20 Ağustos Pazar
hava durumu

Maranki’ye göre hiç hasta olmamak mümkün! Peki nasıl?

Maranki’ye göre hiç hasta olmamak mümkün! Peki nasıl? HİÇ HASTALANMANIN YOLU  Ahmet Maranki’ye göre hiç hasta olmamak mümkün! Peki nasıl?   Üç kızının da hiç...
Bu Haber 3 Nisan 2013 00:19 Yayınlandı

HİÇ HASTALANMANIN YOLU


 Ahmet Maranki’ye göre hiç hasta olmamak mümkün! Peki nasıl? 

 Üç kızının da hiç hasta olmadığını söylüyor Prof. Ahmet Maranki, “Allaha şükür” demeyi de ihmal etmeden… Tabii ki her şeyi Allah’a havale etmiyor. O, yüzlerce yıldan beri süzülüp gelen ve bağışıklık sistemini güçlendiren tavsiyelerde bulunuyor. Tavsiyelerinde iddialı; “Doğal beslenir, doğal yaşarsanız, hiç hasta olmamanız mümkün” diyor. Domuz gribinden tutun da kansere kadar…

* Hocam hedefimiz, hastalıklardan korunmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmek. Temel olarak ne yapmamız lazım?

En temel amaç vücutta oluşan toksinleri atmaktır. Dolayısıyla kanı temizlemektir. Bir insanın kanı temizlenirse, kanın içinde mikroplarla savaşan askerler tam olursa, o askerler bedeni korur. Yani kanınız tam olursa, içindeki muhafızlar tam olursa; ne saçınız dökülür, ne gözünüz görmemezlik yapar, ne tiroidiniz olur, ne kalbiniz tekler, hiçbir organınızda bir arıza olmaz. Eğer bunlar oluyorsa da, sebebi bağışıklık sisteminin düşmesidir.

* Öyleyse konuşmaya oradan başlayalım mı? Bağışıklık sisteminin düşmesinin sebepleri neler?

Birinci sebep, serbest radikallere maruz kalmamızdandır. Serbest radikaller, bağışıklık sistemine saldıran moleküllerdir. Antioksidanlar da bu serbest radikallerin etkilerini nötralize eden; kanser, kalp hastalıkları ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonları engelleyen moleküllerdir. Serbest radikal oluşumuna, sigara, pestisitler, çözücüler, petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, hatta yiyeceklerde bulunan bazı bileşikler neden olur. Artı aldığımız besinlerin organik olmaması, suni olması, geni değiştirilmiş olması, yanlış gübrelemelerin olması, zamanında yenmeyen meyve-sebzeler, bunlar kurutulurken veya konsantre hale getirilirken kullanılan emilgatörler nedeniyle de serbest radikaller oluşur ve bu yüzden bedenimizin bağışıklık sistemi düşer. İkincisi de elektromanyetik dalgalar; cep telefonu, bilgisayar, televizyon, uydu yansıtıcıları, evimizdeki çamaşır makinesi, buzdolabı, saç kurutma makinesi. Bütün bunlar da bağışıklık sistemimizin düşmesinde etkilidir. Mesela şimdi uçaktan indik, büyük bir basınç yedik, iki gün kendimize gelemeyiz. İşte, bütün bunların yaydığı manyetik alanlar da bedenimizdeki hücrelerimizi bloke ediyor. Demin saydığımız olumsuzluklar da hücrelerimizi bloke ediyor.

Bazı çaylarda hâlâ radyasyon tespit ediyoruz

* Nasıl bloke ediyor?

Hücre, dışarıdan gelen yabancı bir maddeye karşı kendini koruyor. Hormonlu, kocaman, geni değiştirilmiş bir muz düşünün. Alıyorsunuz, yiyorsunuz bu meyveyi, hücre hemen kendini kapatıyor. Ölmemek için, yok olmamak için… O zaman da bağışıklık sisteminiz düşmüş oluyor. Artı, hem teknolojik radyasyon var, hem de topraktan ve çevreden aldığımız radyasyon var. Çernobil patlayalı kaç yıl oldu, ama hâlâ etkilerini görüyoruz. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum, Karadeniz ve diğer yerlerdeki kanser türü hastalıklardaki artışı ve radyasyonun suyla bütün dünyamıza nasıl yayıldığını biliyoruz. Mesela Akdeniz bölgesine… Onun için biz ıhlamur içiyoruz, siyah çay içmiyoruz.

* Gerçekten çay içmiyor musunuz?

Hayır. Maalesef bazı çaylarımızda biz yine radyasyon tespit ediyoruz.

* Nasıl, ölçüm mü yapıyorsunuz?

Tabii yapıyoruz. Şu an elimizdeki teknoloji radyasyon ölçmek için müsait. Mesela, bizim Avrupa Birliği’nden onaylı, vücut tarama cihazlarımız var. Bu cihazlarımızla 36 organınızı tarayıp 36 bin detay verebiliyoruz size. Aralarında radyasyon da var. Böyle gelişmiş teknolojilerle bedeninizin bağışıklık sisteminin düşüp düşmediğini de görüntüleyebiliyoruz. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan onaylı, TSE belgeli bu ürünlerin patentleri bize ait. Bu ölçümleri Kozmik Yaşam Merkezi’mizde yapıyoruz.

