22 Ekim Pazar
hava durumu

“Alternatif ve Tamamlayıcı Kanser Tedavileri”

“Alternatif ve Tamamlayıcı Kanser Tedavileri” Keklikotu, zerdeçal, biberiye, zencefil hepsi kansere karşı etkili! Peki ama hangi bitki hangi kansere karşı? Doç....
Bu Haber 14 Nisan 2013 23:45 Yayınlandı
Keklikotu, zerdeçal, biberiye, zencefil hepsi kansere karşı etkili! Peki ama hangi bitki hangi kansere karşı? Doç. Dr. Canfeza Sezgin,iyilikgüzellik okurları için özel olarak sorularımızı cevapladı…

Doç. Dr. Canfeza Sezgin, Ege Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı-Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi. Uzun yıllardır kanser hastalarının tedavisi ile ilgileniyor. 10 yılı aşkın zamandır yaptığı araştırmalar ve gözlemler sonucunda, kanser  hastalarının tedavisinde “alternatif ve tamamlayıcı tedavilerin” faydalı etkileri olduğunu savunuyor. Kendisini, “Bitkilerle Tedavi Sempozyumu”nda tanıdım, “Alternatif ve Tamamlayıcı Kanser Tedavileri” ile ilgili yaptığı açıklamaları ve tedavilerini uyguladığı hasta örneklerini dinleyince çok etkilendim.

Türkiye’de erkeklerde prostat; kadınlarda meme, her iki cinsiyette de akciğer, kalın bağırsak, rektum, cilt, lenfatik ve hematopoietik doku kanserleri artmakta. Peki ama neden? kanserden nasıl korunabiliriz? Hangi kanserde hangi bitki etkili? Doç. Dr. Canfeza Sezgin, iyibilgi ve iyilikgüzellik okurları için özel olarak anlattı, kanserle ilgili merak ettiğimiz tüm soruları cevapladı…

Zeytinburnu Belediyesi tarafından 5-6 Haziran 2010 tarihinde İstanbul’ da yapılan Bitkilerle Tedavi Sempozyumu’nda kanser hastalarının bitkisel tedavileriyle ilgili kendi deneyimlerinizi anlattınız ve oldukça ilgi çekti. Kanser tedavisinde gerçekten tamamlayıcı olarak bitkisel tedavi uygulamaları ile ilgili ne söyleyebilirsiniz?

Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarından olup her yıl milyonlarca insanın ölümüne neden olmaktadır. Kanserleşme süreci oldukça karışık ve dinamik bir yapıya sahip olup halen yoğun olarak araştırılmaktadır. Kanser hücreleri, ilaç tedavilerine direnç geliştirebilmeleri ve bağışıklık sisteminden kaçabilmelerinin yanı sıra kendi beslenmesini ve kontrolsüz bir şekilde çoğalabilmesini sağlayan birçok faktör salgılamaktadır. Bu da tedavilerin nihai hedefine ulaşmasını engelleyebilmektedir.

Kanser tedavisinde kullanılmak üzere birçok kemoterapi ilacı veya moleküler hedeflere yönelik geliştirilmiş çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların yanıt oranları halen beklendiği seviyede değildir. Bu nedenle geleneksel tedavilerde kullanılan bitkisel veya diğer doğal kaynaklardan elde edilen ürünlerin bilimsel tedavilerin yanında kullanılması yoğun olarak araştırılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde kanser dâhil çeşitli hastalıkların tedavisinde tamamlayıcı tedavi yöntemleri yoğun olarak kullanılmaktadır. Fitoterapi dediğimiz tıbbi etkinliği bulunan bitkilerin kullanıldığı tedavi yöntemi de bunlardan birisidir. Bu konu maalesef ülkemizde suistimal edilmekte olup ehil olmayan kişilerce yürütülmektedir. Kanser tedavisinde bitkisel ürünlerin kullanabilecek hekimlerde hem fitoterapi bilgisi hem de kanser tedavisi bilgisi olması gereklidir. Bazı bitkiler bazı kanserlerin çoğalmasına neden olurken bazıları yararlı olmakta, bazı bitkiler bazı ilaçların etkisini azaltırken bazıları da ilaçların etkisini arttırmaktadır. Bugüne kadar çok sayıda hastada tamamlayıcı kanser tedavisi olarak fitoterapi kullandım. Hastaların kan tahlilleri ve filmlerini değerlendirdiğimde oldukça iyi düzelmeler elde ettim. Yaşam kalitelerinde düzelmeler olduğunu gözlemledim. Bununla birlikte ek yararının olmadığı hastalarımız da oldu. İlerde kanser tedavisinde fitoterapi ile ilişkili deneyimlerimi bilimsel yayın haline getirmeyi düşünüyorum.

