuttaki asiditeyi artırır. Stresten ve negatif duygulardan mide başta olmak üzere bütün organlarımız etkilenir.

Birçoğumuz bir arkadaşımızdan yada tanıdığımız birisinden aşağıdaki ya da buna benzer bir ifadeyi duymuşuzdur.

“Sorunlarının seni yenmesine ve seni yiyip bitirmesine sen izin veriyorsun”

Stres, evham, endişe, kuruntu ve kuşku birçok hastalığın altında yatan başlıca nedendir. Çünkü vücudun asiditesini artırırlar. Bunlar yaşamınızı ve sağlığınızı baltalar, zarar verir ve insanı sinirlendirir. Sinir nefrete neden olur (birisine sinirlenirseniz ondan nefret edersiniz). Nefret insana sürekli acı vererek tüketir.
Oysa sevgi ve anlayış vücudun alkalitesini yükselterek temizler, arındırır ve iyileştirir. Bu nedenle her zaman pozitif düşünmeye çalışmalı, bunu bir yaşam tarzı haline getirmeliyiz.

Sinirlendiğinizde kendinizi yorgun ve bitkin, mutlu olduğunuzda ise kendinizi zinde ve enerjik hissedersiniz.

Alkali vücuda sahip insanlar kendilerini zinde ve mutlu, asidik vücuda sahip insanlar kendilerini yorgun ve bitkin hissederler. Hiçbir şey yapmak istemezler, sürekli uyumak ve dinlenmek isterler. Bunun sonucunda çevreleriyle olan sosyal ilişkileri zayıflar, bir süre sonra yalnızlaşırlar ve sinirli hale gelirler. Her şeye öfkelenirler.

Stresin ve negatif duyguların neden olduğu rahatsızlıklarda alınan ilaçlar sadece bu duyguları bastırmaya yarar. Oysa rahatsızlık olduğu gibi duruyordur. Antioksidan alkali su negatif iyon yönünden zengin olduğu için stresi azaltıcı etkisi de vardır.

 



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.