Kötü düşünce ve öfke insanı zehirler, hatta öldürür

* Aslında bizim de bu söyleşiyi orada yapmamız gerekiyordu ama…

Tabii… Sizi oraya davet edeceğiz, göstereceğiz. Demek ki bağışıklık sistemi bir “Serbest radikal” dediğimiz dışarıdan aldığımız olumsuz etkenlerle, besinlerle, radyo dalgalarıyla, manyetik alanlarla bozuluyor; bir de olumsuz düşünceler, kötü haberlerle… Kötü düşünce ve öfke asit karbonlu hava gibidir, insanı öldürür ve zehirler.

* Yani bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için hep olumlu düşüneceğiz öyle mi?

Evet. Çekim Yasası dediğimiz bir yasa var, Yaşam Enerjisi kitabımda bunu işledim ve 400 bine yakın baskı yaptık. Kozmik bilimi anlatan, ana kitaptır bu. Sonraki bütün kitaplarımız bunun içinden birer cüz olarak çıkmıştır. Düşünce çok önemli. Güzel göreceksiniz, güzel düşüneceksiniz ve hayatınızdan lezzet alacaksınız. Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen de hayatından lezzet alır. Bunun muhalifi, insanı zehirler, köşelerini bloke eder, kapatır içine, intihara kadar götürebilir insanı. Bu çok önemli… Bunlar olmuştur, vakadır. Çekim Yasası’na göre, “Ben iyiyim” derseniz, iyi olursunuz. “Eyvah, hasta mıyım?” dediğiniz an, dışarıdaki kötü enerjiler sizin hücrelerinizi bloke etmek üzere üzerinize çullanabilir. Bunların hepsi bilimseldir. Hücreleri bloke eden, bağışıklık sistemini düşüren etkenlerin arasında hava, su ve toprak da çok önemli… Su artık 50 yıl önceki su değil. Hava 50 yıl önceki hava değil.

* Kitabınızda “Akan su için” diyorsunuz… İyi de nasıl?

Tabii, kaynaktan çıkan suyu içeceksiniz. Mutlaka su alkali olmalı. PH’sı 6-7-8 olmalı.

* İyi de içtiğimiz tüm sular plastik şişelerde satılıyor.

Asla tavsiye etmiyoruz onları. Biz sularımızı alkali yapıyoruz. Cihazlarımız var, koyuyoruz suyu, PH’ı 9’a çıkıyor. Bu aleti alacaksınız. Plastik şişelerde satılan suyun bir-iki-üç gün içinde öldürücü birtakım etkileri olduğunu sanmıyoruz. Ama çok uzun süreli güneşe maruz bırakıldığı zaman plastiğin zarar verebileceğini düşünüyoruz, araştırılması lazım diyoruz. Artı, bunun dışında hava da kirlendi. Çünkü su ve havadır esas ihtiyacımız. Bizim ayrıca hava temizleme cihazımız var; 1200 rakımlı hava veren cihazlar ürettik. Yani Maranki sadece konuşmuyor, bunun karşılığını da veriyor.

Neden?

Neredeyse her gün bir TV kanalında görüyoruz onu… Her katıldığı program reyting patlaması yapıyor. İnternet sitesi günde 1.5 milyon kez tıklanıyor. Kitapları piyasaya çıktığı gün izdiham yaşanıyor. Bugüne kadar yazdığı 5 kitabın toplam satış rakamı 1 milyonu geçti. Bir o kadar da korsanı satılmış. Konferanslarında iğne atsanız yere düşmüyor. Bir özelliği daha var Prof. Dr. Ahmet Maranki’nin, onun her etkinliğinde Türkiye’den her kesimi bir arada görebiliyorsunuz. Laiği de, dindarı da sağlık üstüne söylediği her sözü merakla bekliyor.

Peki nasıl oluyor da tıp eğitimi almamış bir kişi, sağlık konusunda halk nezdinde bu denli itibar görüyor? Aslında Maranki, yüzlerce yıl öncesinden bugüne kadar süzülüp gelen tıp biliminin temel bilgilerini esas alıyor, günümüze uyarlıyor. Referans kitaplarının ilki Kuran, ikincisi ise İbn-i Sina’nın ’El-Kanun fi’t-Tıb’ kitabı… Bunların üzerine yıllarını geçirdiği Azerbaycan’da, Rusya’da ve ABD’de sağlık üzerine aldığı eğitimleri de ekliyor. “Her kuş iki kanadıyla uçar” diyor Maranki: “İşin hem maddi hem de manevi tarafı var. Ben, sağlık konusunda bilimle dini bir araya getirdiğim için başarılı oldum!”

Maranki’nin tüm önerileri hastalıkları önleyici hekimliğin temelleri üzerine şekilleniyor. Onun amacı, hastaneye düşmeden sağlıklı kalmanın yollarını anlatmak. Bunun yolu ise doğal yaşamaktan geçiyor. Beslenmeden tutun da giydiğiniz giysinin rengine kadar… Bu kadar hayattan olunca tavsiyeler, tabii ki ilgi de o kadar yoğun oluyor.