Kanser hastalığı bulaşıcı mıdır? Yakını kanser olan bir kişiye yakın temasla kanser bulaşır mı?

Kanser bulaşıcı değildir. Maalesef bazı hastalarımız yakınlarının kendilerinden kaçtığını ve bunun kendilerini çok incittiğini söylüyorlar. Özellikle hasta yakınlarının, hastalarının ilgi ve sevgiye muhtaç olduğu bu dönemde yanında olmaları, onları desteklemeleri, onlara dokunmaktan korkmamaları gereklidir. Bu maddi destekten çok daha önemlidir.

Türkiye’de artış gösteren kanser hastalıkları hangileri? Bu artış kadınlarda mı yoksa erkekler üzerinde mi? Önlemek için bireysel olarak neler yapabiliriz?

Ülkemizde kanser kayıt sistemi yetersiz altyapı nedeni ile bütün illerde yapılamamakta olup Türkiye genelini yansıttığı düşünülen 8 ildeki kayıtlara göre hesaplamalar yapılmaktadır. Sekiz ilimizdeki kayıtlara göre kanser görülme sıklığı 1999 yılından 2005 yılına kadar geçen sürede yaklaşık olarak 3 kat artış göstermiştir. Bu oranda artış çok yüksek olmakla birlikte artışın en önemli nedeni daha fazla kanser hastasının kayıt altına alınmasıdır. Kanser sıklığındaki gerçek artış oranının daha az olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde erkeklerde kanser görülme sıklığı kadınlara göre yaklaşık olarak 1,5 kat daha fazladır. Kanser sıklığı her iki cinste de 40 yaşından sonra belirgin artış göstermektedir. Erkeklerde kanserler içinde en çok akciğer kanseri (yüzde 52) görülmekte olup bunu prostat, deri, mesane, mide ve kalınbağırsak gibi kanserler takip etmektedir. Kadınlarda ise en çok meme kanseri (yüzde 35) görülmekte olup bunu deri, tiroid, akciğer, mide ve kalınbağırsak kanseri takip etmektedir. Kanser ülkemizde kalp ve damar hastalığından sonra ikinci en sık ölüm nedenidir.

Türkiye’de erkeklerde prostat; kadınlarda meme, her iki cinsiyette de akciğer, kalın bağırsak, rektum, cilt, lenfatik ve hematopoietik doku kanserleri artmaktadır. Son yıllarda özellikle gençlerde mide kanseri vakalarına sık rastlıyoruz. Bu da beslenme tarzıyla ilgili olabilir. Önümüzdeki yıllarda da kanserin görülme sıklığında daha da artış olması beklenmektedir. Kanserin önlenmesi için kamusal ve bireysel önlemler alınabilir. Ülkemizde son yıllarda sigara karşıtı ‘Dumansız Hava Sahası Projesi’ kanserden korunmada çok önemli olup bütün vatandaşlarımızın bunu desteklemeleri gereklidir. Ayrıca alkol tüketiminin özendirilmemesine yönelik sınırlamalar da toplum sağlığı açısından önem taşımaktadır.

Kanser tarama programlarının ülke bazında yaygınlaştırılması, halkın bu konuda bilinçlendirilmesi gereklidir. Bireysel olarak yapılacak bazı basit önlemler kanser riskini yüzde 70-80 oranında önler. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmamak.

2. Düzenli egzersiz yapmak (en basitinden haftada 3 gün yarım saatlik tempolu yürüyüş yapmak)

3. Meyve ve sebze ağırlıklı beslenmek (günde en az 5 porsiyon olacak şekilde)

4. Atalarımız doğal ortamda sağlıklı beslenmiş hayvanların, etinden, sütünden ve yağından faydalanmışlar. Günümüzde beslenme uzmanları hakiki tereyağının faydalarına dikkat çekiyor. Ancak, hem etten hem sütünden elden edilen yağdan hem de yine havyalardan elde edilen doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde “sadeyağ” adıyla kullanılan yağlar bir arada ve fazla miktarda kullanıldığında riskli sonuçlara yol açabiliyor. Bu sebeple hayvansal yağ tüketirken dikkatli olmak ve hayvansal yağ tüketimini azaltmak gerekiyor.

5. Özellikle kızartma tüketimini azaltmak (kızartma işlemi hem kızartılan besinde hem de yanan yağda kansere neden olan maddelerin oluşumuna neden olur)

6. Kırmızı et yerine beyaz et tüketimini arttırmak.
7. Kızartma, mangal, döner, fazla tuzlu ve asitli katkılarla üretilmiş turşu, tuzlanmış, tütsülenmiş gıdalar, aşırı sıcak içecekler, yoğun acı tüketiminden kaçınmak.

8. Güneşin yakıcı olduğu saatlerde (11.00-16.00 arası) direk güneş ışınlarına maruz kalmamak.

9. Aşırı kilo alımından kaçınmak

Bu önlemlerin haricinde de şüpheli durumlarda erken tanı ve tarama programlarına katılmak gereklidir.

Kanserde erken tanı ve tarama programı olan kanserleri ve önerileri şöyle sıralayabiliriz:

• Meme kanseri: Ortalama meme kanseri riskine sahip kadınlarda, memenin klinik muayenesine 20 yaşından itibaren başlanması ve 40 yaşından itibaren de risk grubundaki kadınların düzenli mamografi (1-2 yılda bir) çektirmesi önerilmektedir. 20-39 yaş arası kadınlara her 3 yılda bir klinik olarak meme muayenesi yapılması, 40 yaş ve üzerindeki her kadının hekim veya bu konuda eğitim almış hemşire tarafından yılda bir kez muayene edilmesi önerilmektedir.

• Serviks (rahim ağzı) kanseri: İlk cinsel ilişkiden sonra 3. yıldan itibaren ve 21 yaşından sonra mutlaka olmak üzere servikal kanser taramasının başlatılması önerilmektedir. Serviks kanserlerinin PAP smear testi ile erken tanısı konabilmekte ve başarılı olarak tedavi edilebilmektedir. PAP smear testi; servikste kansere dönüşebilecek hastalığı bulunan ya da serviks kanseri için yüksek risk taşıyan kadınları belirleyen bir tarama testidir. 30 yaşına kadar yıllık smear testi önerilmekte; 30 yaşından sonra da arka arkaya 3 normal smear testi gelince de 2-3 yılda bir kontrol önerilmektedir. Buna alternatif olarak 30 yaşına kadar test sonuçları normal gelen kadınlara 3 yılda bir sitolojik tetkikle beraber HPV DNA testi yapılabilir. 70 yaş ve üzerindeki kadınlarda ise, 70 yaşından önceki taramalarında anormallik yoksa serviks kanseri taraması kesilebilir.