Genel Yayın Yönetmenimiz İsmail Yuvacan, “Maranki ile bir röportaj yapsana” dediğinde hemen telefona sarıldım. “Tamam” dedi asistanları, ama buluşmak hiç de kolay olmadı. Ancak Alanya’daki imza gününde bir boşluk yakalayabileceğim söylendi, foto muhabiri arkadaşım Barış Acarlı ile atladık uçağa gittik, ama o boşluğu bile yakalayamadık. “İstanbul’a dönerken, uçakta konuşalım” dedik, o da olmadı. Bırakın onu, bir fotoğraf çekmeye bile vakit bulamadık. Sağolsun, tüm yorgunluğuna rağmen, uçaktan indik ve Bakırköy- Osmaniye’de açık bulabildiğimiz bir kafede gecenin 11’inde başlayabildik söyleşiye. Geceyarısı saat 1’e kadar sohbet ettik. Yetmedi, bir kez daha buluşmaya karar verdik, kurucusu olduğu Kozmik Yaşam Merkezi’nde, beden temizliğinin detaylarını dinlemek için. Ama maalesef ona da vakit bulamadı. Öylesine yoğundu ki… Zaten her akşam ve her sabah onu TV’lerde izliyordum. Neyse ki asıl meseleyi konuşmuştuk. Grip salgınından ve diğer bütün hastalıklardan korunmak için bağışıklık sistemini nasıl güçlü tutabileceğimizi tüm ayrıntılarıyla anlatmıştı. Ne yazık ki ben şu anda gribim, bağışıklık sistemimi korumak için bugüne kadar bir şey yapmadığımdan. İşin garibi o gece kafede yüzüme bakıp, “Sizin bağışıklık sisteminiz zayıf. Gelin de bir bakalım” demişti Maranki… Oysa ben kendimi gayet de sağlam hissederken! Şu gribi atlatayım, bir kez daha buluşacağım Maranki’yle… Siz ise bu söyleşiyi okur okumaz, püf noktalarını uygulamaya bakın!

Halı sahalar kalp krizine sebep olabilir

* Bağışıklık sistemini güçlendirmede sporun yeri ne peki hocam?

İyi ki hatırlattınız, kapalı, yeraltındaki spor salonlarında yapılan sporlar da bağışıklığı düşürüyor. Hava temiz olmadığı için, kirli hava solunduğu için, beden çabuk yoruluyor.

* Oysa otoban kenarında koşanları bile görüyoruz. Egzoz dumanları arasında…

Maalesef belediyelerimiz yol kenarlarına yürüyüş batları yapıyor; bol bol karbonmonksit alıyorsunuz. Karbonmonoksit de insanın bağışıklığını düşürür. Artı top oynuyoruz değil mi, hareket, aktivite yapalım diye… Yeşil çim sahalar kaldırıldı, yerine plastik sahalar konuldu. Acaba bunlar kalp krizlerine sebep oluyor mu?

* Halı sahalar mı?

Evet… Artık her yerde var. İyi de nasıl topraklıyorsunuz siz bedendeki enerjiyi? Toprak yok! Yerdeki plastikten tekrar geri dönüyor vücuda enerji. Acaba plastik çimden sahalar taşikardiye sebep olabilir mi, kalp çarpıntısını, kalp krizlerini artırabilir mi? Bunların da araştırılması lazım. Biliyorsunuz ben aynı zamanda judo, tekvando ve shiatsu hocasıyım. İstanbul Güreş Kulübü’nde çalışmalarım var. İyi bir sporcuyum, bu konuları çok iyi biliyorum. Bunları, kesinlikle yanlış ve eksik şeyler olarak görüyorum. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olduğunu da sanmıyorum, yok.

* Kalp krizi demişken, geçen hafta ikinci sınıf öğrencisi 7 yaşındaki bir kız çocuğu kalp krizinden öldü. Sözlüye kalkıyor, 50’ye kadar ikişer ikişer sayacak… Başlıyor saymaya ama heyecanlanıp kalp krizi geçiriyor… Eskiden minicik çocuklar kalp krizi geçirmezdi. Neden böyle oluyor sizce?

Bir kere kesinlikle çocukların, ucuz şekerlerle, patates ve mısır cipsleriyle, konsantre ürünlerle, çikolatalarla, bazı bisküvilerle beslenmesi çok sakıncalı. Neden? Çünkü çocukların tabii beslenmesi lazım. Bir bisküvi yediğimizde onu dişimizden çıkarmak için 5 dakika uğraşıyoruz değil mi? Acaba bu mide silyalarımızın üzerine ne yapıyor? Yıllarca çocuklarımıza bebe mamaları yedirildi. Etkileri neler oldu? Bunların hep araştırılması lazım.

Her tür gribe karşı yatmadan önce bir

DİŞ sarımsak YUTUN

* Prof. Ahmet Rasim Küçükusta, ‘En etkili grip ilacı sarımsak’ demişti…

Kesinlikle. Sarımsak ve soğan doğal antibiyotiktir. Çok fazla tüketmek gerekir. Oysa toplum olarak ilaçlara bağımlılığımız var. Boğazlarımız biraz kızarınca veya biraz öksürünce gelişigüzel antibiyotik alıyoruz. Bu antibiyotikler de balgamı söktüremez, mikrobu vücuttan çıkaramaz. Üstelik zamanla vücutta bu ilaçlara karşı direnç gelişir. Bu yüzden doğal antibiyotikleri kullanmalıyız.

* Peki nasıl?

Elmas Maranki: Yarım litre kaynatılmış ve soğutulmuş suyun içine, kabukları soyulmuş bir baş sarımsağı ve yarım limonun kabuğunu dilim dilim doğrayıp atın. Kavanozun kapağını kapatıp karanlık bır ortamda 4 gün bekletin. Alimünyum folyoyla sararak ışık almasını engelleyebilirsiniz… Sonra içinden posasını alın. Kışa girerken ya da kış aylarında bu doğal antibiyotiği yemeklerden önce 1 yemek kaşığı tüketmenizi öneriyoruz. Dışarıdan gelen mikrop ve virüslere karşı çok etkilidir. Hiç bir yan etkisi de yoktur.

SİVİLCELERDEN NASIL KURTULURSUNUZ?

Ahmet Maranki: Sarımsağı beden temizliği için çok sık tüketmeliyiz. Çünkü bileşiminde iki kuvvetli antibiyotik maddesi, A, B, C gibi vitaminler, bol iyot ve kükürt bulunur. Sarımsağın insan sağlığına en önemli tesiri, canlılık vermesidir. Kuvvetli mikrop öldürücü özelliğiyle, vücudu çeşitli hastalıklara karşı korur. Grip, tifo, difteri gibi salgın hastalıklarda çok yararlıdır. Sarımsak ayrıca hazmı kolaylaştırır. Bağırsaklarda zararlı mikropları öldürerek, vücudun zehirlenmesini önler. Kansere karşı koruyucu özelliği vardır. Kabızlığı giderip, bağırsaklardaki çeşitli solucanları yok eder. Yüksek tansiyona şifadır. Damar sertliğini giderir, kanı sulandırır ve temizler. Sarımsak en ince damarları dahi temizler ve oralara kadar kan gitmesini sağlar. Kalp adalelerini kuvvetlendirir, kalp ağrılarını zamanla geçirir. Akciğer ve bronşları dezenfekte eder. Ateş düşürür. Ses kısıklığına uğrayanlara da sarımsak tavsiye edilir. Ama tüm bu özelliklerden faydalanmak için sarımsağı uzun süreli kullanmak gerekir. Ayrıca ergenlik sivilcelerinin üzerine sarımsak olduğu gibi sürülürse, yara izi bırakmadan sivilceleri yok eder. Ezilmiş sarımsak, lapa halinde yaraların üzerine konulursa antiseptik görevi yapar.

* Hiç yan etkisi yok mu sarımsağın?

Var. Emzikli kadınlar sarımsak yediklerinde, sütle çocuğa geçer ve çocuklarda karın ağrısı yapabilir.

* Peki ya kokusu ile nasıl başa çıkacağız?

Kokmak istemiyorsanız ezmeden yutun. Her gece yatmadan bir diş yeterli.

Elmas Maranki: Mide ve bağırsağında sorun olanların ağzı çok kokar. Eti çok tüketenlerin ağzı kokar. Ağzında aft çıkanlarda ağız kokusu olur. Virüs vardır çünkü. Ama sarımsak onları da yok eder.

BASUR TEDAVİSİ İÇİN BOL BOL SOĞAN YİYİN

* Peki ya soğan?

Soğanda bol miktarda A, B ve bilhassa C vitamini, fosfor, iyot, kükürt gibi vücuda çok yararlı, besleyici maddeler, antibiyotik vazifesi gören esanslar ve hazım artırıcı maddeler bulunur. Soğuk algınlıklarına karşı bedeni korur. B vitamini yönünden zengin olduğu için de yorgunluğu giderir, bedene canlılık verir. İştah açıcı özelliği olan soğan, idrar yoluyla vücutta birikmiş su ve üreyi dışarı atar. Damar sertliğini önler, kilo verdirir, şişmanlığı önler. Böbrek taşını ve kumunu döküp, yeniden teşekkül etmesini önler. Sinirleri teskin eder, zihin yorgunluğunu, uykusuzluğu giderir. İktidarsızlığı önler, bronşları çalıştırır, öksürüğü söktürür. İçerdiği bol miktarda kükürt ve iyotla kan pisliklerini temizler. Böylece cildin taze kalmasını, sivilcelerin geçmesini, egzamaların zamanla iyileşmesini sağlar. Gıdaların bağırsaklarda kokuşup, vücudu zehirlemesini önler. Vücudu dinçleştirir. Çeşitli hastalıklar yanında kansere karşı da vücudun korunmasını sağlar. Dolama ve arpacıklarda iltihapların boşalmasına yardımcı olur. Basurun tedavisi için de bolca soğan yenmelidir.

* Peki nasıl, ne miktarda?

Elmas Maranki: Prostat iltihabı ve bağırsak kurtları için her gece 1 litre suda 1-2 soğan sabaha kadar bekletilerek, sabah aç karnına içilir.

* Soğanın yan etkisi var mı?

Bilinen ciddi bir yan etkisi yok. Ancak yemeklere katılan soğan yağda yakılmamalıdır.

 

Hocam, dün bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için doğal beslenmenin önemini anlattınız. Peki başka nelere dikkat edeceğiz?