 Kalınbağırsak ve rektum kanseri için: 
* 50 yaşın üstünde, risk grubunda yer alan erkek ve kadınlar için aşağıdaki 5 tarama yönteminden en az birisinin uygulanması önerebiliriz;
1. Yılda bir kez dışkıda gizli kan testi,
2. Her 5 yılda bir sigmoidoskopi,
3. Yıllık dışkı testi ve 5 yılda bir sigmoidoskopi,
4. Her 10 yılda bir kolonoskopi (en değerli tarama yöntemidir),
5. Her 5 yılda bir çift kontrastlı baryumlu kalın barsak grafisi çekilmesi.
6. Makattan parmakla muayene; sigmoidoskopi, kolonoskopi veya çift kontrastlı baryumlu grafiyle beraber yapılmalıdır.

 Prostat kanseri için: 50 yaşın üzerindeki ve yaşam beklentisi en az 10 yıl olan her erkeğin yılda bir defa kanda prostat spesifik antijen (PSA) baktırmasını ve makattan muayene yaptırmasını önermektedir. Fakat kişi tarafından makattan muayene istenmez ise sadece PSA tahlili ile izlem yapılabilir. Birinci derece akrabalarından birisinde 65 yaşın altında prostat kanseri hikâyesi olan erkeklerde taramaya 45 yaşında başlanması önerilmektedir. Ailesinde iki tane birinci derece akrabasında (baba ve erkek kardeş gibi ) 65 yaşın altında prostat kanser varsa, daha erken bir yaşta örneğin 40 yaşında taramaya başlanmalıdır.
• Genel kanser taraması
• Genel kanser taraması, rutin olarak önerilmemekle birlikte 20 yaşından itibaren erkek ve kadınlarda tiroid, yumurtalık, lenf bezleri, ağız bölgesi ve cildin muayenesini kapsayan genel muayenenin düzenli olarak yapılmasının yararlı olabileceğine inanılmaktadır. Bu bölgeler gençlerde kanser görülmesinin en sık olduğu bölgelerdir. Kişilere sigara bırakmanın yararları, beslenme, egzersiz konusunda bilgi verilmelidir.

• Diğer kanserler için erken tanı ve tarama programı bulunmamaktadır. Fakat her ülkede en sık görülen kanserler farklılık gösterebileceği için farklı kanserler için tarama programları uygulanmaktadır.

8 Nisan 2010 tarihli Vatan gazetesinin haberine göre, Normal röntgenden onlarca kat fazla radyasyon verilmesine neden olan tomografi çekimlerine İngiliz Sağlık Bakanlığı’ndan yasak geldi. Sağlıklı kişilerin vücut tomografisi çektirmesi yasaklandı. Bakanlığa göre, vücudun maruz kaldığı radyasyon Hiroşima’da atom bombasından kurtulan kişilerdeki kadar! Sağlıklı bireylerin her 5 yılda bir tomografi çektirmesini öneren doktorların bu tavsiyesi üzerine harekete geçen bakanlık tüm vücudu tarayan tomografinin normal bir röntgenden 400 kat daha fazla radyasyon yaydığını tespit edince yasak kararı aldı. Tomografiye sağlıklı giren her 50 hastadan birinin maruz kalınan radyasyon nedeniyle çekim sonrasında kansere yakalandığı belirtildi. Türkiye’de be buna benzer örnekler var mı? Hastalıktan kurtulayım veya korunayım derken kanser riskini göze almak ne kadar doğru?

Tomografi, manyetik rezonans, sintigrafi, PET, mamografi, röntgen gibi görüntüleme yöntemleri arasında risk sıralaması yaparsak nasıl bir tablo ortaya çıkar?

Bir diğer konu ise Mamografi. Türkiye’de meme kanserini önlemek adına pazarlanan “mamografi”, sağlıklı kadınlarda meme kanserine sebep olur mu?

Günümüzde kanserden korunma ve erken tanı amacı ile tomografi çekilmemektedir. Sağlıklı kişilerin 5 yılda bir tomografi çektirmelidir diye bir görüş tarafımızdan da kabul görmemektedir. Yanlış bilinen bir konuda öncelikle bunun bilinmesi gereklidir. Fakat endikasyonu olan bir hastalık olduğu durumlarda tomografi çekilmektedir. Maalesef gereksiz yere tomografi çekilebildiğini biliyoruz. Bu konuda öncelikli olarak hekimlerin, arkasından da toplumun bilinçlendirilmesi gereklidir. Onkolog olarak tomografiyi veya diğer radyolojik yöntemleri sık olarak kullanıyoruz. Hastanın doğru tedaviyi zamanında alması, gereksiz yere ciddi yan etkileri olabilen tedavilerin uygulanmaması gibi tıbbi gerekçelerle radyolojik tetkikleri kullanıyoruz. Burada hastalar da bazen kendileri bir şekilde gereksiz yere tomografi çektirip getiriyorlar. Bu durum sağlık çalışanlarının ve toplumun bilinçlendirilmesiyle farkındalık yaratılarak aşılabilecek bir sorundur.

Mamografi esnasında vücudun maruz kaldığı radyasyon az olup ciddi bir soruna yol açmamaktadır. Fakat tekrarlayan mamografi çekimlerinin az da olsa zararı bulunmaktadır. Bununla birlikte yararının daha fazla olması nedeni ile bu olumsuz yan etki göz ardı edilebilmektedir. Radyasyonun bir defada çok yüksek dozda alınması, tekrarlayan düşük dozlarda alınmasına göre sağlığa çok daha fazla zararı olmaktadır.

Bunu şöyle örnekleyelim. Hiroşima veya Nagasaki’ ye atılan atom bombası sonrası sağ kalan kadınlar patlama esnasında ortalama 35 rad radyasyon almıştır. 55-75 yaş arası yıllık mamografi çektiren kadınlar ise toplam 20 rad kadar radyasyon almaktadır. Kısa sürede 35 rad alanlarda vücudun bu hasarı tamir etme yeteneği daha az olup hastalığa neden olma riski daha yüksek, 20 yıllık süreçte 20 rad alan kadınların bu hasarı tamir etmeleri daha kolay olup hastalığa neden olma riski daha düşüktür.

Ülkemizde en önemli sorun kalitesiz mamografiler nedeni ile filmlerin tekrar çekilme ihtiyacıdır. Bu da ekipman ve sağlık personelinin iyi eğitimi ile aşılabilir.

Radyasyon riski açısından sıralama yaparsak: Ultrasonografi ve manyetik rezonans tetkiklerinin radyasyon riski bulunmamaktadır. Diğerleri de radyasyon riski çoktan aza doğru: PET, tomografi, sintigrafi, mamografi ve röntgen diye sıralanmaktadır.

Günlük yaşamımızda kullandığımız ürünler (gıda, kozmetik, temizlik, ilaç, elektromanyetik radyasyon yayan cihazlar, röntgen-tomografi gibi görüntüleme sistemleri)  arasında, kansere sebep olmaları açısından bir risk sıralaması yaparsak, nasıl bir tablo ortaya çıkar?

Bu konuda şu daha önemlidir diye bir veri bulunmamaktadır. Kanser tek bir nedene bağlı oluşmamaktadır. Birçok nedeninin ortaklaşa geliştirdiği bir süreçtir. Her bir faktör bu sürece belli oranda katkıda bulunmaktadır.

Kanserden korunmak için bu risklere karşı ne gibi tedbirler almamızı önerirsiniz?

Günümüzde insanların gıda, temizlik, kozmetik, zirai ilaçlar, böcek ilaçları, sigara, alkol, hava kirliliği, su, ilaçlar ve daha sayamadığımız çeşitli çevresel faktöre bağlı kimyasal olarak vücuda zarar verebilecek birçok maddeyle karşılaşmaktadır. Son yıllarda doğallığa dönüşün temelinde bu kimyasal maddelere maruziyetin azaltılması isteği yatmaktadır.

Zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, gıdaları mevsiminde tüketmek ve organik olanları tercih etmek, aşırı kilolu olmamak, düzenli egzersiz yapmak, aile hikâyesi olan hastalıklarda ve toplumda genel olan hastalılarda önerilen düzenli kontrolleri yaptırmak, sağlıklı beslenme kurallarını uygulamak (sert kurallar yerine arada kaçamakların yapıldığı esnek kurallar uygulanabilir), sağlıklı ve kaliteli temizlik-kozmetik ürünleri kullanmak, doğaya zararsız ürünlerin tercih edilmesi gibi önlemler alınabilir.

.

Beslenmemize dikkat ederek anti-kanser meyve, sebze ve bitkileri kullanarak kanserden korunabilir miyiz? Hangi meyve, sebze ve bitkiler için anti-kanser diyebiliriz?

.

Öğünlerimizin büyük çoğunluğunu günde en az 5 porsiyon olacak şekilde bitkisel gıdalara ayırmamız gereklidir.Hayvansal kaynaklılar olmak üzere aşırı yağlı gıdalardan uzak durmamız gereklidir.

Alkol alımının azaltılması ve düzenli egzersiz yapılması gereklidir. Özellikle yağdan zengin beslenme kalp ve damar hastalığı dışında birçok kansere neden olabilmektedir. Düzenli olarak alkol kullanılması karaciğer, meme ve kalınbağırsak kanseri gelişme riskini arttırmaktadır. Ülkemizde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde çok sık görülen yemek borusu ve mide kanserleri yoğun acı tüketimi ve doğrudan ateşte pişirilmiş gıdaların sık tüketilmesi ile ilişkilidir.

Turşu, prebiyotik gıdalar sınıfında yer almaktadır. Geleneksel usullerle ve doğal fermantasyon yöntemiyle hazırlanmış turşunun, az miktarda tüketimi bağırsak florası için faydalı olurken,  bunun fazla miktarda tüketimi ayrıca yapay asit ve aşırı tuz kullanılarak yapılan turşuların az da olsa tüketimi mide ve yemek borusu kanserlerine neden olabilmektedir.

Yağda kızartma ve kömürde pişirme işlemleri sırasında da kansere neden olan maddeler açığa çıkmaktadır. Gıdaların ideal tüketimi çiğ, buğulama veya haşlama ile pişirilerek tüketilmesidir.

Meyve ve sebzeler vitamin lif ve yararlı kimyasal maddelerden zengin olup kanserden koruyucudur. Her gün en az 5 bardak su içilmesi de toksinlerin atılması açısından yararlıdır. Lifli gıdalar özellikle kalınbağırsak kanserine karşı koruyucu olup fasulye, meyve ve sebze ve tam tahıl ürünlerinde bol miktarda bulunmaktadır.

Katı meyve ve sebze tüketimi daha yararlı olup renkli gıdalar tercih edilmelidir. Tek tip gıda tüketiminden kaçınılmalı ve farklı gıdalar tüketilmelidir. Sebzelerden koyu yeşil olanlar seçilmelidir. Tüketilen gıdaların doyurucu olması yanı sıra kalori kalori miktarları düşük olmalıdır. Sağlıklı bir beslenmede bitkisel gıdalar, öğünün ≥ 2/3’ ünü hayvansal gıdalar ise öğünün < 1/3’ ünü oluşturmalıdır.

Kırmızı et tüketimi günlük olarak 90 gram ile sınırlandırılmalıdır. Balık veya kümes hayvanları için porsiyon kısıtlaması yoktur ama meyve ve sebze alımını kısıtlamayacak düzeyde tüketilmelidir.
 
Kansere karşı yararlı gıdaların başında sarımsak ve soğan, brokoli ve lahana, domates ve biber, portakal ve limon, kırmızı renkli meyveler, tam tahıl ve fasulye, bitki ve baharatlar, yeşil çay gelmektedir.