Hangi yemek, gün içinde ne zaman yenir, bileceğiz. Yemek yemenin zamanı var. Ayrıca “7-8 defa yemek yiyin” diyenlere ben katılmıyorum. Sağlıklı yaşamak için yenmesi gereken öğün sayısı 2’dir.

Kaç yaşından itibaren?

Yetişkin insanlar için hep aynıdır bu. Tabii iki öğün arasında meyve, günde bir avuç kuruyemiş ve çaylar hariç… Ayrıca her gün bir çeşit yemek, bir hafta bir daha onu yememek bedeni korumanın en iyi yoludur. Haftada bir gün yemek yememek, sadece sıkılmış taze meyve suyu içmek de çok faydalıdır. Hastalıkların kökü tokluk, devanın aslı açlık olduğu tecrübeyle sabittir. Açlıktan ölenlerle tokluk hastalığından ölenlerin oranı kıyas kabul etmez. Yemekte edep, acıktıktan sonra yemek ve doymadan önce yemekten el çekmektir. Yemeğin ölçüsü ise midenin üçte birini yemek, üçte birini su, üçte birini ise havaya ayırmaktır. Ayrıca sabahleyin katı şeyler asla yenmemeli, sulu şeyler girmeli metabolizmaya. Ama tabii sizin sabahınız kaç?

Kabız olan insan sağlıklı değildir

9-10…

Hayır. Bizim sabah dediğimiz güneş doğduğunda… Siz, o saatlerde, öğleye doğru katı yiyebilirsiniz. Ama sabah kalktığınızda katı yemek yememeniz lazım.

Neden?

Elmas Maranki: Mide ve bağırsakları sıvı ile yıkayıp temizlemek, bir sonraki öğüne hazırlamak için…

Sıvıdan kastınız nedir?

Meyve suları, tabii bir su… Limonlu bir su, elma sirkeli bir su, ballı bir su… Bunlar yağların yakılmasında, toksinlerin atılmasında faydalıdır. Sabah kalkar kalkmaz içerseniz metabolizmanızda çok büyük rahatlıklar olur.

Peki bu sıvıları kahvaltı niyetine mi alıyoruz?

Hayır, ilk kalktığınızda… Maalesef bugün insanların kalkma ve uyuma saatlerinden dolayı da bağışıklık sistemleri düşüyor. Bunun altını çiziyorum…

Elmas Maranki: Organlarımızın da çalışma saatleri var. Midemizin aktif çalışma saati 7 ila 9 arasıdır. Dikkat edin, bu saatlerde midenizden sesler, bağırsaklarınızdan hareketler gelmeye başlar. O saatte kahvaltı ettiğiniz zaman hakikaten mide-bağırsak fabrikası çok iyi çalışır ve defekasyonu da çok rahat yaparsınız. Bugün hastalıkların büyük çoğunluğunda altta mide ve bağırsak problemi var. Kabızlık problemi var. Kabız olan insan, sağlıklı insan değildir. Kabız olan insanda önce safra kesesi, karaciğer rahatsızlıkları, kan yağlarında yükselmeler, yüksek tansiyon olur ve arkadan da daha farklı rahatsızlıklar gelir. Migren gibi, reflü gibi..

Ölüm bağırsaklardan başlar denir…

Doğru. Hastalıkların başlangıcı bağırsaklardandır. Bağırsaklar çalışmadığı zaman toksinlerin yüzde 98’ini atamazsınız. Terle, idrarla, birtakım yollarla da atıyorsunuz ama asıl bağırsaklarla atmanız lazım. Bağırsaklarımızda ortalama olarak 5 kilo dışarıya atılmamış dışkı bulunur. Bu da kan dolaşımımızın ve tüm vücut sistemimizin zehirlenmesine neden olup, bizi hasta eder. Bu durum hiç temizlenmeyen bir soba borusunun kurumuna benzer, protein ve karbonhidrat içeren besinlerden geriye kalan atık maddeler zamanla katı hale gelerek vücutta tıkanmalara neden olur. Kabızlığın da sebebi, yediğimiz gıdalar ve yeme saatleridir.

O tıkanıklığı açmak için öncelikle yeme içme saatlerimize dikkat edeceğiz, başka?

Sebze ve meyve ağırlıklı ve bunların da doğal olanıyla beslenirsek bir sorun olmaz.

Gece 23.00-01.00 arası hiç yemek yemeyin

Mide ve bağırsakların en iyi çalışma saati sabah 7 ila 9 arasıdır dediniz. Peki ya diğer saatler hangileri?

Ahmet Maranki: Bir de akşam ezanı okunduğu zaman yemeğinizi yiyeceksiniz. Allah orucu emrederken, iftarı akşam ezanında vermiştir, yatsıda değil. Biz buna uyacağız, diyetisyenin dediğine değil. Biz, bizim programımızı yapana uyuyoruz. Bizim programımızı Allah yapmıştır. Allah da iftarla akşam ezanında yemek yememizi, sonra yemememizi söyler. Zaten 23.00-01.00 arası safra kesesi saatidir. Bu saatte yemek yiyenin safrasının temizlenmesi mümkün değil. 01.00-03.00 arası da karaciğerin temizlenme saati. Bu saatlerde de kesinlikle uyumanız lazım. Siz o saatte yemek yiyip, televizyon seyrediyorsanız sağlıklı olamazsınız.

“Çok yiyen çabuk ölür” diyorsunuz… “Günde iki öğün ve tek çeşit yiyin” diyorsunuz…

Evet, günde bir çeşit gıda. Sadece karbonhidrat mesela.

Ne yiyeceğiz o gün? Sadece makarna mı?

Yüzde 90 makarna ya da pilav, yüzde 10 sebze yenebilir. Ya da yanında yoğurt mesela. Ama yüzde 50-50 yiyemezsiniz. Karbonhidratla proteini karıştıramazsınız.

Neden?

Eti yediniz diyelim, et çok sert ve asitik bir besindir. Onu parçalamak için midenin salgıladığı asidin derecesi 10’dur. 10 asit gönderiyor mide, eti parçalamaya başladı. Siz arkadan makarna ya da patates yediniz, hep yeriz ya, etli patates, etli makarna, makarna ile patatesin asit dereceleri ise 2’dir. Bu durumda çok fazla asit hücum eder mideye ve vücutta asit ortam meydana gelir. Bu ortam da hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar.

Et yemeyelim mi?

Az yiyin. Haftada bir gün keçi ya da kuzu eti yenebilir. Etle sebze ya da salata yiyebilirsiniz. Yenmeyecekleri tam yüzde 50 yapamazsınız. Yavuz Sultan Selim’in kabrine gidin, “Yavuz ömrü hayatında her gün bir çeşit yemek yemiştir” der.

Bilmiyordum bunu…

Neden böyle yapıyor? Cihan padişahı, her şeyi yiyebilir ama sağlık için böyle yapıyor. Ve sağlıklı beslendiğinden güzel enerji yaydığı için de belki Allah’ın halifesi oluyor.

Kabak çekirdeği mucizesi

’Şifalı Bitkiler’ kitabınızda kabak çekirdeğinin mucizevi bir kuruyemiş olduğunu söylüyorsunuz…

Evet. Kabak çekirdeği çoğumuzun bilmediği bir sağlık kaynağı… Bir kere ciddi bir bağırsak kurdu düşürücüsü. Tuzsuz tüketildiğinde çok hızlı ve etkili bir şekilde tenyaların dökülmesine neden oluyor. Bunun için çocukların 40 gram, büyüklerin 100 gram tuzsuz kabak çekirdeği yemesi yeterli.

Aç karnına mı? Kaç gün?

Sabahları ya da akşam yatmadan aç karnına yenecek. Parazitler temizleninceye kadar…

Peki başka neye iyi geliyor?

Kabak çekirdeğinin asıl mucizesi iyi huylu prostat büyümesi (BPH) ile ilgili. Şu an kabak çekirdeğinin BPH’ı azalttığı, hatta önlediği tıbben kanıtlanmış ve kabul görmüş durumda. Yine BPH ile bağlantılı ortaya çıkabilecek idrar yolları bozukluklarına da faydalı. Bu fayda kabak çekirdeğinin içindeki phystosterin denen bir madde sayesinde oluyor. Ayrıca kabak çekirdeği, kalın bağırsak kanseri riskini azaltıyor.

Gençleştirip güzelleştiriyor!

İçerdiği E vitamini ile hücre zarının okside olarak bozulmasını önlüyor. Bunun önemi şu; sağlıklı hücreler kanserde önemli rol oynuyor. Yine E vitamini geç yaşlanmamızı ve yaşlılığımızı genç gibi geçirmemizi sağlıyor. Lifli gıda olduğu için kabızlık sorununu ortadan kaldırıyor. Su tutup şişerek tokluk hissi veriyor. Bu sayede hem bağırsaklar normal çalışıp sıkıntı yaratmıyor hem de diyet yapmış oluyorsunuz. Ama en önemlisi antioksidan özelliği; kabızlık önlenince, kanser yapan maddeler bağırsaklarda daha az kalıyor bu da kanser riskini azaltıyor.

Bitmedi, bir bardak kabak çekirdeği günlük çinko, demir ve E vitamini ihtiyacımızın tamamını, yarım bardak kabak çekirdeği ise günlük magnezyum ihtiyacımızın tamamını karşılıyor. Kabak çekirdeğinin içindeki Omega 3 ve Omega 6 içeriği beyin fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Zihinsel gelişimi olumlu yönde etkiliyor. Ayrıca fosfor içeriyor. Fosfor ise kemik oluşumuna yardımcı oluyor, böbrek fonksiyonlarını düzenliyor. Özellikle erkeklerde belirli bir yaştan sonra ortaya çıkan kemik erimesini önlüyor yahut azaltıyor. Doymamış yağ oranı yüksek olduğundan kandaki trigliseridi düşürüyor.

 Prof. Ahmet Maranki, “Süt içmeyin” diyor. Şaşırıp, itiraz ediyorum. O devam ediyor: “Süt mukustur, faydası yoktur, çocuklar ve ineklerin yavruları içindir. Sütte kalsiyum da yoktur. Ha vardır, ne kadardır? Maruldaki kalsiyum daha fazladır. Bu yüzden erken menopoza girenlere ’Marul yiyin’ daha iyi diyoruz. Bu arada her gün yoğurt yemelerini öneriyoruz

 Dünkü konuşmamızda, “Hastalıkların çoğu tokluktan, deva ise açlıktan gelir” demiştiniz. Peki bağışıklık sistemimizin güçlenmesi için başka nelere dikkat etmeliyiz?