Keklikotu meme, yumurtalık ve rahim kanserlerine karşı, zerdeçal prostat, kalınbağırsak ve cilt kanserine karşı, biberiye meme, akciğer ve cilt kanserine karşı koruyucu olabilir.
 
Zencefil antioksidan ve iltihap giderici özelliklere sahip yararlı gıdaların başında gelmektedir.

Yulaf ezmesi, kahverengi pirinç, bakliyat ve tam buğday ekmeği gibi diğer bitkisel gıdalardan da tüketilmesi gereklidir. Yemeklere baharat ve şifalı bitkiler katılabilir. Kalori alımını azaltmak için sos, yemek sosu ve salata sosunun tüketimi sınırlandırılmalıdır.

Kilo artışı veya şişmanlık kanser riskini arttırır (meme, kalınbağırsak, rahim ve böbrek kanseri gibi). Bu nedenle kilo alımından ve aşırı kilolu olunmasından kaçınılmalıdır.

Kanser tedavisinin, şifalı bitkilerin tıbbi tedavi amacıyla kullanılması yoluyla yapılmasının hiçbir bilimsel fitoterapi (bitkilerle tedavi) otoritesi tarafından kabul edilmediğine dikkati çeken Sezgin, ancak yayımlanan makale ve araştırmalarda, fitoterapik ürünlerin, kemoterapi, hormonal tedavi veya radyoterapi gibi kanser tedavilerinin yanında kullanıldığının belirtildiğini anlattı.

Sezgin, birçok çalışmanın ilaç-ilaç etkileşimi olduğu gibi ilaç-bitkisel tedavi arasında etkileşim olabildiğini ve tedavinin etkinliğini bozabildiğini gösterdiğini vurgulayarak, bu nedenle kanser tedavisini takip eden onkoloji veya hematoloji uzmanının, alternatif tıp yaklaşımları ile ilgili bilgi sahibi olması gerektiğini kaydetti.

.

Bitkiler ve etkili olduğu kanser türleri

.

Aloe veranın, hücre, hayvan ve insan çalışmalarında bağışıklık sistemini düzenleyici etkilerinin bulunması nedeniyle cilt kanserlerinden korunmada yararlı olabileceği düşünülüyor.

.
Arı poleni, akciğer, beyin, kalın bağırsak, lösemi, malign, melanom, meme ve prostat kanserinde etkili. Ayrıca akciğer kanserine karşı koruyucu.

.
Biberiye, akciğer, cilt, kalın bağırsak, lösemi ve meme kanserine karşı koruyucu.

.
Karayılan otu, prostat kanserinin tedavisinde etkili.

.
Brokoli, idrar yolları ve idrar torbası, kalın bağırsak ve meme kanserleri ile mücadelede etkili aynı zamanda bu kanserlere karşı da koruyucu.

.
Buğday çimi, meme kanserinde etkili.

.
Cezayir menekşesi, çeşitli organ kanserleri, lenfoma ve löseminin tedavisinde yardımcı. (Ancak, doktor kontrolü dışında kullanılmaması gerekir. Zararlı yan etkiler yapabildiği unutulmamalı)

.
Çemenotu, kalın bağırsak, karın zarı, kemik, lösemi, meme kanserinin tedavisinde etkili.

.
Çörekotu, akciğer, baş-boyun, kalınbağırsak, karaciğer, karın zarı, lösemi, lenfoma, meme, pankreas, prostat, yumuşak doku kanserlerinin tedavisinde yardımcı.

.
Devedikeni, akciğer, baş-boyun, idrar yolları ve idrar torbası, kalın bağırsak, prostat kanserine karşı etkili.

.
Dut, kanser hastalarına destek gıda olarak dikkati çekiyor. Beyaz, kara ve kırmızı dut, yüzyıllardır geleneksel Çin ve Japon tıbbında kullanılıyor.