Tabii en önemlisi meyve ve sebzelerin mevsiminde yenmesi… Ocak ayında, kar yağarken Allah’ın yaratmadığı salatalığı, biberi, domatesi yerseniz zararı olur. ’Kanınızın terkibini bozabilir mi?’ diye araştırmak lazım. Ağustos ayında da portakal suyu içemezsiniz, onun yerine Allah karpuzu, kirazı, eriği yaratmış. Onun dediği programa uymazsanız size zarar gelir… Biz, bizim programımızı yapana uyuyoruz, sağlıklı yaşıyoruz.

Yani doğruyu başka yerde aramaya gerek yok diyorsunuz…

Kesinlikle. Bizi koruyacak bir tek şey var, bağışıklık sistemimiz. İlaçlarla netice alınmadığı da ortada. Onun için ne yapacaksınız, sağlıklı düşüneceksiniz, sağlıklı besleneceksiniz, sağlıklı yaşayacaksınız.

Peki olmazsa olmazlar nedir bağışıklığımızı güçlendirmek için?

Bir kere doğal beslenmek lazım. Et, tavuk yemeyeceksiniz, süt içmeyeceksiniz.

Nasıl, anlayamadım? Peki nasıl karşılayacağız protein ihtiyacımızı?

Niye şaşırdınız? Allah 400 bin çeşit nebatat yaratmış. Bunlardan üçü et. Geriye 399 bin 997 tane sebze meyve kaldı. Bakın Akdeniz’de bugün 70 bitki yeniyor. Biz bunların 7 tanesini bile yemiyoruz. Büyük bir oyun var, aldatıyorlar bizi.

Peki siz yemiyor musunuz et, tavuk?

Yemiyoruz. Keçi eti, kuzu eti, keçi peyniri seçiyoruz. Sütün yoğurt, tereyağ gibi mamulllerini yiyoruz. Çünkü, yaşlılara süt olmaz.

Siz yaşlı değilsiniz ki?

Yaşlı derken çocukların dışında. Ergenlerin süt içmesini kozmik bilim uygun görmüyor, onun yerine daha çok sebze yemeliyiz. Çünkü vücudumuzdan atamıyoruz.

Vücuda ne yapıyor da atamıyoruz?

Süt mukustur, faydası yoktur. Çocuklar ve ineklerin yavruları içindir süt.

Peki sizce kaç yaşına kadar süt içilebilir?

7 yaşına kadar.

Ama kemik erimesine karşı düzenli olarak süt, yoğurt ve peynir tüketilmesi önerilir!

Bir kere sütte kalsiyum yoktur. Ha vardır, ne kadardır? Maruldaki kalsiyum daha fazladır. Bu yüzden erken menopoza giren, östrojen hormonu eksilenlere ’Marul yiyin’ daha iyi diyoruz.

Peki ya yoğurt?

Tabii ki her gün yoğurt yemelerini öneriyoruz. Ama doğal sütten kaynatılarak, doğal mayayla mayalanmış yoğurdu. Hazır yoğurtları asla önermiyoruz. Hazır yoğurtlar yerine inek sütü, manda sütü ve keçi sütünden evde yapılmış yoğurtları öneriyoruz. Yoğurt yapılırken kutu süt kullanılmasını önermiyoruz, süte eş değer maddeleri önermiyoruz. Süt tozlarından yapılmış sütleri önermiyoruz.

Artık organik süt bile var kutuda?

Ben yorum yapmıyorum, şunu söylüyorum, kaynatılmış, bilinen yerden gelmiş inek, manda ve keçi sütünden karıştırılarak yapılmış tabii mayayla mayalanmış yoğurtları yenmesini öneriyorum. Sağlıklı yaşayıp, immün sistemini güçlendirmek için…

Peki neden illa yoğurt?

Çünkü yoğurt sütün bütün hususiyetlerine sahip bir gıda maddesi. Aynı zamanda mikrop barındırmayan birkaç yiyecek maddesinden biri… Ayrıca kolesterolün kandaki seviyesini düşürür. Mikrobik sarılıkta antibiyotik gibi iş görür. Büyüme ve gelişmeyi teşvik eder. Kanser oluşumunu önler. Vücudu temizleme özelliği nedeniyle zehirlenme tehlikesi olan kişilere bol yoğurt verilir. Çeşitli bağırsak bozukluklarında ve kurtlarda çok faydalıdır, bağırsakları dezenfekte eder.

Ne kadar yemek gerekir?

Günde 200 gram yeterlidir. Yani aşağı yukarı bir bardak. Artı beyaz ekmek asla yenmeyecek, siyah ekmek tercih edilecek. Çavdar, yulaf, kepek olabilir değişik günlerde.

Beyaz ekmek, ekmek değildir!

Çocuklar peki?

Aynı şekilde. Beyaz ekmek ekmek değildir. Beyaz ekmek yemelerini önermiyoruz.

Artık bilmeyen kalmadı ama uyan yok, siz de üç beyazdan kaçının mı diyorsunuz?

Kesinlikle… Öğünlerinizde 3 beyaz, yani bize göre suni un, suni tuz, suni şekerden uzak durmanızı, bunların yerine zaten bitkilerde olanlarıyla ihtiva etmenizi ve tabii şekliyle kullanılmalarını öneriyoruz. Çünkü beyaz un onlarca işlemden geçerek önünüze gelmekte, tuz rafine edilmekte, şekerse tabiilikten tamamen uzaklaşmaktadır. Üç beyaz üzerinde önemle durmamızın sebebi, bugünkü hastalıkların hepsinde bu suni 3 beyazın çok büyük bir payı olduğu gerçeğidir.

Kitabınızda bütün yemeklerin en sevgilisi ve en iyisi arpa ekmeği, mercimek çorbası ve bal kabağından yapılmış heriz diyorsunuz… Bu yemeği yiyenin 30-40 adam kuvvetinde olacağını söylüyorsunuz. Heriz nasıl bir yemek?

Bu yemeğin nasıl yapıldığını tam olarak bilmiyoruz. Eskilerin söylediği bir yemek. Ama bal kabağı bağışıklık sistemini güçlendirip, bedendeki toksinleri atmak için ideal bir sebzedir. Vücuttaki bütün toksinleri atar. Detoks vazifesi görür.

Bildiğimiz kabak yani?

Biz kamplarımızda onun suyunu içiriyoruz. Bağırsakları temizleyici özelliği var.

Devamlı et yemek kalbi karartır

Et ve tavuk yemeyi neden önermiyorsunuz?

Devamlı et yemek kalbi karartır. 41 gün hiç yağlı ve et yememek doğayı değiştirir. 41 gün hayvansal gıda yemeyenin beden enerjileri yoğunlaşır. Dediğim gibi haftada bir et yiyebilirsiniz ama keçi ve kuzu eti tavsiye ediyoruz. Tavuk yiyecekseniz de hareket etmeden yetiştirilen çiftlik tavuğu değil, gezip dolaşan köy tavuğu yenmeli… Çünkü diğerlerinin yediği yem kendi parçalarından yapılmış, içine dışkısı karışmış, hareket edemediği için… Çiftlik balıklarını da yemeyeceksiniz. Çünkü balıklara verilen de ölü hayvan eti ve kan. Haram dinimizde. Denize attın mı kan oluyor o yem, yiyor hayvan. Bunların eti yenmez zaten. Faydalı değil. Bunun için bu kadar hastalık oluyor.

Dışarıdan tatlı alanın yüzü gülmez

Her şey tabiata uygun olsa sorun çıkmayacak galiba?

Evet. Bir de buğday ekmeği yiyin. Konsantre ürün yemeyin, artı asitli içecekler yani kolalı içecekleri asla evinize bile sokmayın. Bunlar olmazsa olmazlar. Bir de suni tatlılar var. Suni sakkaroz, glikoz, bunları asla kullanmayın. Mesela mısır şurubu veriyorlar. Mısırın geni değiştirilmiş zaten. Bu yüzden ben şöyle diyorum; dışarıdan tatlı alanın yüzü gülmez. Ayrıca her gün yeşil çay içiyoruz, bağışıklık sistemini artırmak için bir avuç badem, ceviz, çekirdekli kuru üzüm, hurma, incir ve kuru kayısı yiyoruz. Bunların bir kısmı immün sistemini güçlendiriyor, bir kısmı toksini atıyor. İncir ve kayısı bağırsakları açıyor, öbürleri de kanı temizliyor. Artı her gün sebze ve mutlaka yemeklerin altına bir tabak salata yiyoruz. Rokadır, maydanozdur, dereotudur, teredir, ne bulursanız ama mevsim salatası… İnsan kurtuluşu mevsim salatasında. Her çayın içine bütün yemeklere tatlı ve çorbalara her şeye limon koyun. tabii…”

 Dünkü konuşmamızda limonlu su, ballı su ve elma sirkeli su için demiştiniz. Nasıl içilmesini öneriyorsunuz peki?

Sabahları bir bardak kaynar suya bir limon sıkın. Özellikle kan yağları yüksek olanlara iyi gelir. Her gün bal şerbeti için, bir bardak kaynar suya bir çay kaşığı bal koyun, içine bir limon sıkın, için. Ya da yarım limon. 100 kiloluk adam bir limon sıksın, 50 kiloluk adam yarım limon.

Neden? Limonun fazlası zarar mıdır?

Tabii.. Kanı sulandırır. Her gece yatmadan bir bardak kaynar suya bir çorba kaşığı elma sirkesi koyup içerseniz, yine bedenin bütün toksinlerinin atılmasına yardımcı olur. Bir ayda 3-4 kilo verdirir, toksinleri atar bedeninizden. Çok önemlidir, kan yağları ve kolesterolü düşürür. Zayıflamaya yardımcı olur.

Günde bir elma tüm vitamin ihtiyacınızı karşılar

Peki günde bir elma yemek bütün vitamin ihtiyacımızı karşılar mı?

Tabii. Her gün mutlaka bir elma yiyeceksiniz. Bedene en uygun meyve ve asit, elma ve elma sirkesidir. Biz bütün kış elma pekmezi yerdik. Üç kardeştik, hiçbirimiz hasta olmadık. İlaç kullanmadık. Ne zaman İstanbul’a geldik, hastalanmaya başladık.2.11.2009

Kaynak:Vatan Gazetesi

 



Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.