.
Ekinezya, kalın bağırsak ve pankreas kanserinde etkili.

.
Greyfurt, kansere karşı koruyucu etkisi var. Ancak son yıllarda yeni anlaşılan greyfurt-ilaç etkileşimleri unutulmamalı.

.
Isırganotu, prostat kanserinde etkili.

.
Karahindiba, kalınbağırsak, karaciğer, lösemi, malign melanom, meme ve rahim kanserinin tedavisinde yardımcı olabileceği düşünülüyor.

.
Keten tohumu, kalınbağırsak, malign melanom, meme ve prostat kanserinde etkili.

.
Kızılcık, akciğer, baş-boyun, kalınbağırsak, karaciğer, meme, prostat, yemek borusu ve yumuşak doku kanserlerinde etkili.

.
Kudret narı, baş-boyun, cilt, idrar yolları ve idrar torbası, lenfoma, lösemi, malign melanom, meme ve prostat kanserlerinde etkili.

.
Nar, baş-boyun, kalınbağırsak, lösemi, meme ve prostat kanserlerinde etkili. Narın, ayrıca kansere karşı koruyucu etkisi var.

.
Ökseotu, akciğer, baş-boyun, karaciğer, karın zarı ve meme kanserinde etkili.

.
Sarımsak, meme kanserinde etkili. Sarımsak, ayrıca kalınbağırsak, mide ve prostat kanserlerine karşı koruyucu etkisi bulunuyor.

.
Üzümün, kansere karşı koruyucu etkisi var. Günümüzde üzüm çekirdeği ve kabuğunda bulunan kimyasal maddelerin kuvvetli antioksidan olduğu gösterilmiştir. Üzümde bulunan kimyasal maddelerin, kanser, kalp-damar hastalığı, santral sinir sistemi hastalıkları üzerine koruyucu ve tedavi edici özellikleri olduğu saptanmıştır.

.
Yabanmersini, kalınbağırsak ve lösemide etkili.

.
Yeşil çay, akciğer, baş-boyun, beyin, kalın bağırsak, karaciğer, lenfoma, lösemi, malign melanom, meme ve prostat kanserinde etkili. Siyah çayın fermente edilmemiş hali olan yeşil çayın ayrıca, kansere karşı koruyucu özelliği bulunuyor. Hem siyah hem de yeşil çay bol miktarda antioksidan madde içeriyor. İçinde polifenoller daha yüksek oranda olduğu için yeşil çay, siyah çaydan daha faydalı. Yeşil çay, kuvvetli antikanserojen, antioksidan ve kilo kaybettirici bir besin maddesi. Yeni yapılan bir çalışma, yeşil çay ve üzüm ekstraktlarının (Kurutulmuş bitkilerden, özel yöntemler kullanılarak elde edilen, ilaç ham maddesi olarak da kullanılan bitki özleri), kansere karşı birbirlerinin etkilerini artırdığını ortaya koydu.

.
Zencefil, akciğer, kalın bağırsak, karaciğer, lenfoma, lösemi, malign melanom, meme, mide, pankreas ve yumurtalık kanserinde etkili. Zencefilin kanser hücrelerine etkisiyle ilgili laboratuvar çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalarda, zencefilin akciğer, kalın bağırsak, malign melanom, meme, mide, karaciğer, pankreas, yumurtalık kanseri ile lösemi ve lenfoma hücrelerini öldürdüğü saptandı.

.
Zerdeçal, baş-boyun, cilt, idrar olları ve torbası, kalın bağırsak, meme, mide, pankreas ve rahim ağzı kanserinde etkili. Yeni yapılan çalışmalar, zerdeçalın normal olmayan hücrelerin ve kanser hücrelerinin çoğalmasını engellediğini ortaya koydu. Zerdeçalın, özellikle kanser hücrelerinin yaşamasını sağlayan enzimin aktivitesini azalttığı belirlendi.”



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.